SON DAKİKA
Hava Durumu

Mübadele: Aynı evden, ayrı dünyalara

Yazının Giriş Tarihi: 02.02.2026 15:16
Yazının Güncellenme Tarihi: 02.02.2026 20:13

Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi’nin 103. yıl dönümü, Mudanya Belediyesi tarafından “Aynı Evden, Ayrı Dünyalara” temasıyla düzenlenen etkinliklerle Mudanya’da anıldı. Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç’ın ev sahipliğinde gerçekleşen etkinliklere, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, siyasi parti temsilcileri, mübadil dernekleri, akademisyenler ve vatandaşlar katıldı.

Etkinlikler, mübadiller anısına hazırlanan “1900’lü Yılların Başlarında Girit” fotoğraf sergisi ile başladı. Koleksiyoner Cüneyt Pekman'ın engin arşivinden seçilen fotoğraflardan oluşan ve 1900’lü yıllarda Girit ve Girit’te ilk Türk Müslüman fotoğrafçı olan Rahmizâde Bahaettin’in fotoğraflarının da yer aldığı sergi Mudanya Cumhuriyet Galerisi'nde açıldı.

Serginin açılış konuşmasını yapan Mudanya Girit ve Yanyalılar Derneği Başkanı Zehranur Özman Biricik, arşivini paylaştığı için Cüneyt Pekman'a, Girit mahallesindeki üç katlı bu evi restore ederek 'Kültür ve Sanat'ın hizmetine sunduğu için Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç'a teşekkür etti ve kendilerine birer fidan hediye etti.

Kısaca Cüneyt Pekman

1932 yılında Girit Kandiya mübadili bir ailenin ikinci kuşağı olarak Mudanya'da doğan Cüneyt Pekman, ilkokulu Şükrü Çavuş Okulu'nda okudu. Ahmet Rüştü Ortaokulu'nun bir numaralı mezunu oldu. Eğitimine Bursa Erkek Lisesi ile devam ederek İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ile tamamladı. Çalışma hayatına 1958 yılında bankacılıkla başladı. On beş yıl banka müdürlüğü ve banka yönetim kurulu üyeliği yaptı. 1973 yılında bankacılıktan ayrılarak özel sektöre geçti. 48 yıl ÇEMTAŞ Çimento, Duraner Grup ve Gökçen Grup gibi firmalarda müdürlük, genel müdürlük, yönetim kurulu üyelikleri, murahhas üyelik ve denetçilik görevlerini üstlendi. 2022 yılında iş hayatına son verdi. Öğrencilik yıllarından başlayarak çok çeşitli dernek çalışmalarında kurucu ya da aktif üye olarak çalıştı. Aralıklı olarak siyasi faaliyetlere katıldı. Pekman elan Mudanya'daki tarihî evinde yaşıyor.

Bir Bavul Dolusu Hasret

Sergi açılışının ardından "Bir Bavul Dolusu Hasret" oyunu Girit mahallesindeki tarihî bir evin önünde oynandı.

Yüz üç yıl önceki mübadiller gibi onlar da ellerinde tahta bavullar, kucaklarında bebeler ile denizden geldiler.

Hem Kırmızı hem Karanfil

Mütareke Müze Evi önünde düzenlenen denize karanfil atma töreni öncesi, Lozan Mübadilleri Vakfı ile Türkiye’deki mübadil kuruluşları tarafından imzalanan 103. Yıl Bildirisi okundu.

Sonra da bu yolculukta denizde can verenler anısına denize kırmızı karanfiller bırakıldı. Karanfiller cansız bedenler gibi suyun üzerinde hazin hazin salındı, kalpler yaşananların acısıyla bir kez daha kavruldu, yandı.

O anlarda denizde seyreden her şeyden uzak bir tekne kendi ekmeğinin derdindeydi. Zaten her şey de aş için, iş için, huzurlu bir hayat için değil miydi?

Mübadele Kültürü Paneli

Restore edilerek hizmete açılan Tirilye Kültür Evi'nde gerçekleşen "Mübadele Kültürü" başlıklı ilk panelin moderatörlüğünü Lozan Mübadilleri Vakfı Mudanya Temsilcisi Cumhur Aksan yaptı.

Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğr. Üyesi Ayşegül İnginar Kemaloğlu Mübadeleyi rakamlarla ve verilerle akademik olarak anlattı. Gidenler gelenlerin neredeyse üç katıydı. Gidenlerden boşalan evlerin üçte biri gelenlerle doldu, ya üçte ikisine ne oldu? Peki ya gelenlerden boşalan evler gidenlere yetti mi? Herkes kendi coğrafyasına uygun yere yerleşebildi mi? Yoksa balıkçı adam dağ başına, çiftçi adam şehre, tüccar ovaya mı gönderildi?

Elden geldiğince düzenlenmeye çalışılsa da, zordu zor...

Yazar Saba Altınsay "Kritimu" kitabını yazma aşamalarını anlatırken Mübadelenin edebiyattaki gücüne şahit olduk. Saba Altınsay'ın anlattığı kendi ailesinin hikâyesiydi. Malum, yaşananlar bir birey ya da bir aile üzerinden anlatıldığı zaman insanlar hikâyeyi daha içselleştiriyor, daha benimsiyor. O yüzden edebiyat, tiyatro, sinema gibi, hikâye anlatıcılığını önceleyen, empatiyi geliştiren, topluma ayna tutan sanatlar çok önemli.

Tarihte Mübadele konusunu Araştırmacı, Tarihçi, Yazar Raif Kaplanoğlu'ndan dinledik.

Kaplanoğlu mübadele tarihi üzerine araştırmalar yaparken çok insan hikâyesi dinlediğini ancak o dönemde akademik verilere odaklandığı için hikâyelere yeterince önem vermediğini ve onları kaydetmediğini, şimdi ise bunun pişmanlığını yaşadığını söyledi.

Mübadil Kentler, Birleşin!

Mübadil kentlerin belediye başkanlarının bir araya geldiği "Mübadeleyle Yüzleşen Kentler" panelinde Mudanya, Kuşadası ve Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanları mübadeleyle ilgili anılarını ve görüşlerini paylaştı. Panelin moderatörlüğünü yapan Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, Mübadil Kentler Birliği ya da Mübadil Kentler Ağı kurulması önerisi getirdi. Dalgıç, bu yapı aracılığıyla düzenli buluşmalar ve ortak projeler geliştirilebileceğini, ortak hafızanın canlandırılmasının, sözlü tarihin yazılı ve somut hale getirilmesinin gelecek kuşaklar açısından önemli olduğunu, farklı kentlerdeki küçük bir bilginin başka bir kentteki hikayeyi tamamlayabileceğini belirtti.

Tirilye'deki Taş Mektep'in bir katının Mübadele Müzesi haline gelmesi önerisi, izleyiciler arasında bulunan Bursa'nın girişimci kadını, mübadil torunu Tirilyeli Dilek Düvenci Şeker'den geldi.

Macır Başkanın Anıları

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, doğduğu köy olan mübadil köyü Özlüce'den çıkıp okul için dedesinin yanında, Bursa'da yaşamaya başladığı günlerde kendilerine "macır" dendiğini, H'leri söyleyemediği için zorluklar yaşadığını anlattı. Sesindeki samimiyet o günlere duyduğu özlem ile birleşti. Muhacirlerin H'leri söyleyememelerine rağmen çocuklarına H ile başlayan isimler koyma tespitini bir 'stand-up'çı gibi anlatarak hepimizi güldürdü. Asan, Üseyin, Alil, Alibraam, Aalide, Uuriye gibi gibi.

O zamanlar Bursalıların muhacirlere kız vermediğini anlatırken, kendi köyünün bile kendi içinde ayrıştığını, onların da 'kız alma-verme'ye pek sıcak bakmadığını, kaçan sevdalılar olduğunda ailelerin birbirine girdiğini anlattı.

Muhacirlerin çalışkanlıkları ve Rumeli'den getirdikleri bilgiler ile ülkeye büyük değer kattıklarını söyledi.

Benim içimi en acıtan şey ise evlerinin anahtarlarını yıllarca saklamaları oldu. Bu gidişin dönüşü olacağını düşünerek yaşamışlar hep. Ta ki umutları kesilinceye dek.

Bazıları yıllar sonra doğdukları toprakları ziyaret etmiş, bir çoğu ise yurt bildikleri toprakları bir daha hiç göremeyip, "vatan" hasretiyle göçüp gitmiş.

Yörük olarak gidip mübadil olarak dönmek

Aslında Anadolu'dan Rumeli'ye gönderilen Türklerin pek çoğunun olduğu gibi onlar da zamanında Toroslardan, Karamanoğullarından Rumeli'ye gönderilmişlerdi. Deniz Dalgıç'ın dediği gibi yaklaşık 450 yıl önce Yörük olarak gitmiş, 450 yıl sonra Mübadil olarak dönmüşlerdi.

Bu yerinden etme, Osmanlı'nın "şenlendirme" yöntemiydi. Bu yöntem ile fethedilen ya da iskana açılan topraklardaki halkların arasına Anadolu'dan gelen halklar belli bir oranla yerleştiriliyor, böylece nüfus dengeli ve ahenkli hale getiriliyordu. Bazen de arıza çıkaran topluluklar bu yöntemle dağıtılıyordu.

Yazmak lazım cancağızım

Hristiyanların doğan her çocuğu kiliseye kaydettikleri gibi her şeyi kayıt altına alma adetleri var. Gittikleri yerlerde geldikleri yerleri resmedip aynısını kurmuşlar. Yeni yerleşimlerine de Neo Mudanya, Neo Foça gibi isimler vermişler. Kendi topluluklarını korumuşlar. Yoksa gelenler burada ne kadar Rum soyu denilerek pek istenmediyse, onlar da orada Türk soyu olarak pek hazzedilmemiş.

Bizde ise yazmak yerine konuşmak var. Kayıtlar pek verimli değil. Kadınlar zaten hesapta yok. Oysaki bir toplumun tarihi belgelerden, romanlardan, öykülerden, yani yazıdan anlaşılıyor. Bunca yılda nice bilgi, anı, hikâye kayboldu gitti, nicesi ise dilden dile dolaşırken gerçekliğini yitirdi. Oysa yazılsaydı...

Yazmadılar diye sadece büyüklere yüklenmeyelim. Onların çoğu acılarını depreştirmemek için yazmadı belki. Büyükler yaşarken sormayan ve kayıt almayı akıl etmeyen küçüklere bakalım. Onlar da şimdiyi yaşayıp, geleceği düşlerken geçmişe pek bakmaz. Onlar için büyükler yaşlı ve eskidir. Merak bile etmez. Tam merak etmeye başlayıp sormayı akıl ettiği zaman ise etrafta soracak kimse kalmaz.

Lozan Mübadilleri Vakfı

Bozbey'in anlatımları ile devam edelim: 2000 yılında İstanbul'da Lozan Mübadilleri Vakfı (LMV) 23 kişi ile kurulur. Kuruluşta Bursa'dan dört isim vardır. Mustafa Bozbey, Turhan Tayan, Bilgin Alan ve başkanın adını hatırlayamadığı bir kişi. Bu vakfın kurulmasına hem insanların köklerine olan merak ve özlem hem de önce 17 Ağustos 1999'da Türkiye'de meydana gelen Marmara Depremi, ardından 7 Eylül’de Atina’da yaşanan deprem vesile olur. Yaşanan felaketler iki halk arasında dostluk ve dayanışmayı geliştirir. Bu da Lozan Mübadilleri Vakfı (LMV) kurulma fikrini ortaya çıkarır. 1999 yılının Kasım ayında “Büyük Mübadele Çocukları Girişimi” adıyla bir inisiyatif başlatılmıştır. Girişimciler, 30 Ocak 2000 tarihinde düzenlenen “Mübadillerin İstanbul Buluşması” etkinliğiyle ilk büyük organizasyonlarını gerçekleştirir. Bu toplantı, kamuoyunda büyük yankı uyandırır ve hem Türkiye’de hem de Yunanistan’da basında geniş yer bulur. İki halk birbirini hatırlamıştır.

Vakfın resmî kuruluş tarihi 24 Mayıs 2001 olarak kayda geçer.

Ardımızda Kalanlar

İşte o zorluklara katlananların çocukları bugün dünyanın dört bir yanında yaşıyor, atalarının soyunu devam ettiriyor, şarkılarını çalıyor, türkülerini söylüyor.

Mudanya'daki programın akşamında Bursa Lozan Mübadilleri Kültür ve Dayanışma Derneği ve Nilüfer Belediyesi tarafından Konak Kültürevi'nde düzenlenen programda Özlem Doğuş Varlı, Ersen Varlı ve Nikos Andrikos hafızalarda iz bırakan anıları sese ve müziğe aktardı. Ardımızda kalan ezgiler, tatlar, kokular derinlerden çıkıp geldi.

Mübadele göç değildir

Mübadele, "bedel"den türeyen acı bir söz. Tanımı, değiş tokuş etme, bedeliyle değiştirme. Türkiye ve Yunanistan arasında Türk-Yunan nüfus mübadelesinde bedel ödeyen 'mübadil'dir.

Türk ve Rum Ahalinin Mübadelesine Dair Mukavelename ve Protokol 30 Ocak 1923’te imzalanır. Nüfus mübadelesi 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması'nda yer alarak kesinlik kazanır. Bu antlaşma ile Türkiye ve Yunanistan arasında karşılıklı olarak binlerce insan yer değiştirecektir.

Değiştirecektir de nasıl değiştirecektir? Bir odadan bir odaya geçmiyorsun ki! Kolay mı öyle ha deyince göçmek? Hem de hiç niyetin yokken, hem de hiç istemiyorken, hem de yüzyıllardır bu topraklarda yaşıyorken. Ardında dirilerini bırak, ölülerini bırak, malını mülkünü, ekinini hayvanını bırak, tüm hayatını iki valize doldur ve düş yollara. Yolda öldün öldün, kaldın kaldın. Belki anandan ayrı düştün, belki karındaşından. Aynı evden çıktın ama bambaşka hayatlara savruldun.

Gidiyorsun!

Birinci Dünya Savaşı ve devamında Kurtuluş Savaşı sonrası Yunanistan'da kalan Müslümanlar ile Türkiye'de kalan Rum Ortodokslar "ait oldukları (söylenen) yerlere" böyle gönderildi. Bu ayrımdaki tek belirleyici unsur vardı: O da din, yani "inanç"tı.

Oysaki yaşantı aynı, türküler aynı, yemekler aynı, giysiler aynı, oyunlar aynı, sadece ibadetler farklı. Hani hepimiz aynı Tanrı'nın kullarıydık? Ne oldu şimdi böyle birden bir? Hadi kalk gidiyorsun demek ne demek? Nasıl, nereye, ne zaman?

Susun, sormayın! Size sadece göçmek düşer. Ama toprağından ama hayatından. Ama başka ülkeye ama başka toprağa...

Tarih mi göçlerle yazılır, göçler mi tarih yazdırır?

Tarihte mübadele çok enderdir. Ancak göç süreklidir. Kıtlıktan kırılır göçersin, savaştan kaçar göçersin, coğrafyadan yılar göçersin, ekonomi boğazını sıkar göçersin, iklimden bıkar göçersin, rahat batar göçersin, sıkılır göçersin, beladan kaçar göçersin, mecbur kalır göçersin, mübadelede olduğu gibi zaruriyetten göçersin. Göç yolları taşlı topraklı dikenlidir, hayatta kalmak adına hepsine katlanırsın.

Kaçmasan, göçmesen kim bilir nasıl yaşayacaksındır ya da belki hiç yaşamayacaksındır...

Biz bugün buradayız, yarın kim bilir neredeyiz?

Günümüzde dünya karılıp katılır ve büyük nüfuslar yer değiştirirken bu insanların hepsi kendi öyküsünü yazıyor. Bazıları derin suların dibinde, bazıları bir ümidin peşinde, hayatta kalma derdinde.

Gidecekler, kalacaklar, kök salacaklar. Geçen o günleri, gördükleri bir rüya gibi, izledikleri bir film gibi anlatacaklar.

Her şey biraz kül biraz duman olup havaya savrulacak.

Ve dünya üzerinde yaşayan minik insancıklardan habersiz, kendi bildiğince dönmeye devam edecek...

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.