SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Türk kadınının savaşı başka

Yazının Giriş Tarihi: 19.03.2019 21:33

Ortalama 70 yıllık ömrümüzde öğrendiklerimiz ne kadar çoksa, bilmediklerimiz öğrendiklerimizden daha çok. Lakin bilmediklerimizi öğrenmenin yolları da çok. Yeter ki öğrenmeye, sonra da öğretmeye niyet edelim...
Uludağ Üniversitesi Azerbaycan Kültür ve Sanat Topluluğu tarafından Azerbaycan Kültür Derneği Bursa Şubesi katkılarıyla düzenlenen "Türk Dünyasında Kadın Hareketi" başlıklı panelde Azerbaycan Kültür Derneği Bursa Şubesi Başkanı Eczacı Handan Askeran Ton ile Bursa Uludağ Üniversitesi Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (UKAM) Müdürü Prof.Dr. Handan Asude Başal birer sunum yaparak bizlere birazbildiklerimizi ve hiç bilmediklerimizi anlattılar.
Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Uğur Mumcu Salonu'nda gerçekleşen programda Handan Askeran Ton'dan Türk dünyasında kadının konumunu, Prof.Dr. Handan Asude Başal'dan ise "Geçmişten Günümüze Ülkemizde İz Bırakan Kadınlar"ı dinledik.

Prof.Dr. Handan Asude Başal, Handan Askeran Ton

BUÜ Azerbaycan Kültür Sanat Topluluğu'nun Başkanı Solmaz İsamayılova etkinliğin açılışında yaptığı kısa konuşmada, "Türk dünyasına gönül verip Türk dünyası için çalışmak herkesin yapabileceği bir iş değil. Bizim önceliğimiz Türk dünyasına gönül vermek. Bugün bu toplantıdan çıktıktan sonra Türk dünyası ve Türk kadınları hakkında daha berrak fikirlere sahip olabileceksiniz. Türkçülüğün yolu geçmişine sahip çıkmaktan geçer." diyerek, genç arkadaşlarına panel boyu ânda kalmalarını ve Prof Dr. Handan Asude Başal ile Handan Askeran Ton'un sunumlarını can kulağıyla dinlemelerini önerdi.

Solmaz İsmayılova Uludağ Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencisi. Azerbaycan'dan gelerek Türkiye'de eğitim hayatını sürdüren, insanın ümitlerini yeşertecek kadar vatanına aşık, gencecik ve kocaman yürekli bir genç. Solmaz aynı zamanda Bursa Uludağ Üniversitesi Proje Atölyesi Gönüllüsü ve daha pek çok oluşumda gönüllülük esasıyla çalışıyor. 
O gün onu izlerken önümüzdeki yıllarda Solmaz İsmayılova'nın adını daha çok, sesini de daha yüksek duyacağımızı düşündüm.
****
Panelin ilk konuşmacısı olarak söz alan Handan Askeran Ton, tacizin, tecavüzün ve kadın cinayetlerinin arttığı günümüzde tüm kadınlar adına adil, eşitlikçi ve huzurlu bir dünya dileyerek başladı sözlerine. Meslek sahibi bir kadın olarak kadınların yolunu açan, başta Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemâl Atatürk ile Azerbaycan Cumhuriyeti'nin kurucusu Mehmet Emin Resulzade ve Türk dünyasındaki millî uyanış hareketlerinin büyük öncülerinden olan İsmail Gaspıralı olmak üzere, Türk dünyasının büyüklerine teşekkür etti. Azerbaycan'da 1900-1920 arasındaki kadın hareketini, bu hareketin Türk dünyası ve Anadolu kadınları üzerindeki etkisini anlattı. 
19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında Çarlık Rusyasının asimilasyon ve baskı siyasetine karşı, Türk topraklarında aydınlar öncülüğünde başlatılan gelişmelerle, kadın dünyasındaki yenilikçi akımların paralellik gösterdiğini, milli ve medeni alanlarda başlayan bu sürecin en önemli dinamiklerinin toplumsal uyanışı sağlayan yayınlar olduğunu söyledi.
Ton; Azerbaycan'da Mirza Feth Ali Ahunzade ile başlayan ve eserlerinde kadın dünyasına ilişkin tespitler ve çağrılar yer alan gelişmelerin, Hasanbey Zerdabi'nin eğitim alanındaki köklü reform adımlarıyla ivme kazandığını; Ekinci, Hayat, Füyuzat, İrşad, Molla, Nasreddin, Dirlik, Açıksöz ve İsmail Gaspıralı tarafından Kırım'da yayımlanan ve Tüm Avrasya'ya dağıtımı sağlanan Tercüman'ın, kadınlar tarafından çıkarılan Alemi-i Nisvan ve Işık'ın o dönemin önemli gazete ve dergilerinden olduğunu (Ki Gaspıralı'nın eşi Zöhra Hanım bütün takılarını satarak gazetenin çıkmasına destek olmuş), Mirza Feth Ali Ahunzade ve Hasanbey Zerdabi dışında Alibey Hüseyinzade, Mehmet Emin Resulzade ve Yusufbey Nesipbeyli, Ahmet Ağaoğlu, Mirza Bala Mehmetzade başta olmak üzere Azerbaycan'da yürütülen milli direnişin temsilcilerinin, ağır ve karanlık dönemleri aydınlatarak yeni devrin temellerini atan rehberler olduğunu, kadınların özgürlüğünün ve eşitliğinin toplumdaki cehaleti yenecek en önemli fikir hareketi olarak uygulanmaya konduğunu, eğitim şansı bulan kadınların çok kısa bir süreçte milli ve medeni haklar için başlatılan bu önemli adımların gerçekleşmesi yolunda kendilerine düşen sorumluluğa istek ve başarıyla karşılık verdiklerini anlattı.

Handan Hanım'ın konuşmasından öğrendiklerimi kısaca aktarayım:
Zeynel Abidin Tagiyev başta olmak üzere Azerbaycan'ın varlıklı insanları o dönemde kız çocuklarının eğitimi için cömert katkılarda bulunurlar. Bu katkılar kadınların yardım cemiyetleri kurmasında ve örgütlü bir şekilde eğitim başta olmak üzere kadın dünyasına ait sorunların çözümüne katkı sağlanması üzerine ilham yaratır. 

Zeynel Abidin Tagiyev ve ailesi

Özellikle de 16-21 Ağustos 1906 yılında Ali Merdan Topçubaşı başkanlığında yapılan, 'Rusya Müslümanları Üçüncü Toplantısı'nda alınan erkek ve kız çocukları için ilkokul eğitiminin zorunlu olması, Kazan, Bakü, Bahçesaray gibi şehirlerde erkek ve kadın öğretmen okullarının açılması kararı yardım cemiyetleri çalışmalarına yön verir. Kafkas Müslümanları Hayriye Cemiyeti Türk coğrafyalarında şubeler açarak faaliyetlerine başlar. Farklı isimlerle kadın cemiyetleri kurulur. Türk bölgelerinde başlayan uyanışın aktivistleri, yardım cemiyetlerinde ve eğitim alanlarında görev alan bu öncü kadınlardır.
(Rusya hakimiyeti döneminde Türk sözcüğünün kullanılması yasak olduğu için, faaliyetler hep "müslüman kadınlar", "müslüman kadınlar kurultayı" adı altında yapılmış.) 
Moskova'da toplanan Bütün Rusya Türkleri 1. Kongresi'nde 970 delege içerisinde 112 kadın delege yer alarak ilk kez erkeklerle birlikte kadınlar da siyasi platformda kendilerini gösterirler. Bu gelişmeler topluma moral gücü ve birlik duygusu kazandırır. 1893'ten 1917'ye geçen süre kadın hareketinin birikim ve deneyim süreci olur. 

Kırım'daki kadın hareketlerinin liderleri ve aktivistleri Zeyneb Amirhan, İlhamiye Tohtarova ve Şefika Gaspıralı

Bu dönemde Azerbaycan'da Hanife Melikova, Emine Ağayeva, Tamara Ahunova, Gövher Gayıbova, Şefika Efendizade, Hamide Cevanşir, Sakine Ahundzade, Aliye Sultanova, Medine Gıyasbeyli gibi isimler eğitmen, yazar ve yardım cemiyetlerinde görev alan çok sayıda kadından sadece birkaçıdır.

Azerbaycan Cumhuriyeti'nin kurucusu Mehmet Emin Resulzade'nin 'İnsanlara hürriyet, milletlere istiklâl" şiarı; din, dil, ırk cinsiyet farkı gözetmeksizin tüm insanlığa adanan bir idealdir. Bu ideal 28 Mayıs 1918'de kurulan Halk Cumhuriyeti ile "istiklâl ve hürriyet" kavramları Azerbaycan Türk'üne kadın-erkek ayrımı yapmadan eşitlik ve adalet prensipleri içinde uygulanır ve şark dünyasında kadınlar ilk kez siyasi haklarını elde ederler.
Gezici tiyatrolar ile bağımsızlık ve kadın hareketlerinin propagandaları yapılır.
Bu gelişmeler Anadolu kadınında da karşılık bulur. 1912'deki Balkan Savaşı esnasında Anadolu'ya geçenler sayesinde (1879'da kurulan ancak Balkan savaşı esnasında yeniden yapılandırılan) Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'ne katılım yüksek olur. Hilâl-i Ahmer bünyesi içinde devlet adamlarının eşleri tarafından Osmanlı Hanımlar Merkezi oluşturulur. Bu oluşumda yer alan Petersburg Üniversitesi'nde okuyan Azerbaycanlı Ümmi Gülsüm Kerimova, Kazanlı Rukiye Yunusova, Meryem Yakupova ve Roskoflu Meryem Hanım eğitimlerini yarıda bırakarak İstanbul'a gelirler. Bu genç kadınlar yaralıların tıbbi yardımına koşmakla kalmaz, siyasî girişimlerde de bulunarak Anadolu kadınlarının örgütlenmesinde öncü rol oynarlar.
1913 yılında padişaha hitaben yazılmış öneriler içeren mektup, Müdafaa-i Millîye Cemiyeti Hanımlar Heyeti tarafından kamuoyunda paylaşılır. 5 bin kadının katılımıyla gerçekleşen toplantıda Ümmü Gülsüm Kerimova etkili bir konuşma yapar. Konuşması sonrası üzerindeki değerli eşyaları (Balkan Savaşı yaralarının sarılmasında kullanılmak üzere) kürsüye bırakarak tüm kadınları benzer davranışa davet eder. 
Sultanahmet Meydanı'nda başlayarak tüm yurda yayılan kadın hareketleri, kadınların millî bilincini uyandırır.

Görüldüğü üzere dünya kadınları 'Kadının Hakları'nı konuşurken, Türk Kadınları vatanın bağımsızlığı için, bayrak için, "var olmak" için Kafkaslar'da, Balkanlar'da ve Anadolu'da mücadele ederler.

Türk dünyası kendi değerlerini yeterince bilmediği ve sahip çıkmadığı için hep dış dünyanın kadınlarına öykünür ve hep onlara özenir.
Şengül ve Necip Hablemitoğlu tarafından hazırlanan "Şefika Gaspıralı ve Rusya'da Türk Kadın Hareketi" kitabı, 1893-1920 yılları arasında Rusya'da yaşanan, özellikle kadın alanında yalanan gelişmeleri anlatır.
Şefika Gaspıralı, 20. yüzyılın başlarında "Dilde, Fikirde, İşte Birlik" diyerek Türk Dünyasında kültürel ve siyasi uyanışın önderliğini yapan ve ebedileştiren ünlü gazeteci, eğitimci, politikacı ve reformcu Gaspıralı İsmail Bey'in kızı ve en önemli yardımcısı, Rusya'daki Türk Kadın Hareketi'nin öncüsü, ilk kadın dergisi Alem-i Nisvan'ın (Kadınlar Dünyası) editörü , Azerbaycan Türk Cumhuriyeti'nin başbakanlarından Nesip Yusufbeyli'nin eşi, Kırım Türk Cumhuriyeti'nde Kurultay (Parlamento) Başkanlık divanı üyesi ve iki dönem milletvekili ve anaokulları eğitimcisidir.

Şefika Gaspıralı

Şefika Gaspıralı 1912'de döndüğü Kırım'dan 1919'da iki küçük çocuğu ile Azerbaycan'a kaçarken, yanında çocukları ve hayatıyla özdeşleşen dokümanları vardır. İki yıl sonra, Azerbaycan Türk Cumhuriyeti, Kızılordu'nun işgaliyle özgürlük ve bağımsızlığını kaybetmiş, Şefika Hanım'ın kocası, Başbakan Nesip Yusufbeyli öldürülmüştür. Şefika Gaspıralı'ya TBMM Bakü Mümessili Memduh Şevket (Esendal) yardım elini uzatır. Hazırlanan sahte Osmanlı kimlik belgelerini ve pasaportla, yine Mahmut Şevket tarafından temin edilen belgelerle Türkiye'ye esir Türk askerlerini ve yardım cephanesini taşıyan trene bindiğinde, Şefika Gaspıralı yanına iki küçük yavrusunu ve yine Kırım'dan getirdiği dokümanları alır. Bu dokümanlar mücadele ile dolu bir yaşamın yansımasıdır. 
Şefika Gaspıralı 54 yıl Türkiye'de yaşamış ve o belgeleri canı pahasına korumuştur. Belgelerin üzerinde el yazısı ile şu satırları yazmıştır:
"Bilmem ki benim hatıralarım ve içinde bulunduğum şartlar Türk insanını ilgilendirecek mi? Hatıralarım 100 yıl sonra da ilgi ile okunacak mı? Yoksa unutulacak mı? 100 yıl sonra belki unutulur ama korktuğum gülünç olmaktır."
Gülünç olmak ne demek Şefika Hanım, biz sizi saygı ve minnetle anıyoruz...

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ÜLKEMİZDE İZ BIRAKAN KADINLAR

Prof. Dr. Handan Asude Başal Şair Adile Sultan'dan (1826-1899) başlayarak, Sabancı Üniversitesi Malzeme Bilimi Mühendisliği Bölümünde Yüksek Lisansını 2009 yılında tamamlayan, daha sonra Fullbright doktora bursuyla Illinois Üniversitesi'ne giden, ardından Harvard ve şimdi hem MİT hem de Harvard'da çalışmalarını sürdüren, MİT'de Media Lab Bölümü'nde kendi laboratuvarını kuran, Harvard'ın Genç Akademi Üyeliği'ne sahip tek Türk olan, 1985 doğumlu Fizik Mühendisi Canan Dağdeviren'e kadar uzanan bir yolculuğa çıkartıyor bizleri.
93 Harbi olarak anılan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Erzurum'daki Aziziye Tabyası'nın savunulmasında kahramanca çalışan Nene Hatun (1857-1955), ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen (1913-2001), Yazar Halide Edip Adıvar (1882-1964), ilk kadın öğretmen Refet Angın (1915-2010), Cumhuriyet dönemi ilk köylü kadın milletvekili Hatı Kaya, nam-ı diğer Satı Kadın (1890-1956) ve Piyanist İdil Biret (1941-....) Handan Asude Başal'ın akıcı ve detaylı anlatımlarıyla can buluyor.
(Tarihin ilklerine imza atan kadınlar sadece bu kadarla sınırlı değiller elbet. İnternette bu konuda pek çok bilgi bulabiliyoruz. Yeter ki arayalım. Mesela o sayfalardan birisi burada: Tarihin İlklerine İmza Atan Başarılı Türk Kadınları)
Handan Asude Hanım anlattıkça kadınların eşitlik, adalet ve özgürlük alanında verdikleri büyük mücadeleleri bir kez daha hayranlıkla izliyorum.
Sonra da bu kadar zorluklarla elde edilmiş olan kazanımları kaybetmeye meraklı binlerce kadınımız olduğunu düşünüp, onları bir kez daha tarihi hiç bilmedikleri ve öğrenmedikleri içintembellikle ve aymazlıkla, bugün geldiğimiz nokta için ise hemcinslerine ihanetlesuçluyorum.
****
Handan Askeran Ton'un 'keşke'sindeki gibi; eğer ki Avrupalı ya da Amerikalı önder kadınlara duyduğumuz ilgi ve hayranlığı Şefika Gaspıralı gibi kimliklere de duymuş olsaydık ve eğer ki onlardan haberdar olsaydık, bizim bugün dünya kadın konferanslarında ayrıcalığımız, önceliğimiz ve artılarımız çok daha fazla olurdu. 
Kısacası, tarihteki Türk kadınlarına bakmayı, onları tanımayı, onları anlamayı bilmek lazım.
O kadınlar ki, İlknur Güntürk Kalıpçı'nın "Zamansız Kadınlar" programında anlattığı gibiler.
Yani;
Hiç Yaşamamışlar ya da Hiç Ölmemişler Gibiler
Bize düşen; o mübarek kadınları ölümün vefasız kollarından alarak tekrar hayata döndürmek, geçmişimizi gelecek kuşaklara anlatıp onlara kendi öz köklerini belletmek.
Biz büyükler bir yana, bu yolda emek veren Uludağ Üniversitesi Azerbaycan Kültür ve Sanat Topluluğu gençlerini ayrıca kutluyorum...