Ölmüşüz de haberimiz yok

Canan EKİNCİ YILMAZ 03 Ekim 2021 Pazar, 15:08

Ölen insan öldüğünü bilmezmiş. 

Ölen kişinin yakın çevresi arkasından ahlayıp vahlarken o toprak altında doğaya karışmaya başlar hemen. Bazen de organlar toprak altında çürümesin diye organ bekleyenlere bağışlanır. Eğer ki ölüm şüpheli bir ölüm ise otopsi yapılır ve ölüm sebebi bulunmaya çalışılır. Kişi bir cinayete kurban gitmişse ve arkada delil kalmasın diye bedeni de ortadan kaldırılmaya çalışılmışsa ya yakılır, ya parçalara ayrılıp gömülür, belki çöpe atılır, ya asitte eritilir ya da başka bir yöntem ile ölü beden yok edilir.

Tüm bu yaşadıklarından ölünün haberi olmaz.

Paramparça edilse de, fırınlarda yakılsa da artık canı yanmaz.

Ölmüştür zaten...

Biz de tam öyleyiz sanki. 

Paramparça ediliyoruz, yerden yere vuruluyoruz, yalandan yalana savruluyoruz, kimsede tık yok.

Sedat Peker "Türkiye uyuşturucu trafik rotasında" diyor, yolsuzlukları, hırsızlıkları, kara para aklamaları, rüşvetleri, tüm kirli ilişkileri adlı adınca, tarihiyle saatiyle mekânıyla açıklıyor, savcıları göreve çağırıyor. Araştırın soruşturun diyor. Hükümet ise sessizlik pelerinine bürünmüş, söylenen hiçbir şeyi kale almıyor, adeta "yok" sayıyor, görmezden geliyor.

Diyanet İşleri Başkanı kendine nasıl bir vazife belirlediyse, neredeyse mahalle bakkalının açılışına bile elinde kılıç ile gidip bakkalı dua ile açacak.

Uzmanlık alanı ekonomi olan cumhurbaşkanımız sayesinde dolar 10 liraya dayandı. Faizler bir aşağı bir yukarı oynuyor. Merkez Bankası Başkanı bir aşağı bir yukarı indirilip bindiriliyor. Dolar-Euro ise hep yukarı, hep yukarı tırmanıyor.

Ak Partili olmayan belediyeler "topal ördek" misali çalıştırılmıyor. Başkan tarafından belediye meclisine sunulan her öneri, iktidar yanlısı meclis üyeleri tarafından sorgusuz sualsiz reddediliyor. Halka hizmet Hakk'a hizmetmiş, onların umuru olmuyor.

Öğrenci yurtları yetersiz, ev kiraları arşı aleme çıktı. Üniversite için şehir dışına çıkan gençler sokakta kalıp isyan edince adları "Gezici"ye çıkıyor.

17 yaşında bir kız çocuğu ailesi tarafından yıllarca erkeklere pazarlandığını haykırıyor. 12 yaşındaki çocuk için sıraya giren koca koca adamlar, kızın yaşının küçüklüğüne bakmadan küçük kızın narin bedeni üzerinde şehvetini söndürüyor. Sonra da -ihtimal ki- kahvede olsun, camide olsun, evde olsun ahlaktan, namustan, dinden söz edip, üniversite öğrencisi uzun saçlı delikanlı ile tayt giyen kızı ahlaksızlıkla suçluyor.

Kim bilir bunlar gibi kaç aile geçimini evlatları üzerinden fuhuş, uyuşturucu, hırsızlık gibi suçlarla sağlıyor.

T.C. Cumhurbaşkanı Amerika Birleşik Devletleri'ne giderken yanında zırhlı Mercedes arabalar taşıyor. Kimden ve neden korkuyor ya da kime ve neye "show" yapıyor?

Ülkesinden ümidi kesen gençler kapağı yurt dışına atmaya bakıyor. Burada sürünmektense orada sürünmeyi göze alıyor. Çünkü burada tünelin ucunda ışık görmüyor.

İşsizlik ve ekonomik darboğaz insanların bazen tek, bazen de ailece canlarına kıymalarına sebep oluyor.

Millet bir maaş bulamıyorken bir kısım zevat maaşları üçer beşer götürüyor.

Asgari ücretlinin aldığı ücret insanca yaşamasına yetmiyor. Kirasını ödese açlık, karnını doyursa evsizlik ile karşı karşıya kalıyor.

Az buçuk parası olanlar da öyle bir garip ki, spor için yürüyüşe çıkanlar yürüyüşü "telefonda sohbete", dinlenmek için tatile çıkanlar tatili "defileye" çeviriyor. Görgüsüzlük, umursamazlık, saygısızlık had safhada.

Hapishaneler iddianamesi dahi olmayan mahkumlarla ve muhalif yazılar yazan gazetecilerle dolu ve buna rağmen sayın Cumhurbaşkanımız biz özgürlükte ABD'den ileriyiz diyor,

Devletin verdiği çakarlı araçlar görev dışında da çaka çaka kullanılıyor. Trafik kurallarıymış, emniyet şeridiymiş, hepsi "itinayla" ihlal ediliyor.

Düğünden cenazeye her yerde "protokol" krizi yaşanıyor. Düğün sahibi nikah anında, cenaze sahibi cenaze namazında arkalara iteleniyor.

Televizyonlarda gündüz kuşağı "Reality Show" programlarındaki gerçek hayat öykülerindeki çarpık üzeri çarpık ilişkilere, birbirleri ile konuşma tarzlarına, kullandıkları sözcüklere alışılmış, bu garabet artık dudak bile ısırtmıyor.

Bir felaket anında Hızır gibi yetişmesi gereken kurumlar ilk iş olarak vatandaşa el açıp, telefonlarına "yardım isteme mesajı" gönderiyor.

Aşı karşıtlığını savunanlara inananlar aşı olmayıp sapır sapır ölüyor.

Fısıltı gazetesinde aşı karşıtları için para karşılığı sahte aşı raporu düzenlendiği haberleri yayılıyor.

Saraya yakın sanatçılar program üzeri programla ödüllendirilirken, kendi halinde müzisyenler üç gün daha geçinebilmek için müzik enstrümanlarını satıyor.

Market raflarındaki bebek mamaları raflara kilitleniyor.

Markette satılan ürünlerdeki zamlara söz söyleyip "beş büyük market"e çemkirilirken, ürün rafa çıkana kadar geçtiği yollara bakılmıyor. Elektrik, su, doğalgaz zamlarına ise hiç ses çıkartılmıyor.

Beton dökülmedik tek bir alan kalmayana kadar her yere beton dökülüyor, yer gök betona boğuluyor. Sel baskını olunca da halka çay dağı.., pardon paket paket çay fırlatılıyor.

Korunması gereken tarihi zenginlikler hoyratça "restore" ediliyor. 

Arkeoloji müzelerinden bazı eserler buhar olup uçuyor, bunu dile getiren bir müze görevlisi baskılara dayanamayıp çareyi intihar etmekte buluyor. Bir daha da böyle bir "kaybolma" haberi duyulmuyor.

Pandemi boyu en çok çalışan ve en çok can veren motosikletli kuryelerden biri, karşı şeritten gelen otomobil ile kafa kafaya çarpıştığı kazada ölüyor. Otomobil sürücüsünün bir yakını ise olay yerinde görüntü almaya çalışan basın mensubuna, "Bunun bir haber değeri yok ki, motor kazası, ne haber değeri var onu anlamadım." diyor.

Her şey gözümüzün önünde, göz göre göre oluyor.

Taşlar bir anda yer değiştiriyor. İnsan bu bozuk düzende bir anda kurban olan, bir anda da kurban eden olabiliyor.

Ölmüşüz de haberimiz yok.

Her an etimizden et kopartıyorlar, hissetmiyoruz.

Gözümüz açık ama görmüyoruz.

Kulağımız açık ama duymuyoruz.

Ağzımız açık ama konuşmuyoruz.

Yaşıyor görünüyoruz ama yaşamıyoruz.

Çenemizi çekip çukurlarımıza da pamuk tıkadılar mı tamamdır.

Ey şimdilik yaşayan cemaat-i müslimin, 

Hiç olmazsa o malum soruyu sordukları zaman dürüst cevap verin. 

Verin ki silkinip kendinize gelin.

"Nasıl bilirdiniz mevtayı?"