SON DAKİKA
Hava Durumu

"Sayın Bay, tiyatro nedir bilir misin?"

Yazının Giriş Tarihi: 03.02.2024 21:16
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.02.2024 23:41

Geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam,

Sonra üzülsem, üzüldüğüme üzülsem...

der Mirkelam "Hatıralar" şarkısında.

Sonra devam eder:

Bir şey istemem, neye yarar hatıralar...

Geçmiş zaman müptelaları olarak geçip giden zamanların peşindeyiz biz de? Hatıraların çok şeye yaradığını bilip; geleceğin bilinmezliğinin cazibesi ile geçmişin yaşanmışlığının gerçekliğini birlikte harmanlayıp, heybesini dolduranlardanız. Bu da biz "hayatseverler"in yolunu birbirimizle kesiştiriyor durmaksızın.

Son kesişme "Gençlik Tiyatrosu Belgesel Filmi"nin tanıtım gecesi oldu. İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği tarafından kurulan ve 1953-1968 yılları arasında 15 yıl boyunca varlığını sürdüren Gençlik Tiyatrosu'ndan ve Adana Şehir Tiyatrosu kurucularından İnci ve Gündüz Aykut çiftinin kızları, Bursalı Seramik Sanatçısı ve Eğitimci Huri Aykut'un davetiyle, 30 Ocak 2024 akşamı Cemal Reşit Rey Salonu'nda gerçekleşen gala gecesine ben de katıldım.

Gecenin mimarı olan Nurgül Bayram, geçmiş güzel günlerin peşine takılıp, o günleri canlı şahitlerinin anlatımlarıyla yaklaşık bir buçuk saatlik bir film haline getirmişti. Anlaşılan oydu ki; bu gece zamanda yolculuk yapıp, anne babalarımızın dönemine uzanacaktık.

Soğuk ve yağmurlu bir İstanbul akşamında Harbiye'deki CRR salonunun yolunu tuttum. Fuaye alanında verilen kokteylde Türk tiyatrosu ve sinemasından tanıdığım sanatçılarla yan yana geldim. 

Hayranı olduğum Lale Belkıs ile minicik bir sohbet bile yaptık. 

Film başlıyoor!

Program için salona geçip yerlerimize oturduk. Salonun tüm koltukları dolmuştu. Program, gecenin sunuculuğunu yapacak olan Nedim Saban'ın protokolü ve Gençlik Tiyatrosu gençlerini selamlamasıyla başladı. Kısa bir konuşma yapan Saban, Gençlik Tiyatrosu'nun tiyatroda devrim yapan devrimci ruhuna değindi. Sonrasında ise; belgesel filmin çekimi esnasında hayatta olup, anıları ve fikirleri ile filmde yer alan, lakin filmin tamamlandığını göremeyen sanatçılara vefa olarak, o devrimci ruhları perdeden bizlerle buluşturdu. 

Aydın Engin, Hüsnü Çınar, Erol Keskin, Okay Sağtürk, Tunca Yönder, Rana Cabbar, Yılmaz Gruda ve Osman Saffet Arolat.

Mazeretleri dolayısıyla geceye katılamayan Yılmaz Büyükerşen ve Suna Keskin'in mesajlarını Nedim Saban, Atila Alpöge'nin mesajını ise Emrah Kolukısa okudu.

Nedim Saban "Gençlik Tiyatrosu Belgesel Filmi" projesinin sahibi, filmin yazarı ve yönetmeni olan Nurgül Bayram'ı sahneye davet ettiğinde, Nurgül Hanım önümdeki koltuktan kalkarak alkışlar eşliğinde sahneye çıktı. Tiyatroyla hiç alakası olmayan bir belgeselci olarak filmin 5 yıllık yolculuğu anlatırken, bu belgeselin fikir babasının Can Kolukısa olduğunu, bu fikri kabul ederken koskoca bir boşluğa adım attığını bilmediğini, daha sonra herkesi tek tek bulup nasıl konuşturduğunu, hepsinin arşivlerine nasıl indiğini anlattı. Bayram önce Gençlik Tiyatrosu Müdürü (rahmetli) Hüsnü Çınar'ı bulmuştu, Hüsnü Bey kendisine isimler vermiş, o da o isimlerden yola çıkmıştı. Bu çalışmalar sırasında 150 kişiyle konuşmuş, filmde göreceğimiz üzere 42 kişiyle röportaj yapmış, 1500'ün üzerinde hiç yayımlanmamış belge toparlamıştı. Nurgül Bayram konuşmasının sonunda bu belgeseli bugünün gençlerine armağan ettiğinin altını çizdi ve o döneminin gençlerinin bu dönemin gençlerine ilham olmasını istediğini söyledi.

(Ki Gençlik Tiyatrosu birçok ilki başarmıştı. 1953 yılında ilk kez bir Türk tiyatro grubu (Gençlik Tiyatrosu) Avrupa'ya oyun götürmüştü. Otobüsle yapılan Erlangen yolculuğunda otobüsten çıkan Cumhuriyet'in ışığı ile aydınlanmış Türk gençleri, Almanları şaşırtmıştı.)

Nurgül Bayram çıktığı bu yolculukta kendisini destekleyen Kültür Bakanlığı'na, Sinema Genel Müdürlüğü'ne ve bu gecenin gerçekleşmesi için salonu tahsis eden İBB Kültür Dairesi Başkanlığı'na ve ekibine teşekkür etti. Diğer teşekkürlerini ise belgeselin yapım ve tanıtım aşamasında kendisine destek sağlayanlara etti.

Nedim Saban film başlamadan önce, yolu Gençlik Tiyatrosu'ndan geçen, bazıları oyuncu, bazıları yönetmen olan, bazıları ise farklı sektörlerde ilerleyen isimleri davet etti sahneye. 

Ali Özgentürk, Yurdaer Erşan, Can Kolukısa, Güneş Uğurlu, Zihni Göktay, Cengiz Tunay, Altan Akışık, Seramik Sanatçısı İlgi Adalan, belgesele sesi ile can veren Levent Dönmez, karikatürist Tan Oral, (ikinci nesilden) Rahmi Dilligil, Arzu Aykut Karayel, Huri Aykut...

Bir de Gençlik Tiyatrosu'nda yetişip de böyle bir filmin oluşumunu göremeyenler vardı. Metin Serezli, Nisa Serezli, Tuncel Kurtiz, Halit Akçatepe, Cüneyt Türel, Aykut Oray, İnci Aykut, Gündüz Aykut, Savaş Yurttaş ve isimlerini sayamadığımız sanatçılar... 

Ve tabii ki Türk tiyatrosuna usta isimler yetiştiren bu tiyatronun en büyük destekçisi, gençlerin efsane hocası, Avni Dilligil...

Hepinizin ruhu şâd olsun.

Filmde, filmin anlatıcılarından İzzet Günay, Erol Keskin, Suna Keskin, Hüsnü Çınar, Okay Sağtürk, Yılmaz Gruda, Rana Cabbar, Tunca Yönder, Aydın Engin, Osman Arolat, Yılmaz Büyükerşen, Nurettin Sözen, Nevra Serezli, Haldun Dormen, Genco Erkal, Tan Oral, Zihni Göktay, Ali Özgentürk, Can Kolukısa, Aden Tolay, Atila Sav, Metin Deniz, Altan Akışık, Can Futacı, Tolga Tiğin, Yurdaer Erşan, Atila Alpöge, Seçkin Selvi, Ayberk Korugan, Aslı Öngören, Necdet Aybek, Osman Arolat, İlgi Adalan, Gündüz Vassaf, Güneş Uğurlu'nun Gençlik Tiyatrosu'nu tıpkı ilk günlerdeki heyecanlarıyla anlattıklarını gördüm. Rahmi Dilligil, Huri Aykut ve Arzu Aykut Karayel tiyatrocu anne babalarını ve çocukluk anılarındaki tiyatroyu anlattılar. Huri Aykut üçüncü kuşaktan umutları yeşerten güzel bir haber verdi. Gala için Almanya'dan Türkiye'ye gelen oğlu Ömer Karışman ve gelini Yonca Büke'nin Erlengen'de amatör bir tiyatroda oynadıklarını, Erlangen'de birkaç kez gazeteye çıktıklarını, 1953'te festivale katılmak için Erlangen'e giden (anneanne ve büyükbabasının da içinde olduğu) Gençlik Tiyatrosu haberlerinin de  aynı gazetede yayımlandığını hayretle öğrendiğini söyledi. 

(Bu filmde pek çok şey öğrendiğim gibi, Yılmaz Büyükerşen'in Gençlik Tiyatrosu geçmişi olduğunu, Eskişehir'e döner dönmez amatör bir tiyatro olan Eskişehir Türk Devrim Ocakları tiyatrosunu kurduğunu ve tiyatroya sermaye bulmak için devlet hastahanesine kan sattıklarını öğrendim.

Büyükerşen 1999 yılında Eskişehir'e Belediye Başkanı olduktan sonra, 2000 yılında tiyatro hazırlıklarına başlanır, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Türkiye'nin üçüncü ödenekli Şehir Tiyatrosu olarak 27 Mart 2001 tarihinde faaliyete geçer.)

İzleyenleri zamanda yolculuğa çıkaran filmin ardından salondan ayrılmak zordu. Nurgül Bayram'ı ve ekibi kutlamak için bekleyenler, birbirlerini uzun zamandır görmeyip de hasret giderenler, fotoğraf karelerinde ölümsüzleşmek isteyenler... 

Cüneyt Türel ve Gençlik Tiyatrosu

Gençlik Tiyatrosu üzerine yazılmış yazıları araştırırken, 1 Ocak 1996 tarihinde Cüneyt Türel'in Artizan dergisine verdiği bir röportaja rast geldim. Bu röportajda Türel, Gençlik Tiyatrosu'na nasıl dahil olduğunu, Gençlik Tiyatrosu ile yaptığı çalışmaları, Gençlik Tiyatrosu'nun hayatındaki yerini uzun uzun anlatmış.

O röportajdan öğreniyoruz ki, Gençlik Tiyatrosu'nun liseli kontenjanı varmış. Şöyle diyor Türel: "Gençlik Tiyatrosu’nun liseli kontenjanı vardı, yirmi kişiden biri liseli olabiliyordu. Ben o kontenjandan yararlanarak, sınavla girmiştim Gençlik Tiyatrosu’na. Sınava üç kişi girdiğimize göre Gençlik Tiyatrosu 60 kişiydi. Yalnız ben geçebilmiştim sınavı." 

Türel röportajda, yurtdışına ilk kez 1960 senesinde Gençlik Tiyatrosu’yla çıktığını, Almanya’da Erlangen Festivali'ne oradan da İtalya’ya geçerek Messina Festivali’ne katıldıklarını, o sırada hâlâ lise öğrencisi olduğunu ve lisenin yurtdışına çıkışını illegal yoldan desteklediğini, devamsızlığını kayda geçirmediğini anlatıyor. (Röportajın tamamını okumak isterseniz tıklayınız.)

Her çağ kendi sanatını sergiler

Birinci Dünya Savaşı'ndan bu yana süren çalkalanma, İkinci Dünya Savaşı'nın patlaması ve korkunç yıkımı savaşa katılsın katılmasın tüm ülkeleri dalga dalga etkilemişti. Savaş esnasında büyüyen nesiller savaşın ardından kendilerine yeni bir yol açtılar. Birinci Dünya Savaşı'ndan genç bir Cumhuriyet olarak çıkan Türkiye Cumhuriyeti'nin gençleri de o günlerde kendilerine yeni bir yol aradılar. Onlar Cumhuriyet'in ve devrimin ta kendisi oldular. Dünyanın iyiliğe ihtiyacı olduğu, yaralarını sanatla sarmak istediği dönemlerde kendi anlayışlarının sanatlarını yaptılar. Eskilerden değişiktiler, o yüzden eskiyi değiştirdiler...

Belgeselde, "Tiyatro, insanların hayatlarını değiştirmek için vardır." diyor Okay Sağtürk de. Onlar insanları iyileştirdiler, insanların hayatlarını değiştirdiler, insanların yüzlerine ayna tuttular. Kendilerini kendilerine gösterdiler. Farkındalık yarattılar. 

Tiyatronun en parlak dönemlerinde, hem oyuncu hem izleyici tarafı olarak en coşkulu ve en tutkulu zamanlarda, adeta cennette yaşadılar.

"Sayın Bay, tiyatro nedir bilir misin?"

Gençlik Tiyatrosu oyuncularının da katıldıkları bir eylemde, İstiklâl'de yürüyen oyunculardan birinin elinde, "Sayın Bay, tiyatro nedir bilir misin?" pankartı taşıdığını gördüm. Pankartı taşıyan Ali Özgentürk, pankartı taşıma sebebi ise Muhsin Ertuğrul'un görevden alınması idi. ("1966 yılına gelindiğinde İstanbul Belediye Meclisinin kararıyla başyönetmenlik kadrosu kaldırıldı. Kamuoyunda, mecliste ve medyada büyük tepkilere yol açan 'Muhsin Ertuğrul olayı', Türk tiyatrosuna indirilen bir darbe olarak yorumlanmıştır." Kaynak: Darağacı Sanat)
Bir yandan da yokluklar ve zorluklarla boğuşuyorlardı.

Zor zamanlar insanları daha yaratıcı ve daha birbirine bağlı kılardı. Onlar da tüm yokluklara ve imkânsızlıklara rağmen içlerindeki iyilikle, güzellikle, aşkla sarıldılar birbirlerine. Oyunlar yazdılar, oyunlar oynadılar, oyunlar yönettiler. Gün gelip başka sulara yelken açsalar da sanatçı yanları onları hep farklı kıldı.

Güzel insanlardı, güzellikler yaşadılar, güzellikler yaşattılar.

"Sanatsız kalan bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir." der Atamız.

Sanattan gittikçe uzaklaşan, sanat yapması gittikçe zorlaşan, dolayısıyla estetik bakışı ve çok yönlülüğü gittikçe yok olan bir toplum ayakta ve hayatta kalmak için bugün yine sanata ihtiyaç duyuyor. Eski günlerden gelen bu esinti bile nefessiz kaldığımız şu günlerde bizlere nasıl bir nefes oldu. Daha derin, daha derin, içimize çeke çeke nefes almamız lazım. Buna çok ihtiyacımız var...

İnsan oyunla eğlenir, oyunla öğrenir, oyunla değişir.

O zaman; oynamaya, eğlenmeye, öğrenmeye ve değişmeye devam...

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.