MKE Ankaragücü - Çaykur Rizespor maçından sonra yaşanan rezillikler hem ulusal hem de uluslararası basında utanç verici görüntüler ve fotoğraflar eşliğinde ağız dolusu konuşuluyor.
Takımları Şampiyonlar Ligi'nde, UEFA'da, konferans liginde boy gösteren SÜPER! ligin bir kulüp başkanı; takımının oynadığı maçı yöneten hakemi fütursuzca herkesin gözü önünde yumrukluyor. Yetmiyor, yere düşen hakeme tekmelerle saldırılıyor.
Futbolda uzun süredir yaşanan kaotik ortam futbolun adaletine olan güvenin azalmasından kaynaklanıyor. Futbolcular hakemlere güvenmiyor, yöneticiler Merkez Hakem Kurulu'na ve Futbol Federasyonu'na güvenmiyor, yayıncı kuruluş taraflı yayınlar yapıyor ve seyirci kendi takım oyuncuları ve yöneticileri dahil hiç kimseye güvenmiyor.
Hangi takımın taraftarına sorarsan sor; kendi takımları aleyhine kurgulanmış bir sistem var ve herkes kendilerine düşman. Başarısız olmaları için inanılmaz bir düzen kurulmuş ve hakemlerinden Federasyonuna herkes bu düzenin bir parçası. Yorumculara ve zamanında tefe konulmuş eski hakemlerin ekranlarda adalet dağıtmasından bahsetmiyorum bile.
Bu yazdıklarım futbolda düzenin adalet üzerine kurulduğu, sistemin herbir parçasının görevini kusursuz yerine getirdiği anlamına gelmesin. Aslında neresinden tutsan elinde kalan bir yapı var. Baştan aşağı kokuşmuş ve hadi boşaltın şu arenayı da baştan aşağı yıkayalım diyebileceğin kadar leş ve pislik dolu. Köroğlu’nun “tüfek icat oldu mertlik bozuldu” dediği gibi bahis icat edildi futbolda mertlik bozuldu noktasındayız aslında.
Federasyon ve MHK gibi mevkilerde yetki sahibi olanların yetkilerini tam ve zamanında kullanmaması ya da yetkileri mensup olduğu camia adına taraflı bir şekilde kullanarak adalet dağıtıcılara baskı yapması ve adaletsiz görevlendirmeler ile tetiklenen süreç, futbolcuların sahada agresif davranışlarına, yöneticilerin tehditkar açıklamalarına, taraftarın izledikçe ve dinledikçe bilenmesine ve nihayetinde şiddete neden oluyor.
Dönüp memleketin genel ahvaline baktığınızda da durum çok farklı değil. Adaletin yerini bulmasını devlet sağlamadığında kişiler kendi adaletini sağlama yoluna gidiyorlar. Gazeteleri üçüncü sayfaları bu dağıtılan adaletin örnekleri ile dolu ne yazık ki. Futbolda şiddet ve şiddete yol açan açıklamalar da bu olayla başlamadı, uzun süredir tehditler havada uçuşuyor. Her maçtan sonra yöneticiler hakemleri tehdit ediyor, düdük astırmaya kalkıyor, birisi Federasyonu sezonu bitirtmemekle suçlarken diğeri bizden birisi gidip tokatlarsa şaşırmayın diyor. Artık izlediğimiz şey ne bir spor ne de futbol. Adına kaos mu dersiniz orta oyunu mu dersiniz bilmiyorum ama şiddete çağıran davetkar açıklamalara gereken cevap verilmediği, insanlar adaletli davranıldığına inanmadığı için herkes kendi adaletini sağlamaya çalışıyor.
Somali Cumhurbaşkanının oğlu motokuryelik yapan bir vatandaşımızın trafik kazasında ölümüne neden olduğu halde elini kolunu sallaya sallaya ülkeden ayrılabiliyorken, Türk Hukukunda normlar hiyerarşisinde en üst sırada yer alan ve Kanunların, Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasa'ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetleyen Anayasa Mahkemesi'nin kararları yok sayılıyor ve tartışılır hale getiriliyorken, kara para aklamak için güzellik salonları açanlardan tutun da konut kiralarındaki artışlarla ilgili hem kiracı hem ev sahibinin mağdur olmasına kadar devlet olarak adaleti sağlayamadığınızda herkes kendi adaletini sağlamaya, cezayı kendi kesmeye çalışıyor ne yazık ki.
Sözün özü toplumsal ahlaki çöküşümüzün tezahürünü yeşil sahalarda görüyoruz. Konu özeline dönersek yumruğu atan tutuklandı, üyesi olduğu partiden ihraç edildi, başkanlıktan istifa etti ya da ettirildi evet ama adaleti eşit dağıtamayanlara, adalet duygusunu yok edenlere, 6222 Sayılı Yasa'yı uygulamayanlara yine dokunulmayacak mı? Onlar koltuklarında oturmaya devam mı edecek?
Mehmet Büyükekşi ve ekibi yine sütten çıkmış ak kaşık mı olacak?