SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Sığınmacı sorunu

Yazının Giriş Tarihi: 31.07.2021 11:52

Suriye'de iç savaşın başladığı 2011 yılında Suriyeliler'in kontrolsüz olarak sınırlarımıza girmesi ile başlayan sığınmacı sorunu, bugünlerde Afganistanlılar'ın kontrolsüz bir şekilde İran üzerinden akınlar halinde gelmesi ile yeniden gündemin ilk sıralarına oturdu. Daha önceki yazılarımda da yaşanan göçün uzun vadeli birçok sorunu beraberinde getireceğini dile getirmiştim. Ülke sadece Suriyeliler nedeni ile çıkan hesabı ödemekte bile zorluk çekerken yeni bir istilanın sonuçları çok daha vahim olacaktır.

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim ve sonra konuyu irdelemeye başlayalım. AB tarafında Suriyelilerin başta ülkemiz olmak üzere Avrupa kıtasına geçişleri nedeniyle "geçici sığınmacı" kavramı uydurulmuş ve iç savaş yüzünden geçici olarak kabul edilen bu insanların uygun şartlar oluştuğunda kendi ülkelerine dönmesinin sağlanacağı karar altına alınmıştı.

Aradan geçen 10 senenin sonunda bizlerle birlikte yaşayan o kadar çok Suriyeli var ki, ticaret yapan, çalışan, çocuk doğuran, büyüyen, bayram ziyareti için memleketine gidip geri gelen, hatta memleketinden kız alıp onu da Türkiye'ye getiren!!! Geçici olduklarına artık kimse inanamıyor. Hatta iktidar partisinden bazı isimler onlar giderse ekonominin çökeceğini bile söylemeye başladılar. Bu kabul edilebilir değildir. Geçici sığınmacıların geri dönüşleri için Suriye hükümeti ile resmi temaslar kurulmalı, muhakkak ortaya bir plan konulmalı, oluşturulacak plan çerçevesinde geri dönüşleri sağlanmalıdır. Bunun aksi bence kabul edilebilir değildir. Nitelikli yabancı insanların ülkemizde okuması, çalışması oturma izni almasına kesinlikle karşı değilim ancak toplam nüfusunun yüzde 15'ine varan yabancıyı kendi potamızda eritmemiz mümkün değil, bu insanları kendi yaşam tarzımıza adapte etmemiz mümkün değil. Başta da yazdığım gibi bu bir istiladır.

Demografik yapının bu kadar büyük bir hızla değişmesi toplum dinamikleri açısından başlı başına bir sorundur. Mevcut nüfusun yaş ortalamasına karşılık sığınmacıların yaş ortalaması, mevcut nüfusun şehirlilik oranına karşılık sığınmacıların şehirlilik oranı, mevcut nüfusun üreme potansiyeline karşılık sığınmacıların üreme potansiyeli, mevcut nüfusun eğitim düzeyine karşılık sığınmacıların eğitim düzeyi ve daha birbirinden tamamen farklı birçok madde sayabiliriz. Bu farklılıkların varlığı bile sorun demek aslında. Toplum olmak topluluk olmaktan çok farklıdır. Her birisi farklı enstrüman çalan 30 kişiyi kontrolsüz şekilde bir araya koyduğunuzda güzel bir müzik dinleme şansınız var mı? Yok. Portes göçün toplumsal değişimdeki etkisinin temelde üç faktöre göre şekillendiğini belirtir; Göç eden kitlenin büyüklüğü, göç hareketinin süresi ve göç eden kitlenin sosyal bünyesinin özellikleri. Bu kadar kısa sürede, bu kadar çok sayıda ve bu kadar farklı kültürlerden insanın Anadolu'da bir ahenk oluşturmasını beklemek yalnızca ahmaklık olarak kabul edilebilir.

Sonuçlarının kabul edilebilir olması için, sınırdan giriş yapan kimselerin kayıtlarının tutuluyor olması, hangi bölge ve şehire ya da köye yerleşeceklerinin önceden karar verilmiş olması, hangi evde kalacaklarının biliniyor olması, kaldıkları süre içerisinde ne ile iştigal edecekleri yani dil eğitimi mi alacaklar, meslek mi öğrenecekler, çalışacaklar mı, çalışmayacaklarsa ne kadar mali yardım alacaklar, bunların hepsinin kararlaştırılmış olması gerekir.

Belirlenen yerlere yerleşen sığınmacıların da verilen reçete veya talimata uygun yaşayıp yaşamadıklarının her daim kontrol edilmesi gerekir. Aksi halde bu insanlar bir belirsizliğe terke edilip başı boş bir halde ülkede dolaşmalarına müsaade edilirse ya vicdansızlara köle olarak hayatlarına devam ederler ya da hayatta kalmak için bir süre sonra hırsızlık , uyuşturucu ticareti, cinayet gibi adli vakalara bulaşmak zorunda kalırlar. İkinci bir alternatif ise sınır bölgesinde kurulacak olan toplama kamplarında hayatlarını idame ettirmelerini sağlamak olabilir. Toplama kamplarının düzeninin detaylı bir şekilde planlanmış olması, asgari ve insani yaşam koşullarının oluşturulmuş olması gerekir. Ne zaman geri dönecekleri belirli olmayan insanların yıllarca bu kamplarda tutulması çok kolay değil tabi ki.

İyi ama sığınmacıların ne zararı var onlar da hayatını korumak için ülkesinden kaçan zor durumda olan insanlar değil mi? Yardıma ihtiyacı olanın elinden tutmak Türk milletinin  en güzel vasıflarından değil mi? Evet öyle ama kendi vatanının ve milletinin bekası pahasına mı?

Bu kadar kontrolsüz bir süreç ne gibi sıkıntılar neden olacak kısaca özetleyelim o halde.

Sığınmacı olarak gelen ve yerleşenlerin zor durumundan faydalanan işverenler tarafından kayıt dışı çalışmaya zorlanması, ucuz iş gücü olarak görülmesi hem kendi vatandaşlarımızın çalışabileceği işlerin sığınmacılar tarafından işgal edilmesi anlamı taşırken hem de kayıt dışı ekonominin daha da artması ile sonuçlanacak. İçlerinde kendi işini kurup vergisini ödeyenler olabilir ama genele baktığınızda bu tabloyu çok net görebilirsiniz. Hali hazırda iş gücü planlaması zaten yapılamıyor. Bir yandan işsiz üniversite mezunu ordusuna sahibiz, diğer yandan 5-6 bin lira maaş ile kaynak ustası, tır şoförü bulamayan işverenler var. Vasıflı işlerde çalışacak insan kaynağı boşluğunu da sığınmacılarla doldurursak istihdam sorunu zirve yapacak işsizler ordusu katlanarak artacaktır.

Gıda, enerji, su gibi kısıtlı kaynakların tüketiminde yaşanan artış nedeni ile yetmezlik hali oluşacak, ithalatımız ve cari açığımız artacak zaten kötü durumda olan ekonomimize bir darbe daha vurulacak. Özellikle gıda ürünlerinde yaşanan fiyat artışlarının temelinde pandeminin de etkisi ile arzın talebe yetişememesi olduğunu zaten biliyoruz. Tüketime dayalı üretim planlaması yapamıyoruz, ülkemizde kendimize yetecek kadar hayvan yetiştiremiyoruz, tarım alanlarını verimli kullanamıyoruz hemen tüm kalemlerde ithalat ile ihtiyaca cevap verebiliyoruz. Doğal olarak saydığımız kalemlerde fiyat artışları yaşanacak ve enflasyonda artış olarak rakamlara yansıyacak. Geliri düşen halkın artan fiyatlar nedeni ile satın alma gücü daha da düşecek. Yüksek enflasyon nedeni ile faizlerin düşürülmesi mümkün olmayacak. Yüksek faiz sıcak parayı beraberinde getirecek, sıcak paranın giriş çıkışları aşamasında dövizde yüksek dalgalı hareket ve yukarı yönlü ivme artacak. Gelen para yatırıma dönüşmeyecek, yastık altı para döviz ve faizde değerlendirilecek artan nüfusa karşılık istihdam azalacak.

Hali hazırda eğitim kalitesini yükseltemeyen bir ülke olarak aynı dili konuşmayan çocukların Türkçe öğrenmesi, Türk dilinde matematik fen ve sosyal bilimler öğrenmesini sağlamak, kendi dilinden başka bir dil bilmeyen yetişkinlere dilimizi öğretmek ve uyum sorununu ortadan kaldırmak gerekecek. Birçok şehirde mevcut okullarda fiziki  yetersizlikler nedeni ile ikili eğitim yapılıyor. Okul yetersiz, öğretmen sayısı yetersiz. Kendi çocuklarımıza sağlayamadığımız şartları sığınmacılara da sunamayacağız. Kendi çocuklarımızın aldığı eğitimin kalitesi daha da düşecek. Orta gelir grubu aileler çocuklarını özel okullara göndermeye çalışacak, özel okulların sayısında artışla birlikte fiyatlarda daha radikal artışlar göreceğiz.

Sağlıkta kayıt sistemimiz olması gereken noktalara çok yakın durumda. Hangi çocuğumuza hangi aşıyı ne zaman yaptırmışız, kimin hangi bulaşıcı hastalığı var, kim kanser hangi ilacı kullanıyor, bunu kolaylıkla takip edebiliyoruz. Devletin ve vatandaşın cebinden harcadığı para yüksek doğrulukla biliniyor. Sığınmacı olarak gelenleri ise bu anlamda tanımak mümkün değil. Toplumda eradike edilmiş yani ortadan tamamen kaldırılmış hastalıkların bu kitlelerle birlikte yeniden baş gösterdiğini görüyoruz, göreceğiz. İçinde bulunduğumuz pandemi koşullarında büyük kitleler halinde hareket eden sığınmacıların ne izolasyonu mümkün ne de hijyeni. Covid-19 aşısı bulmak için Sağlık Bakanlığının kırk takla attığı bir ortamda bu insanlara aşı yapmıyoruz demek pandemi ile yaşamaktan mutluyuz demektir. Aşı yapmak için ise aşı bulmak ve maliyetine katlanmak gerekecek. Hasta olanların kimlik numaraları bile yokken  hastanelerde yatışı, kayıtlarının tutulması, tedavi bedellerinin üstlenilmesi önemli sorunlar olarak karşımıza çıkacak. Devlet hastanelerinde kamu tarafından harcamaların karşılanması verdiğimiz vergilerin sığınmacıların sağlık giderlerine akması anlamına gelecek. Ödemelerini ceplerinden yapmaları ise kayıt dışı sağlık hizmet sunumu hızla artıracak merdiven altı Afgan doktorlar çoğalacak, hekimlik yetkisi olmayan kişiler bu insanlara sağlık hizmeti vermeye çalışacak. Sağlık sorunları daha da büyüyecek. Gebelerin takibi sağlıklı bir şekilde yapılamayacak, anne ve bebek ölümlerinde artış yaşanacak.

Toplumlar arasındaki kültürel ve ahlaki değerlerin farklı olması sorun olacak. Kiracılık kültürü, misafir kültürü, sosyal anlayış, yeme içme kültürü,  kurallara uyum ve hoşgörü gibi kavram farklılıkları insanların birbirlerine bakışlarını farklılaştıracak ve hasmani hisler daha da derinleşecek. Yaşanan problemler sığınmacıları bir arada yaşamaya ve ortak kültürlerini hayatta tutmaya devam etme ihtiyacı hissettirecek. Birlikten kuvvet doğacak, topumsal çatışmalar (kastedilen fiziki çatışma hali değil elbet ) alevlenecek.

Zamanla birlik içerisinde yaşamanın faydalarını gören sığınmacılar dernek, vakıf ve hatta siyasi oluşumlar kuracaklar. Kendi milletinden insanları destekleyecek, yükselmesini sağlayacak ve kendi içerisinden liderler çıkaracak. Ayrılıkçı veya ayrıcalıklı talepleri olacak ve bu talepler uluslararası arenada destek bulacak. Büyük Ortadoğu Projesinin en önemli ayağı olan Türkiye ayağında operasyon derinleştirilerek Türk-Kürt ayrımına Suriyeli ve Afgan kökenli olanlar eklenerek parçalanma süreci hızlandırılacak.

Belki bir kısmına bu anlattıklarım korku senaryosu ve hayal ürünü olarak gelebilir ancak sebep sonuç ilişkisi açısından bakarsanız senaryonun bu olduğunu göreceksiniz.

Esas sorulması gereken soru; neden ABD'nin Afganistan'dan çekilmeye karar vermesi ve Türkiye'nin Kabil Havaalanını kontrol etmeyi kabul etmesinin ardından bu göç hareketi başladı. Nasıl oluyor da binlerce kilometre uzaklardan bu insanlar ellerini kollarını sallayarak geliyorlar, kevgire dönmüş sınırlardan kimsenin dur ihtarı ile karşılaşmadan geçebiliyorlar. Neden yetkililer bu duruma müsaade ediyorlar? Yoksa bizim bilgimiz dışında yapılan bir anlaşma mı var? Eğer böyle bir anlaşma yapıldıysa neden sığınmacıların kontrollü bir biçimde kabulü gerçekleştirilmiyor? Neden fotoğraflara yansıyan Afganlar'ın tamamı genç erkek? Kadın ve çocuklarını neden geride bırakıyorlar? Gelenler arasında Taliban sempatizanı, yandaşı veya üyesi var mı? Neden komşu ülkeler olan İran, Pakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan değil de Türkiye? Neden diğer NATO ülkeleri çekilirken geride kalan Türkiye?