Mekanı kapatan hesabı öder!

Canan EKİNCİ YILMAZ 04 Mayıs 2021 Salı, 00:56

Koronavirüs ile savaş günlerinde ekonomi ile hastalık arasına sıkışan insanların, savaşı "aç-kapa"lar ile kazanacağını düşünen iktidarın uygulamaları altında ezim ezim ezildiği günlerdeyiz.

Sanki halkı korumak için değil de, daha beter canını çıkartmak üzerine kurulmuş her şey.

Milyonlarca kişiyi etkileyen geçim sıkıntısı, ekonomik kriz, yoksulluk, işsizlik ve gelecek kaygısı sebepli intiharlar günden güne artıyor. Türkiye'de 2002-2019 yılları arasında geçim sıkıntısı nedeniyle 5 bin 806 kişi intihar etmiş.

Cumhuriyet Gazetesi, 24 Şubat 2021 gününe kadar Pandemi döneminde canına kıyanları haberleştirmiş. Sosyal medya intihar haberleri ve intihar görüntüleri ile dolu.

Siz bakmayın 17 günlük karantinayı yazlıklarında ya da köylerinde geçirmek için yollara düşen bir avuç insana. Çoğu kıt kanaat yapmıştır evini. Şehrin boğuntusu içinde geçirmektense açık havada geçirmeyi istemiştir.

Bir de dükkanını kapatmak zorunda kalan, evinden çıkamayan, sokağa adım atamayan, hayatta kalabilmek için çevresinden borç istemek ya da hırsızlık yapmak yerine kendi canına kıyanlar var memlekette, siz onlara bakın.

Mersin'in Mut ilçesinde yıllardır kiralık küçük işyerinde kokoreççilik yapan Murat Gümüş, sosyal medya hesabından "Kaç gündür siftah etmeden dükkan kapatıyorum" paylaşımı yaptıktan sonra intihar etmiş.

Eline "İş-Aş" yazarak intihar eden, bir buçuk yaşındaki çocuklarını komşularına emanet ederek karı koca birlikte ölüme giden, kapısının önünde kendini asan, apartmanın teras katından kendini boşluğa bırakan, "Çocuklarım aç, iş istiyorum anlamıyor musunuz?" diyerek kendini yakan, salgın nedeniyle işsiz kalan, iş bulamayan, borçlarını ödeyemeyen ve "vazgeçen" insanların haberlerini okuyoruz her gün...

15 Mart 2021 tarihli bir haberde "Pandemi sürecinde intihar eden müzisyen sayısı 102'yi buldu." yazıyor.
19 Mart 2021 tarihli bir haberde, "Turist rehberi Emre Salsan intihar etti, turizmde kriz büyüyor." diyor.

İnsanı intihara sürükleyen en büyük neden adaletsizlik ve ümitsizlik.

Gördüğümüz üzere, yasaklar herkese aynı işlemiyor. Garibanların canı acımasızca yakılıyor, imtiyazlılara dokunan ise yanıyor.

Kağıt toplayıcısına, minibüs şoförüne, maskesini anlık indirene, karantina günü kapısının önünde arabasını yıkayana, evinin önündeki denize girene, yürüyüş yolunda yürüyene cezayı KES KES KES!

Kongreleri görme, statta maç izleyenleri görme, ceza uygulaması getirenlerin cümbür cemaat katıldıkları cenazeleri görme, camide cuma kılanları görme, vur patlasın çal oynasın partileyenleri görme.

Şanssız çoğunluğu gör, şanslı azınlığı görme...

Sanki polislerin ceza kotaları var ve bunu doldurmaya çalışıyorlar. Ya da sanki (satış görevlileri gibi) kestikleri ceza başına prim alıyorlar.

Öyle bir kesiş ki açıklaması yok...

Ha bir de, insanlara işlem yapan polisleri de görme, fotoğraflarını çekme, video kaydı alma, haberini yapma. (Ve bugün 3 Mayıs 2021, Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Eminim ki basın yine süslü mü süslü bir bildiri ile kutlanacaktır. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından yayınlanan yıllık dünya basın özgürlüğü raporunda Türkiye'nin 180 ülke arasında listede 153. sırada yer aldığı dikkate alınmayacaktır.)
Bunların hepsi YASSAH KARDEŞİM YASSAH!

Yasak demek kolay, kapat demek kolay.
Peki ya mekânı kapatan hesabı ödemez mi?
Masrafı karşılanmadan kapısına vurulan kilit, mekân sahibinin idam fermanı olmaz mı?