SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Manzara

Yazının Giriş Tarihi: 17.09.2022 11:18
Yazının Güncellenme Tarihi: 17.09.2022 11:18

Kalemim kötü bir şey yazmak istemiyor, lakin yazmak için de iyi bir şey yok.
Ülkenin değişen çehresi ile her geçen gün daha koyu karanlıklara sürükleniyoruz.
Biz kendi medeniyetimizde daha efendi, daha medenî, daha saygılı, normal insanlar olmak üzere gelişmeye çalışırken, farklı medeniyetlerin içimize doluşması ile verdiğimiz tüm emekler heba olmakla kalmadı, memleket beş yüz yıl geriye gitti.
Evden çıkmaya korkar olduk.
Trafikte araç kullanmak, toplu taşımada yolculuk etmek, sokakta yürümek, bir yerde oturup bir şeyler yiyip içmek, hastanede poliklinik sırası beklemek ya da markete alışverişe gitmek gibi sıradan alışkanlıklarımız her an kâbusa dönüşebileceğini gördük.
Düzenli bakımları yapılmayan ve teknik arızaları görmezden gelinen defolu araçlar ve elinden telefon düşmeyen defolu şoförler, ardı ardına büyük kazalara sebep oluyor.
Kim sorarsa her AVM’ye girişimizde kol çantamızdan alışveriş poşetine kadar her şeyimiz güvenlik kamerasından geçiyor, sonra bir bakıyorsunuz AVM ortasında silahlar konuşuyor. (11 Eylül 2022 / Vadi İstanbul AVM’deki silahlı saldırı.)
Dışarıda yemek yemek bir kültür ve bu kültür müşterinden garsona her iki tarafta da olmalı. (16 Eylül 2022 / Köfteci Yusuf’ta ‘masa silme’ kavgası.) Ne misafir misafirliğini biliyor ne de ev sahibi ev sahipliğini…
Kim sorarsa hastane kapılarında güvenlik var, sonra bir bakıyorsunuz delirmiş bir hasta yakını hastane güvenliğini öldürüyor. (14 Eylül 2022 / Esenyurt’taki bir hastanenin güvenlik görevlisi Tuğrul Okudan, sessiz olmaları konusunda uyardığı hasta yakınları tarafından boynundan bıçaklanarak öldürüldü.)
Diğer tarafta bir başka hasta yakını annesi coronavirüsten öldü diye, bir diğeri serum bağlanmadı diye, bir akıldane beynindeki çipi çıkartmadı diye diye diye doktorundan hemşiresine önüne kim çıkarsa hepsini darmadağın ediyor, vuruyor kırıyor öldürüyor.
Bunlar son birkaç günün bilançosu.

Hastaneler şifa yuvası olmaktan çıktı, kıyım yuvasına döndü.
Üniversite tercihlerinde tıp fakülteleri tercih edilmez, yetişmiş doktorlar ülkede kalmaz oldu.
Olay çıkar diye yasaklanan konserlerde, festivallerde bir tane olay çıkmıyor (Bknz Tarkan İzmir konseri), sıradan insanların yaşadığı her yer ise “suç mahalli”.
Can güvenliği olmayınca huzur güvenliği de olmuyor haliyle.
Evden çıkarken kapıdan evime şöyle bir son bakış atıp çıkıyorum. Belki akşama eve dönemeyebilirim. Biliyorum ki her an bir serseri kurşuna ya da yorgun bir mermiye hedef olabilirim. Bir çatışmanın ya da bir kavganın ortasında kalabilirim.
Ya da eve döndüğümde evim talan edilmiş, soyulmuş olabilir diyorum. Biliyorum ki tek bir hamlede evlere girip, sanki taşınıyormuşçasına kapının önüne kamyon dayayıp evi tepeden tırnağa soyan çeteler var.
Evdeyken her çalan zilde gelenin katil mi, soyguncu mu, yoksa sıradan bir manyak mı olduğu düşüncesine kapılıyorum.
Evdeyken de, sokaktayken de, trafikteyken de kendimce tedbirler alıp, deprem tatbikatı gibi vak’a tatbikatı stratejileri geliştiriyorum.
Dışarıya çıktığımda gördüğüm eli-kolu-gözü-kulağı-sesi ayarsız insan kitlesinin yarattığı pejmürdeliği görmeye katlanamıyorum.
Paranın nasıl el değiştirdiğini, değişen paranın yeni sahiplerini nasıl terbiyesizleştirdiğini gördükçe can güvenliğimi bir kez daha sorguluyorum.
Ülkenin yetişmiş evlatları çıldırmış konut fiyatları sebebiyle kendi barınmalarını sağlamakta güçlük çekerken, ne yaptıkları, nasıl kazandıkları belli olmayan bir kitle evlatlarımızı barındıkları yerlerden ederek, daha kötü şartlarda yaşamaya itiyor.
Sonra da cepten bir TOKİ kurbağası fırlıyor, zıplaya zıplaya uzaklaşıyor.
Temel gıda maddelerini almakta zorlanan insanlar sağlıklarını kaybetmeye başladı. Gençler ve çocuklar yetersiz beslenmeden, aileleri de onları besleyememekten mustarip.
Okullar açıldı, çocuklu ailelerde ıstırap başladı.
Zafer Partisi’nin astığı Yerli ve Millî Escobar pankartını birileri üzerine alındı ve pankartlar hızla toplatıldı.
Sedat Peker yolsuzluk iddialarını adıyla sanıyla, saatiyle, mekânıyla ortaya saçtı, bir Allah’ın kulu da o iddialardan birini yakalayıp sorgulayamadı.
Oysa sen burada bir “VIK” diyorsun, Amerikan filmlerindeki SWAT ekipleri gibi ekipler kapına dayanıyor.
İnsanı da en çok bu adaletsizlik yoruyor…

Şartlar iyileştirilip, insanlık ve efendilik yükseltileceğine, kime nasıl hakaret etsem, kime nasıl dava açsam, kimi nasıl cezalandırsam, nasıl yapsam da olayları çarpıtsam, tarihi bile kendi çıkarıma nasıl uydursam çalışmaları yapılıyor.
İnsan kendi ülkesinde güven içinde yaşamak ister oysa.
Korku içinde değil…
Hoş; patronun dışarıdaki neşeli hallerine bakınca, eller iyisi deme de dur.
Evdekilere cart curt, yaban ellere kakara kikiri, öyle mi?
İnsanı en çok bu adaletsizlik yoruyor demiş miydim?

Sistem tepeden tırnağa abuk kısacası.
Kalite eşittir ahlâk diye boşuna demiyoruz.
İnsan bozulunca da her şey bozuldu işte böyle.
Milyon dolarlık araban, beş şeritli yolun, kırk katlı rezidansın olsa ve o arabalar o yollarda kapışıp herkesi tehlikeye atıyorsa, gencecik kızlar rezidans tepelerinden aşağıya fırlatılıyorsa ne fayda ha, söyle bana ne fayda!

Sen de çok karamsarsın diyeceksiniz.
Karamsar mıyım bilmem ama manzara bu...