SON DAKİKA
Hava Durumu
Yazının Giriş Tarihi: 15.01.2022 01:16

Omicron ve Turkovac

Koronavirüs salgınının başından bu yana dünyada ve ülkemizde hiç görmediğimiz kadar çok vaka tespit edilmeye başlandı. 422 bin 28 test ve tespit edilen 77 bin 722 vaka sayısı ile gelen üçüncü dalga şu ana kadarki en büyük dalga olarak kayıtlara geçti. Buna karşın ne Kasım 2020 ve Nisan 2021'de olduğu kadar hastayı hastaneye yatırmamız gerekiyor ne de o zamanlar kaybettiğimiz kadar çok insan kaybediyoruz.

Dünya geneline baktığımızda da en çok vaka görülen zamanlardan 4 kat fazla vaka tespit ediliyor bugünlerde, buna karşın en çok ölümün görüldüğü Ocak 2021’in neredeyse yarısı kadar. Bunun sebebi olarak omicron varyantının virülansının düşük olması yanında aşılamanın artmış olması da gösterilebilir. Aşılamanın hiç de az olmadığı dönemde baskın varyant olan delta varyantı hastaneye yatış ve ölümle sonuçlanma noktasında oldukça agresifti, benim gözlemim omicronun diğer varyantlara göre daha iyi huylu olduğu yönünde.

Sağlık Bakanlığı da benzer düşünüyor olacak ki, son alınan kararlarda artık yalnızca semptomlulara test yapılacağını, tam aşılı olanların temaslı olmaları halinde karantinaya alınmayacakları açıklandı. Yüksek pozitif sayısı, hastaneye yatan az olduğu sürece bir anlam ifade etmiyor ve düşük etkili virüsle ne kadar çok kişi enfekte olursa o kadar iyi diye düşünülüyor olabilir. Tabi aşısızların enfeksiyonu konusu dert olmaya devam edecek.

Her gün artan pozitif vaka sayısının önem taşıdığı bir konu var ki o da izolasyon şartı nedeni ile iş gücüne katılımın azalması ve özellikle hizmet sektörü başta olmak üzere çalışacak eleman bulamama sorunu. Kapalı iş ortamlarında pozitif çalışan sayısının hızla artması gidenin yerine koyacak eleman bulamama, departman kapatma, alan birleştirme veya kalanlar üzerinde ilave mesai yükü gibi çözümler üretilerek giderilmeye çalışılsa da vaka sayısının daha da artması bir çok iş kolunda zorunlu iş durdurma ile sonuçlanabilir. Bu nedenle izolasyon koşulları belirlenirken bu hususlar dikkate alınmak zorunda. Kitlesel bağışıklık denemesine sırf bu nedenle bile girilmemeli diye düşünüyorum.

Verilen vaatlerden, çok geç de olsa yerli üretim aşımız piyasa sürüldü. Turkovac, hâlihazırda kullanımda olan Sinovac isimli aşı ile aynı teknoloji kullanılarak üretilmiş bir aşı. Bu nedenle karşılaştırmalarda Sinovac kullanılıyor. Önceki yazılarımı okuyanlar hatırlayacaklardır, aşılamanın ilk başladığı zamanlarda Sağlık Bakanlığı’nın Sinovac tercihini doğru bulduğumu belirtmiştim. O dönemde Biontech’in üretiminde kullanılan yöntem ile daha önce hiç aşı üretilmemiş olması, ilk çıktığında açıklanan saklama koşullarının zorluğu, kısa dönem yan etkilerine dair bilgimiz olsa da uzun döneme ilişkin için belirsizliklerden dolayı tercihimi Sinovac’tan yana kullanmıştım.

İlk aşılamanın üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti, o zamandan bu yana yapılan aşıların sonuçlarını izliyoruz ve gayet olumlu olduğunu görüyoruz. Hala uzun dönem yan etki verisi yok elimizde ancak ortaya çıkan varyantlar ki, özellikle delta varyantı yüksek virülansı ile Biontech aşısını tercihlerde ilk sıraya yükseltti. Üstelik Sinovac aşısının deltaya karşı koruyuculuğunun oldukça düşük kaldığını da düşünürsek bu noktadan sonra bir şekilde Biontech aşısını olanlar için Turkovac aşısı olmanın bence bir anlamı kalmıyor. Hatırlatma dozlarının Bakanlıkça belirlenen takvimde ve yine aynı aşı ile yapılması yerinde olacaktır. Hiç aşı olmayanlar için ne yapmalı derseniz onlar için de Biontech ilk sırada değerlendirilmeli diye düşünüyorum. Zaman içerisinde yaşanan gelişmeler bu tercihlerde değişikliğe yol açar mı onu da birlikte göreceğiz.

Turkovac aşısı ile birlikte Covid enfeksiyonu için aşı üreten 9 ülkeden birisi olduk. Küçümsenecek ya da hafife alınacak bir başarı değil ancak kendimizi dev aynasında görmeye de gerek yok. Bu topraklarda ilk aşının çiçek hastalığına karşı yapıldığına dair 1721 tarihli belgeler mevcut olmakla birlikte ilk kuduz aşısı 1887 yılında üretilmiştir. Refik Saydam Hıfzıssıhha Müessesesi 27 Mayıs 1928 tarihinde kurulmuş bu enstitüde tifo, tifüs, difteri, BCG, kolera, boğmaca, tetanoz, kuduz aşıları seri üretimle oluşturulmuştur, yani nereden baksanız 130 senedir bu topraklarda aşı üretiliyor zaten. Ne yazık ki sağlıkta dönüşüm programı çerçevesinde 2011 yılında bu enstitü kapatılmıştı.

Turkovac’a gelirsek benim de mezun olduğum Erciyes Üniversitesi’nde 5 Kasım 2020'de başlayan çalışmalar sonucunda Prof. Dr. Aykut Özdarendeli ve ekibi tarafından yoğun çabalar ve emek sarf edilerek hazırlanan bir aşı. Teknolojisi Sinovac ile benzer yani zayıflatılmış virüs aşısı. Sağlık Bakanlığı tarafından acil kullanım onayı verildi ve kullanıma sunuldu. Şu an bizden başka hiçbir ülkenin bakanlığı veya yetkili kurumu tarafından acil kullanım onayı almış durumda değil ama zaman içerisinde olacaktır diye tahmin ediyorum. Bu onay süreçlerinin tamamlanarak üretilen aşının dünyada aşıya ulaşma şansı olmayan ülkelere ihraç edilmesi hem ticari fayda sağlayabilir hem de aşıya erişemeyen toplumlar için bir fırsat olabilir. Bu konudan bahsetmişken Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi'nin üretilen bu aşıyı “solüsyon” diyerek alçaltması da kabul edilemez. Çok sayıda emekçinin alın teri var bu aşının üretiminde. Tam tersine bu çabaların desteklenmesi, aşı üretiminin ne kadar önemli olduğunun vurgulanması ve Hıfzıssıhha benzeri bir yapının yeniden hayata geçirilmesi için çaba sarf etmesi gerekenlerin bu yaklaşımını kabul edilemez buluyorum. 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI