Canan EKİNCİ YILMAZ 07 Haziran 2021 Pazartesi, 09:26

Sedat Peker gündeme "anlam" katan videolarında kendisine edilen ihaneti ve evlerinin basılmasına kızlarının şahit olmasını bir türlü içine sindiremeyip, yıllardır tam göbeğinde olduğu kirli pazarlıkları ifşa ederken bir yandan yoklama çekmeyi, bir yandan da 40 yaş altına seslenmeyi ihmal etmiyor.

40 yaş üzeri vatandaşın pek çoğu ya bu balçığın içindedir ya şahit olmuştur ya da duyum almıştır diyerek, 40 yaş altına bilmediklerinizi öğrenin diyor.

Peker'in bugün anlattıkları muhalif kanat tarafından kerelerce gündeme getirilmiş, lakin bu "açık-lama-lar" masum vatandaşa duyurulmamış, başıbozuk gidişata işaret edenler her ne şekilde olursa olsun susturulmuş, kirli alış-verişler kendi cenahlarında al takke ver külah devam etmişti.

Besbelli ki ortadaki ganimetten nemalanmak isteyenler çoğalınca ve sırrı bilenlerin sayısının artınca sırlar sır olmaktan çıkmış ve pastadaki payın gittikçe küçülmesi sen-ben kavgasını tetiklemiş.

Peker'in sistem dışına itilmek istenmesi de son noktayı koymuş olmalı ki biz bugün kimleeer kimlerle, nerelerde neler yapıyormuş öğreniyoruz.

Demek gerçekten de hiçbir şey olmasa da bir şeyler oluyormuş. Ama kendi içlerinde oluyormuş.

Bu cümleyi kuranlar kendi içlerinde dönen dolapları bildiklerinden, herkesin dolap çevirdiğini düşünüyormuş.

Peker'in açıklamalarının iyi tarafı, artık kendilerine inananlar da dönen dolapları öğrendi.

Kız çocukları

Sedat Peker kızlarım için dünyayı yakarım diyor hep.

Yıllardır yaşadığı karanlık dünyada, babaları ile hesaplaşırken başka kız çocuklarının dünyalarının yanmasına sebep oldu mu acaba diye düşünmeden edemiyorum.

Bozuk düzen içinde yapılan her kanunsuz eylem masum birilerinin aşından, işinden, emeğinden, geleceğinden, hayallerinden çalar nihayetinde.

Peker'in çektiği videolardaki konuşmalarından çok kitap okuduğunu anlıyoruz. Peki ya okuduklarını hayatına katabiliyor mu, hayatıyla yüzleşebiliyor mu, bizimle konuştuğu kadar kendisiyle konuşuyor mu, yani Tripod'u kendisi için de kuruyor mu?

Yoksa sadece (iddia ettiği gibi) kendisi ihanete uğradığı ve kızları korktuğu için mi yıllardır içinde yaşadığı dünyayı kendisi ile birlikte yakıyor?

İşler istediği gibi işler ve Peker eski düzenine tekrar kavuşursa anlattıkları olduğuyla mı kalacak?

Hukuk ve siyaset bu kanunsuzlukların hesabını sormayacak mı? 

Çaldıkları, çöktükleri, sattıkları bizim hayatlarımız, bizim emeklerimiz, bizim geleceğimiz.

Çalmaya, çökmeye ve satmaya devam mı edecekler?

Anladığımız, bildiğimiz ve gördüğümüz üzere herkes birbirine o kadar göbeğinden bağlanmış ki, birini çekince bir diğeri ve bir diğeri ve bir diğeri geliyor. 

İç içe geçmiş Matruşka bebekler ya da ardı ardına dizilmiş domino taşları gibiler. Birine bir fiske vurduğun anda hepsi bir önündekinin üzerine devrilecek. 

Hepsi yerle bir olduğunda, işte o zaman manzara tüm çıplaklığı ile gözler önüne serilecek.

O yüzden de hepsi sus pus.

Lakin korkunun ecele faydası yok.

Artık lağım taştı. Kokusu dünyayı sardı.

Bu kez de "Rabbim affetsin" diyerek zeytinyağı gibi üste çıkmazsınız herhalde.

Lağım demişken, dün telefonuma Whatsapp üzerinden gelen bir iletiyi paylaşmak isterim sizlerle.

LAĞIM ÇUKURUNA NEDEN CİĞER ASILIR?

Özellikle gurbette yaşayan memur aileler, okulların tatile girmesiyle birlikte köydeki evlerine gider, tatili orada geçirirler. Köy yerlerinde altyapı olmadığı için lağım çukuru olur.
Yaz tatili bittiğinde, evden çıkmadan önce, aile tüm hazırlıklarını tamamlar ve en son bir kuzu ciğerini de ipe bağlayıp, tuvaletin çukurunun üzerine asardı... 
Temmuz başında tekrar köye döndüğümüzde lağım çukurunun  tertemiz ve bomboş olduğunu görürdük...

Bir gün anneme sordum:
"Anne, biz  bunu neden yapıyoruz ?" 

O da izah etti: 
"Burada asılı olan ciğere, bir müddet sonra kurtçuklar üşüşür. O kurtçuklar ciğeri yer ve çoğalırlar. Onlar çoğaldıkça ciğer azalır. Bir gün kurtçuklar ciğeri tamamen yer bitirirler ve aşağıya düşerler. Bu sefer oradaki pislikleri yemeğe başlarlar. Kurtçuklar yine çoğalmaya başlarlar; bu defa da oradaki pislikler azalır, gün gelir, o çukurdaki pislikleri de yer bitirirler. Aç kalan kurtçuklar, en sonunda birbirlerini yemeğe başlarlar. Nihayet, onlar da biter ve kuyu tertemiz olur yavrum..."

Kimin yorumu bilmiyorum ama bu minik anlatıya yapılan yorumu da paylaşalım:

"Menfaat grupları arasında son yaşanan çıkar çatışmalarını gördükçe, aklıma o evin lağım çukurunun tepesine asılan ciğer geldi... Üzülerek söylüyorum ama vaziyetin aynen böyle olduğu kanısına vardım...  Yıllar evvel bir ciğere saldırdılar...  Saldırdıkça da çoğaldılar.  Şimdi ciğer bitti ve lağım çukuruna düştüler... O kadar açtılar ki, oradaki pislikleri de yediler... Doymadılar... Şimdi birbirlerini yiyorlar... Yakında tertemiz olacak her yer..."

40 yaş altı, size sesleniyorum!

Sevgili 40 yaş altı arkadaşlar, Sedat Peker gibi ben de size sesleniyorum.

Bu yaşananlardan ibret ve ders alın, alın ki Şeytan ile pazarlığa oturmayın. Ayı ile yatağa girmeyin. Doğru yoldan şaşmayın. Zirveye; merdivenleri zıplaya zıplaya değil, her basamağı sindirerek, her adımda demlenerek çıkmayı hedefleyin. Çok para ile itibarlı paranın yerini ayırt edin. Hesap sorulmasından korkmak istemiyorsanız hesap verebilir bir hayatı hedefleyin. 

O hesap eninde sonunda sorulur, hiç unutmayın.

Hay'dan geldik, Hu'ya gideceğiz

"Haydan gelen huya gider" deyişindeki emeksiz kazancın bereketsiz olacağını unutmadan, hak yemeden, ah almadan, ezmeden, ezilmeden yaşamak marifet.

Her şey aslına döner nihayetinde.

Kader mi dersin, karma mı dersin, ilahi adalet mi dersin, kimsenin ettiği yanına kalmaz mı dersin bilmem ama sistem hatayı bir şekilde düzeltir.

Senin yaptığın bir yanlış seni bulmasa dahi, senden sonrakini bulur.

Kusmuk!

Çok uzağa değil, Marmara Denizi'nin içinde boğulduğu Deniz Salyası-Müsilaj felaketine bakın mesela.

Bakın ve aynı felaketin ülkeyi sardığını görün. 

Sistem artık bu kadar kötülüğü kaldıramıyor ve kusuyor.

Ve biz hepimiz bu kusmuk içinde boğuluyoruz.

Bir an önce hem Marmara hem de ülke bu kusmuktan temizlenmeli.

Her yer tertemiz olmalı...