SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Tutkunuz bildiğiniz gibi mi?

Yazının Giriş Tarihi: 12.07.2022 22:40
Yazının Güncellenme Tarihi: 13.07.2022 08:03

Türk tiyatrosunun duayenlerinden, 1987–1994 döneminde Bursa Devlet Tiyatrosu müdürlüğü yapmış, ki Feyha Hanım devlet tiyatrolarında müdürlük görevine atanan ilk sanatçıdır, Bursa Devlet Tiyatrosu sanatçısı sevgili Feyha Çelenk arayıp da “Canancığım, kızımın bir kitabı çıktı, kendisiyle tanışmanı çok isterim.” dediğinde, “Çok memnun olurum Feyha Hanım ama ben şu anda İstanbul’dayım, Bursa’ya dönünce tanışalım.” dedim. Feyha Hanım, “Benim kızım da İstanbul’da yaşıyor zaten” demez mi! Hemen karşılıklı telefon numaraları verildi, Feyha Hanım’ın kızı ile hemen konuştuk ve 5 Temmuz günü buluşmak üzere sözleştik.

Emindim ki iki “okur-yazar”ın buluşması çok keyifli geçecekti.
Biliyordum ki, okuyup yazan kişilerin kitap üzerine, yazı üzerine, hayat üzerine konuşacak çok ama çok şeyi vardı. Çünkü yazarların dünya ile derdi vardı.
Lakin “Bildiğin Gibi Değil” romanının yazarı Fatma Çelenk kimdi bilmiyordum. Kendisini hiç tanımıyordum.
Her şeyi bilen Google’a bir danışayım deyip hemen bir ön araştırma yaptım.
Eğitimi sağlam temellere dayalı, iş dünyasında hatırı sayılır bir yer sahibi, pek çok güzel ve itibarlı işe imza atmış güzel mi güzel bir kadın çıktı karşıma.
Kitabın tanıtım günlerinde çekilmiş fotoğraflarda Fatma Çelenk’in yüzünde, tüm çalışma hayatının üzerine ilk romanını okuyucu ile buluşturmuş olmanın haklı gururu yansıyordu.

***

5 Temmuz günü Fatma Çelenk ile Galataport’taki Baylan’da oturmuş, Boğaz’ın eşsiz manzarası karşısında sohbeti koyultmuştuk bile.
Ortak dostlar, yazılar, kitaplar, dünya ve memleket meseleleri… Konuşacak o kadar çok konumuz vardı ki…
Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar mezunu olduğundan, Bursa Anadolu Lisesi’nde okurken ilk öykü denemesiyle Türkiye ikinciliği elde ettiğinden, iş hayatına yönelik yazılarının birçok dergi ve bloglarda yayınlandığından, üniversitelerde seminerler vermeye devam ettiğinden bahsetti.
Daha sonra kitabın yazılma öyküsünü anlattı. Arkadaşı Hale Doğan’ın kendisiyle bir bağlantı paylaşması ile başlayan heyecanlı yolculuğun Mario Levi’nin yaratıcı yazarlık atölyesinde gelişmesi, atölye çalışmaları sırasında yarattığı bir karakterin bu romanın ilk tohumu oluşu, o tohumun çatlayarak dal budak salışı, çiçeğe duruşu ve romanın raflara çıkışı ile mola veren bir yolculuktu onunkisi…
Dikkat ettiyseniz yolculuk nihayetlendi demedim, mola verdi dedim.
Çünkü yazmak yazmadan duramamaktır. Yazı, sizi sonsuzluğa taşıyan sonsuz bir yolculuktur.

Bizim o gün iki kadın ve iki yazar olarak neşe ve heyecan içinde ettiğimiz sohbet, kitabın tarafıma imzalanması ve benim de kitabı bir an önce okuyacağımın sözünü vermem ile nihayetlendi.
Söz verdiğim üzere Bursa’ya döner dönmez okudum kitabı. Konunun ve işlenişin ilginçliği yazının akıcılığı ile birleşince kitabı iki gün içinde bitirdim.
Birbirinden ayrı görünen ama iç içe geçmiş hayatlar, birbirinden uzak görünen ama birbirine dokunan zamanlar, fonda akan, benim de bire bir şahit olduğum, Türkiye’nin 70'li, 80'li, 90'lı yılları ve bugünler…
Sayfalarda akıp giden olaylar ne kadar da tanıdıktı…

Ben dünyadan habersiz büyürken yaşananlar, ben dünyayı tanımaya başlarken yaşananlar, ben dünya sarmalına kapılmış iken yaşananlar gözümün önünden geçti bir bir.
Darbeler, depremler, yangınlar, patlamalar, aşklar, ayrılıklar, heba olmuş hayatlar, yitip giden hayaller, açmadan dalında kuruyan güller, hevesleri kursağında kalmış gençler, doğanlar ama büyüyemeyenler, yıllar geçtikçe artan toplumsal baskılar ve ülkenin profilinin her geçen gün değişimi…
Tarih kitaplarından birer paragraf olarak yer alan olaylar, roman vesilesi ile ülkenin sosyal tarihine notlar düşüyordu.
Kitap insanı, “Öykü zamanlar arasında gidip gelirken geçmiş ile bugün acaba nerede buluşacak?” diye düşündürtüyordu.
Ben okudum ve nerede kesişip nerede buluştuklarını gördüm.
Ama söylemem…
Mona Kitap’tan çıkan ve ikinci baskısını yapan kitap, “internet üzerindeki kitap marketlerde satışta” der geçerim…

***

Pandemi döneminde evlere kapandığımızda kimileri ahlayıp vahladı, kimileri de yıllardır zaman bulamadığı hobilerine şöyle bir göz kırptı.
Resim yapmak isteyip de zaman mı bulamıyordun? Buyur, bütün zamanlar senin.
Kitap okumak isteyip de zaman mı bulamıyordun? Buyur, bütün zamanlar senin.
Yazı yazmak isteyip de zaman mı bulamıyordun? Buyur, bütün zamanlar senin.
İstersen dikiş dik, istersen örgü ör, istersen enstrüman çal, istersen şarkı söyle, istersen evin altını üstüne getir, zamansızlıktan ötelediğin o büyük dolap temizliğini yap.
İşte bütün zamanlar senin…
Evdeki ahaliyi üç öğün doyurmaktan, çocukların başına oturup ders çalıştırmaktan ya da bizzat evden “onlayn” çalışmaktan zaman mı kaldı dersen, vallahi sen de haklısın.
Ama şunu da unutma, tutkuyla yapmak istediğin bir şey varsa o kendisine zaman bulur.
Mesele içindeki o tutkuyu keşfedebilmekte.
Mesele, tutkunuz bildiğiniz gibi mi değil mi onu öğrenmekte…
Çünkü yapanlar “zaman çokluğundan” yapmıyor.
Çünkü onlar tutkusunu öncelik sırasının en tepesine yerleştiriyor.
Çünkü onlar tutkusunun peşinde verdiği emeklerden müthiş zevk alıyor…

***

Gördüğünüz üzere, Fatma Çelenk, Pandemi’nin yarattığı boşluğu, kendi içindeki bir boşluğun doldurulmasına harcamış.
Ben deseniz, durmaksızın yazıyorum. Sonra bir bakıyorsunuz o yazıları tema tema toplayıp kitap haline getiriyorum.
Biz iki “yazan” kadın, ikinci buluşmamızda “yazı ve kitap” üzerine daha detaylı konuşup, “editasyonla” ilgili teknik konuları masaya yatıracağız.
Ve bu buluşma ile birbirimize değer katmaktan bambaşka bir keyif alacağız…