SON DAKİKA
Hava Durumu

"Gökyüzünün yarısı kadınların omuzlarında"

Yazının Giriş Tarihi: 18.05.2024 00:38
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.05.2024 10:36

Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri Derneği BUİKAD tarafından düzenlenen “Geleceğe Yön Veren Kadınlar Zirvesi”, 15 Mayıs 2024 günü Merinos Atatürk Kongre Kültür Merkezi’nde gerçekleşti.

Zirve, BUİKAD Başkanı Şeyda Şençayır’ın açılış konuşması ile başladı. Şençayır konuşmasında; bugünkü zirvede, kamusal hayatta, yerel yönetimlerde ve özel sektörde geliştirdikleri iş modelleriyle ilham kaynağı olan kadınları dinleyeceğimizi, BUİKAD olarak Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ün gösterdiği yolda hareket ettiklerini, 2007 yılında 11 kadınla kurulan ve bugün 150 kadın üyeye ulaşan BUİKAD’ın, yaşamın her alanında kadının güçlenmesi, girişimci kadın sayısının artması ve kadınların karar verici noktalarda bulunması için çalışmalar yaptığını söyleyerek, kadının iş hayatının ayrılmaz bir parçası olmasının ve kalkınmanın ancak böyle bir yolla mümkün olabileceğinin altını çizdi.

Moderatörlüğünü Posta Gazetesi Yazarı Banu Şen’in üstlendiği “Kamusal Hayatta Kadının Yeri, Yerel Yönetimlerin Kadın İstihdamına ve Gelişimine Katkısı” başlıklı birinci oturuma, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mustafa Bozbey, Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir ve Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç konuşmacı olarak katıldı.

Moderatörlüğünü Hürriyet Gazetesi Yazarı Noyan Doğan’ın yaptığı ikinci oturumun konu başlığı “Geleceğin İş Modelleri ve Kadınların Konumlandırılması”, katılımcıları Uludağ İhracatçı Birlikleri Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Ayşe Mehtap Ekinci, U.Ü. Öğretim Üyesi ve ALB Yatırım Başekonomisti Doç.Dr. Filiz Eyılmaz, BLC Experience CEO’su ve Geleceğe Işık Tutan Liderler kitabının yazarı Koray Bilici, Edit Medya kurucusu Cüneyt Toros, DOSABSİAD Başkanı Nilüfer Çevikel ve NOSAB Başkanı Erol Gülmez idi.

Moderatörlüğünü Capitol Dergisi Haber Müdürü Nilüfer Gözütok Ünal’ın yaptığı üçüncü ve son oturumun başlığı “Sektörde Kadınların Rolü ve Kadın Odaklı İş Modelleri”, katılımcıları, Dünya Gazetesi CEO’su Burcu Kösem, Endüstriyel Girişim Platformu Başkanı Zülâl Koç, Borçelik İK ve Kurumsal İletişim Direktörü Derya Demirer, Sage Diniz Otomotiv Genel Müdürü İpek Yalçın, Rudolf Duraner Genel Müdürü Rasim Çağan ve Zerrin Özgüle İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Zerrin Özgüle oldu.

Günün organizasyonu Burcu Başar İletişim&Danışmanlık’a, sunuculuğu ise deneyimli gazeteci, yapımcı ve sunucu Güzin Abraş’a emanetti.

“Kadınların gülümsemesi her şeye değer”

Programa katılan isimlerden anlayacağınız üzere, bu programda ‘KADIN’ı kamusal alan ve iş dünyasından birkaç erkek ile birçok kadın konuştu. İş dünyasından kadın konuşmacılar çoksa da kamusal alan konuşmacılarında kadın sadece 1 tane, o da Edirne’den gelen Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın idi.

(2024 yerel seçimlerde 11 il ve 61 ilçenin belediye başkanı kadın oldu. Bursa’da ise kadın başkan yok. 1973–1976 tarihleri arasında Karacabey belediye başkanlığı yapan Şükran Yemişçioğlu, Bursa’nın ilk ve tek belediye başkanı olma özelliğini koruyor. Ne acı ki, Bursa o gün bugün başka bir kadın başkan çıkartamamış.)

Mustafa Bozbey kadınların gece belli bir saatten sonra otobüsten durağa gelmesini beklemeden istedikleri yerde inebileceklerini, Filiz Gencan Akın erken evliliklerin önüne geçmeyi öncelediklerini, Şadi Özdemir kadınların Nilüfer’de daha özgür olduklarını, Oktay Yılmaz kurdukları kadın kooperatiflerinin çokluğunu, açtıkları spor salonlarına şehrin uzak noktalarından da gelenler olduğunu, Deniz Dalgıç da kadın konusunun konuşulmayacağı zamanlarda yaşamamız gerektiğini söyledi. Dalgıç, “Cumhuriyet, kadın erkek eşitliğidir” dedi.

Kadınlar Günü ne demek?

Ben de “kadınlara özel günlerin” olmaması gerektiğini savunanlardanım. Bu özel günler bile bize aslında ne kadar eşit olmadığımızı gösteriyor. Senede 1 gün kutlama, sonra yine her şey bildiğiniz gibi…

Kadınlar hâlâ hakları için mücadele ediyor, kadın hâlâ çalışmak için (resmî olmasa da) (ağabey, baba, koca gibi) erkeğin iznine muhtaç, kadın hâlâ ailenin (namus dahil) her şeyinin sorumlusu, hâlâ hesap veren (kime?), hâlâ sorgulanan (kim tarafından?), hâlâ kendisini koruması gereken (kimden?), hâlâ utanması gereken (neyden?), hâlâ muhtaç görülen (neden?), hâlâ kadın gibi yaşamasına izin verilmeyen (erkek gibi mi yaşasın?) bir varlık.

Kısacası kadının hâlâ adı yok…

Oysaki kadın insanca yaşamak için bu kadar mücadele etmemeli, bu kadar yorulmamalı, bu kadar yıpranmamalı, bu kadar sorgulanmamalı, sadece dişi doğmuş olmakla bu kadar cezalandırılmamalı. Erkek doğmuş ve erkek doğurmuş olmak bu kadar yüceltilmemeli.

Lakin; Neşet Ertaş’ın “Kadınlar insandır, biz insanoğlu” dediği gibi, doğanın dişiye bahşettiği meşakkatli yolculuğu da görmezden gelmemeli.

Bir kadın geç saatte de olsa otobüsten olması gereken yerde inebilmeli ve evine istediği saatte güvenle gidebilmeli değil mi? Bunun olmaması bile erkekler için utanç verici olmalı. (Hoş, artık sokaklarımız kadın-erkek her birey için tekinsiz. Saldırganlar ise hep erkek!)

Ben erkek olsaydım çok utanırdım mesela.

Neyse ki utanan erkekler de az değil. Nur Ger ve 40 kanaat önderi erkek tarafından 2018 yılından kurulan ve bugünkü zirvenin konuşmacılarından Koray Bilici’nin de üyesi olduğu Yanındayız Derneği, kadın-erkek el ele vererek “Eşitlik Bir Güne Sığmaz” diyerek durmaksızın çalışıyor.

‘Karımı çalıştırmam’dan, ‘çalışmayan kadınla evlenmem’e

Eski dünyada kadının çalışmasını onur meselesi yapan erkekler, ekonomik şartların ağırlaşmasından ötürü, mecburen, kadının çalışmasına razı gelir, hatta öyle ki, çalışmayan kadınla evlenmez oldular. Bir evi tek başına sırtlanmak bu kadar zor olmasa belki hâlâ eski düzen devam etsin isterlerdi ya neyse.

Hayal edin!

Eve geldiğinde mükellef bir sofra, mis gibi yıkanıp ütülenmiş gömlekler, pırıl pırıl çocuklar, zarif ve bakımlı, her emre amade, sesi hiç çıkmayan, elinden her iş gelen, hiç şikâyetlenmeyen, yoktan var eden, acıyı bal eyleyen mükemmel bir kadını kim istemez ki?

Öyle bir kadının kocası da şöyle olmalı o zaman:

Eve hep eli kolu dolu gelen, sorumluluklarını hiç aksatmayan, karısını ve çocuklarını azarlamayan, onların bir dediklerini iki etmeyen, çocuklarının okul taksitlerini, evin giderlerini ve boy boy faturaları sessizce ödeyen, kredi kartı hesap özetini hiç incelemeyen, özel günlerde çiçeğini de pırlantasını da almayı ihmal etmeyen, dışarıda canı sıkılsa da bunu ailesine yansıtmayan, yüzü hep gülen, anlayışlı, cana yakın, şefkatli ve tutkulu mükemmel bir erkek…

Hişt, uyanın!

Ne böyle bir kadın ne de böyle bir erkek var ve neden olsun? İşleri iç işleri-dış işleri olarak bölmeyen aileler kuruluyor artık. Ev işi kadın işi değil, bunu biliyorlar. Fizik gücü gerektiren makineler dijitalleştikçe erkek işi kavramı da ortadan kalkıyor. Kadınlar forklift de kullanıyor, vinç de, kamyon da. Ki köylerde kadınların pek çoğu evel ezel traktör kullanırdı. Kadın erkek birlikte çalışıp birlikte kazanıyor, hayatın her ânının keyfini birlikte yaşıyor, zorlukları birlikte aşıyorlar. Bu birlikteliklerde herkes kendi alanında yol alırken kimse kimseye köstek olmuyor. Kadın biraz öne geçmeye başlayınca erkeğin içindeki eski erkek hafiften kıpraşsa da, ödenmesi gereken faturalar ve düzen bozukluğunun getireceği ağır ekonomik şartlar onu kibarca sakinleştiriyor. (Şartlardan dolayı değil, gerçekten kibar olmayı da öğrenecekler zamanla. Ümidimiz var.)

Kendi ailesinde kadın-erkek ayrımı görmemiş çocuklar için yeni düzene ayak uydurmak hiç zor değil. Diğer tarafın kadını da erkeği de epey zorlanıyor.

Üreyin!

Türkiye’nin nüfusu göçlerden dolayı artmış olsa da, yine bu göçlerin sebep olduğu her türlü yıkım yüzünden insanımızın üreme, hatta evlenme sayısı düştü. Bir yandan da yetişmiş gençlerimiz yurt dışına kaçtı. Türkiye artık yaşlı bir ülke olmaya aday.

Mülteciler ardı ardına çocuk yapıp arayı kapatıyorlar lakin ülkenin demografisi değişiyor.

Yöneticilerimiz gençlerimize ‘evlenin ve 3–5 çocuk yapın’ diyorlar da, biz de onlara şunu soruyoruz: Tamam ama nasıl?

Kendi tercihi ile evlenmeyen ve çocuk sahibi olmak istemeyenleri saygıyla bir kenara koyalım.

Diğer yanda, bir insan ne ekonomik olarak, ne hukuk olarak ne de can güvenliği olarak kendini güvende hissetmezse nasıl evlensin? Eğer ki kadının çalıştığı bir aileye, çocuğunu emanet edeceği güvenli bir yer göstermezseniz o anne-baba nasıl verimli çalışsın? Ayrıca, sadece çalışan kadına değil, çocuk yetiştirirken iş hayatından ve sosyal hayattan kopan kadına da destek olacak, çocuğunu birkaç saat emanet edebileceği kurumlar açılmalı. Çünkü herkesin yakınında kendisine destek olacak büyük ailesi olmayabilir. Anneanneler babaanneler torunlarına sevgiyle bakabilirler ancak bir çocuğun sorumluluğu ve iş gücü onları aşabilir.

Doğurun!

Yurt dışında “çalışmayan kadın” gibi bir olgu yokken ve kadınlar üçer beşer doğruyorken ve onları kolayca “mutlu birer insan” olarak yetiştirebiliyorken biz niçin yapamıyoruz? Oralarda çocuk olunca kadına olduğu kadar erkeğe de izin veriliyor. Hatta ücret artışı bile oluyor. Bizim de buraya gelmemiz lazım.

Çocuklar bir ülkenin geleceği ise niçin kimse onlara sahip çıkmıyor? Niçin bir patron çalışanlarının kadın olmasından (çünkü doğuruyor) kaçınıyor? Niçin eğitim alırken erkeklerle başa baş giden kadınlar sıra iş hayatına geldiğinde (çünkü doğuruyor) geriye düşüyor? Doğurmak suç mu? Evlenmemek makbul mü?

Ya evde, “evli-mutlu-bol çocuklu” ya da işte, “evsiz-mutsuz-çocuksuz” yaşayın diretmesi ne kadar mantıklı? Yok mudur bunun bir yolu?

“Evli mutlu çocuklu” ya da “bekâr mutlu çocuksuz” yaşayamaz mıyız?

Niçin kadın da erkek kadar iyi performans sergiliyorsa erkekten daha düşük maaş alıyor? Eşit işe eşit maaş kuralı niçin kadına gelince işlemiyor?

Kadının sayısı değil kattığı değer önemli. Kalitenin cinsiyeti olmaz, liyakatin cinsiyeti olmaz, emeğin cinsiyeti olmaz. Bir erkek bunu neden anlamak istemiyor? İşler uzayınca ofiste kalmak ve işleri toparlamak neden hep bekâr ve çocuksuzların üzerine kalıyor?

Kadını işe almakla bitmez, kadının çalışabileceği ortam yaratmak lazım.

Bu soruları sora sora, derdimizi anlata anlata, farkındalık yarata yarata, sorduğumuz soruların cevaplarını söke söke aldığımızı görmek teselli verici. O yüzden ben bu buluşmaları çok önemsiyorum.

Yol uzun, yolculuk zorlu da olsa kimsenin ateşimizi söndürmesine izin vermeyiz…

Kısacası; sahnedeyiz, inmeyiz…

Zekâlar Üç Oldu
1-IQ, Bilişsel Zekâ
2-EQ, Duygusal Zekâ
3-SQ, Spiritüel Zekâ
SQ; duygusal zekânın bilişsel zekâyla buluştuğu ileri bir zekâ ölçüsü olarak tanımlanıyor.
Dünyayı anlamlandırma, mutluluk ve benlik keşfi, ileri iletişim becerisi, ifade gücü ve yaratıcılık, spiritüel bakış açısı ve deneyim, bilgi ve içgüdünün ortak paydada buluşması. Çoklu iş yapabilme becerisine sahip kadınların SQ sahibi olduklarını söyleyebiliriz.

Fair play
Geçtiğimiz günlerde aynı iş yerinde çalışan ama kadının terfi aldığı yabancı bir film izledim ve insandaki hırs ve ego nerede yaşarsan yaşa aynı işliyor olmalı dedim. Filmdeki erkekler, kadının terfi almasının altında yatan sebebi kadının kadınlığı ile ilişkilendirirken, kadının bunu kendi liyakatiyle başarmış olabileceğine ihtimal vermiyorlardı. Çünkü erkekler bir kadının kendilerinden daha iyi olabileceğini ve daha çok kazanabileceğini kabul etmek istemiyordu.
Ülkemizde kadınlar sadece plazalarda çalışmıyor. Fabrikalarda, hizmet sektöründe ve tarımda çalışan kadın sayısı da az değil. Mavi Yaka’nın da Beyaz Yaka’nın da, Yeşil Yaka’nın da derdi hep aynı. Kadın olmak. Rahat bırakılmak için ise çareyi “Erkek gibi kadın olmak”ta bulmak.

Eşitsizliğin derinleştiği yerde şiddet başlar!

Yıllar öncesinden, Olacak O Kadar programında, Levent Kırca&Oya Başar ikilisinin oynadığı bir skeç hatırlarım. Evde kadına kök söktüren adam, işe gittiklerinde kadının karşısına süklüm püklüm “amirim” duruşundaydı. Çünkü o skeçte kadın komiser, erkek ise polisi canlandırıyordu. Bu sefer de kadın erkeğe kök söktürüyor, onu aşağılıyor, yerden yere vuruyordu.
İki durum da ne kadar anlamsız, ne kadar gereksiz, ne kadar içi boştu…

Kaşık düşmanı!

Kadın işini bırakıp ev kadınlığına dönse ve evi çekip çevirse, ev ekonomisine sıcak para olarak katkıda bulunmadığı için bu kez de “kaşık düşmanı” olarak erkek tarafından aşağılanacak. Malum, ev işi evin sahibi tarafından yapılırsa işten sayılmıyor. Ev kadınının yaptığı işi yaptırmak için eve yardımcı gelince o kadın “çalışan kadın” sayılıyor. Sigortası da ödeniyor. Demek ki herkes kendi evinin değil, başkasının evinin işini yaparsa sorun çözülecek!

Gökyüzünü paylaşmak
Gün boyunca konuşmacıların hepsi bu yazıya başlık olacak cümleler kurduysa da hiçbirisi benim aradığım başlık değildi.

Akşam Netflix’te AWAY dizisini izlerken, filmin bir yerinde “Gökyüzünün yarısı kadınların omuzlarındadır” repliği geçti. İşte dedim aradığım başlık bu.

Büyük ihtimal senaryo yazarı bu repliği Nicholas D. Kristof ve Sheryl Wudunn’un çalışması olan “Gökyüzünün Yarısı / Hayatlarını Değiştiren Kadınların Hikâyesi” kitabından esinlenmişti.

Bazı erkekler güçten sıkılıp “Ferrari’sini Satan Bilge” benzeri kitaplarda kendilerini ararken, kadınlar varlıklarını ispat peşindeydi.

Omuzlarında gökyüzünün yarısı, bazen esen rüzgârla, bazen kopan fırtınayla, bazen bulutların arasından beliriveren güneşle, bazen yıldızların, bazen Ay’ın aydınlattığı bu koskoca ama küçücük yeryüzünde çılgınca bir koşu tutturmuşlardı. Menzile varacak, ipi göğüsleyecek, belki sonra onlar da Ferrarilerini satmak isteyeceklerdi…

Kim bilir…

Yazının sonunda; şunu da unutmayalım ki, gökyüzünün diğer yarısı da erkeklerin omzunda. Aynı yeryüzünün üzerinde ve aynı göğün altında birlikte yaşıyorsak, bence iyi geçinelim.

Her ne kadar Yazar John Gray “Erkekler Mars’tan Kadınlar Venüs’ten” gelmiş dese de, ben Mars ve Venüs’ü gezegen olarak değil, Savaş Tanrısı Mars ile Aşk ve Güzellik Tanrıçası Venüs’ten geldik olarak anlıyorum.

Ve “Savaş Yapma, Aşk Yap!” ve “Her işini AŞK’la yap!” diyorum…

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.