Marmara ağlıyor!

Cemal TURHAN 02 Haziran 2021 Çarşamba, 22:03

Takvimler 2017 yılı Haziran ayını gösterirken uydu görüntüleri eşliğinde Karadeniz'in büründüğü harika rengin hikayesi ifadeleri ile servis edilen haberlerden Marmara Denizi feryat ediyor şekline dönüşen fitoplankton haberleri; doğanın sessiz çığlığını yeniden duymamıza ve hissetmemize neden oldu.

Fitoplanktonlar ya da sık kullanılan ismiyle musilaj (deniz salyası), Marmara Denizi'nin nasıl bir felaketin eşiğinde olduğunu bize anlatıyor.

Konu hakkında, yazılı, görsel ve internet medyasındaki haberlerden yeterince bilgi sahibi olmuşsunuzdur. Esas sorun musilajın varlığı değil, denizlerde doğal yaşamın bir parçası olan fitoplanktonların anormal derecede çoğalması ve beklenenden çok uzun süre kalması.

Denizin yüzeyinde görünen tabaka aslında buzdağının görünen parçası. Yapılan değerlendirmelere göre musilajın 30 metre derinliğe kadar indiği ve bu derinliğe kadar canlı hayatını tehdit ettiği yönünde. Bir canavarı andıran ismi ile fitoplanktonlar aslında faydalı tek hücreli canlı topluluğu ve sudaki karbondioksiti tüketerek oksijen oluşturuyorlar. Besin döngüsünde çok önemli görevleri var ve neredeyse ekosistemin temel yapıtaşlarından birisi ama toksin üreten türleri de var ve aynı zamanda ölürken oksijen tükettikleri için bulundukları bölgelerde oksijenin hızla azalmasına da neden olabiliyorlar. Özetle doğadaki süreç muhteşem bir denge içerisinde. Dengeyi bozduğunuzda hayatı bozuyorsunuz.

Musilaj gündemimize gireli neredeyse bir ay oldu. Hemen hergün konuyla ilgi haberler medyada yer alıyor ancak bunu bir sorun olarak gören ve sorunun çözümüne yönelik adım atan yönetim anlayışını hiç görmedik. Bilim adamları Marmara Denizi'nin iflasın eşiğinde olduğu konusunda hemfikir. Bunun temel sebebi olarak ise arıtma işlemi gerçekleştirilmeden yapılan derin deşarj işlemi gösteriliyor. "Derin deşarj" adının afilli olduğuna bakmayın. Bu işlem, atıkların herhangi bir işleme tabi tutulmaksızın deniz altından kıyıdan 500 metre ileriye boşaltılması, atıkların olduğu gibi atılması işlemi. Derin drenaja son verilmesi; musilajın çözümü için kısa vadeli bir fayda sağlamasa da yeniden aynı sorunla karşı karşıya kalmamamız için çok önemli. Diğer iki önemli neden ise küresel ısınmaya bağlı olarak deniz sıcaklıklarının artması ve denizlerdeki durağanlık.

Musilajı yok etme konusunda şu ana kadar somut bir adım atılmış değil. Konunun uzmanı olmadığım için benim de bir önerim olamayacak ne yazık ki ama dikkat çekmek istediğim birkaç nokta var.

Merak ediyorum, Marmara Denizi'ne kıyısı olan şehirlerin belediye başkanları ortak çözüm üretmek için neden bir araya gelmezler, neden böyle önemli bir sorun için bilim kurulu oluşturulmaz? Neden, derin deşarj işleminin yasaklanması için adımlar atılmaz ve derin deşarj alanları denetlenerek uygun değerlere sahip olmayanlar hakkında neden yasal işlem yapılmaz? Neden sorunun çözümü için ortak bütçe oluşturulmaz, neden Marmara Denizi'ni korumak adına fabrikaları, insanları, işletmeleri hatta belediyeleri denetleyecek bağımsız bir mekanizma kurulmaz? Neden Kanal İstanbul projesinin bu soruna etkisinin ne olacağı araştırılmaz ve yalnızca siyasi irade ile yapılmasına karar verilir?

Kanal İstanbul demişken; ciddi ekolojik etkilerinin olacağı birçok bilim insanı tarafından dile getiriliyor. Bu konuda ciddi kaygılarımız var. Konusunda uzman bilim insanları tarafından ciddi bir simülasyon yapılmadan adım atılması doğru değil.

Musilaj sorununu kalıcı bir biçimde çözemezsek balıkçılıktan turizme, gıdadan sağlık sektörüne kadar tüm sektörler bu sorundan fazlasıyla etkilenir. Marmara Denizi'ni koruyamazsak insanımızı, ekonomimizi ve varlığımız koruyamayız.