Bilgisayarımın başına oturup da yazmaya başladığım ne varsa bir anda buharlaşıp yerini yeni bir olaya bırakıyor. Baş döndürücü bu hız ile serseme dönmüş durumdayım.
Operasyon üzerine operasyonlara, göz altılara, tutuklamalara, serbest bırakmalara ve o taraf bu taraf bakmaksızın herkesin kapısına gidildiğine bakılınca, bu iş memlekette son adam kalıncaya kadar devam edecek galiba diye düşünüyorum. Da, hani şu solo test oyunundaki gibi; acaba sona kalan şahıs kim olacak diye düşünmeden de edemiyorum.
Biz ülkemizde kendi kendimize zamlardı, maaşlardı, ekonomiydi, madde ve seks partileriydi, kadın cinayetleriydi, şiddetti, dinliydi dinsizdi konularıyla kaynarken, sağ olsun dünya için için kaynamayı bıraktı, dışın dışın kaynamaya başladı.
Arap Baharı ile başlayan kaynatma Güney Amerika'nın kuzeyindeki ülkeler, Avrupa'nın batısındaki minnak ülke, Atlas Okyanusunun Amerika'ya yakın tarafındaki ada ve ABD'nin kuzeydeki sınır komşusu ile fokurdamaya başladı.
Mistır Prezidınt Tramp diyor ki, bunların hepsi bizim olmalı.
Ama neden diyor? Kendince süper bahaneleri var:
"Uyuşturucu tüccarı Latinos diğer dünya tüccarları ile birlikte en çok bizi zehirliyor."
"Küba'da kahrolası gomünistler yaşıyor!"
"Kanada zaten bizden! Ayrı gayrı olmaya ne hacet!"
"Grönland civarında sevmediğimiz tipler dolaşmasın! Zaten bize daha yakın!"
"Danimarka, boyun kadar konuş!"
"Çin'in Venezuela'da ne işi var? Yedirmeyiz!"
"Rusya, sen Ukrayna'yla oyalan, bize sarma!"
"İran, rahat dur, vatandaşına zulmetme! Gelirim bak!"
"Meksika, sınıra duvar örmekle kalmam, dört bir yanına duvar örerim, nefes alamazsın!"
"Türkiye'de akıllı bir adam yaşıyor. Ben ne dersem onu yapıyor."
Görüldüğü üzere Netanyahu'ya ve Gazze'ye söz yok. Orası dokunulmaz.
Silah tüccarları uyuşturucu tüccarlarından daha az insan öldürmüyor ama onlara da laf yok. Üstelik destek var.
Mademki dünyayı adam etmeye kalkıştınız sayın bay tramp, hazır kendinizi Zeus ilan etmiş ve asanızı elinize almışken her yere yıldırımlar yağdırınız. Aman elinizi korkak alıştırmayınız ve çok yoruldum biraz dinleneyim demeyiniz, dünyada son kişi kalıncaya kadar Allah ne verdiyse gönderiniz.
Da, kalması gereken son kişi olarak kimi seçtiniz? Haliyle tevellüt 79. Haydi 10 yıl da ben vereyim. Etti 89. Olur da 10 sene daha yaşayacağım diye tutturursanız; demedi demeyin, son 10 seneyi altı bezli olarak yaşayacaksınız. Üstelik etrafta sizi bezleyecek kimse de kalmamış olacak.
Hoş, 2030'a kadar ölmeyenler yaşlanmayacakmış, haliyle de ölmeyecekmiş söylentisi var. Olur da doğru çıkarsa, 2030'dan sonra 85'lik bir delikanlı olarak sonsuza kadar dünyanın tepesindesiniz!
O zaman; #direntrump. Ama unutma, daha 85'e yolun var...
Kaynar kazan taşmaz mı, yol buradan aşmaz mı?
Türküyü hatırlarsınız. Dörtlüğün devamı şöyle: "Sil gözünün yaşını, ayrılan kavuşmaz mı?"
Yakılacak odunu toplayan, birbirinin üzerine çatan, fitili ateşleyip ateşi tutuşturan, üfleye üfleye harlatan, üzerine kazan koyan, koyduğu kazanı fokur fokur kaynatan, hatta taşıran, kaynayan kazandan sıçrayan kaynak sularla ve haddini aşmış ateşten fırlayan kıvılcımlarla yanmaya başlayınca da, "Tiz zamanda söndürün!" emri ile bütün suları ateşin üzerine boca ederek ortalığı tarumar eden, bambaşka yerlere savrulan insanları bu kez de ayrılık ateşiyle yakan kim?
Bilmem kim.
Ya da, bilmemkim...
Yanlış hesap Bağdat'tan döner
Böyle bir atasözümüz vardır bizim. Dedenin yediği koruktan torunun dişi sızlar, dedenin günahını torun çeker deriz. İlk düğmeyi yanlış iliklersen gerisi de yanlış gelir deriz. Adına ister karma deyin ister başka bir şey, biz ilahi adalete inanırız. Biliriz ki sistem bu kadar yanlışı kaldıramaz. Yanlış daha büyük bir yanlış ile doğruya dönüşmez. İki yanlış bir doğru etmez...
Kara, pis, çürük, kanlı
Uyuşturucu ile mücadele etmek yerine yönetimi uyuşturucuya teslim olmuş devletlerin hali ortada. Halk sefalet içinde sürünürken uyuşturucu baronları zehirledikleri insanların kanından besleniyor. Gücünü kendi halkı ile birlik olmaktan alması gerekirken halkın kıt kanaat gücünü dahi kendine devşiriyor. Kapalı kapılar ardından yaptığı karanlık anlaşmalarla hayatı boyunca yiyemeyeceği kadar servet biriktiriyor. Ki Escobar yakalandıktan sonra toprağa gömülmüş ve gömüldüğü yerde çürümüş dolarlar çıkmıştı ortaya.
Makas
Herkes çalıştığı kadar kazandığı, kimsenin kuyusunu kazıp hakkından fazlasına tamah etmediği bir ülkede huzur vardır. Millî gelirin adil bölüşüldüğüne inanan toplumlar yokluğu paylaşır, zor zamanlarda şikayet etmek yerine devletine omuz verir. Zenginlik ile yoksulluk arasındaki makasın delice açıldığı ülkelerde ise birlik beraberlik olmaz. Gün gelip sistem tıkandığında yanında zengin azınlık da durmaz, fakir çoğunluk da. Zenginler yeni kapılar aramaya, fakirler ise beter ol deyip tef çalmaya çoktan başlamıştır.
İmdat çığlığın karşılık bulmaz...
Yanlış daha büyük bir yanlış ile doğruya dönüşmez
Küba'dan dönüşte Caracas'a uğramış, 1 saatten fazla uçak içinde beklemiş, o saat zarfında uçak içi sıkı bir aramadan geçirilmiş ve biz Türkiye'ye öyle dönmüştük.
Küba gezimizde Fidel ve Che efsanesinin yerinde yeller estiğini görmüş, halkın fakirliğine şahit olmuştuk. Duru ve Yalnız Ülke Küba başlıklı yazımda Küba'yı ve tarihini uzun uzun anlatmıştım.
Batista döneminde yozlaşan Küba 1959 devrimi ile bir mucizeye imza atmış, SSCB'nin dağılması ile ise o koskoca efsane geçimini uyuşturucu trafiğine bağlar olmuştu.
2024'ün Kasım ayında gördüğüm kadarıyla Küba içine çökmüş bir ülke idi...
Venezuela'ya kafayı takan Trump Maduro'ya, "Ya Küba'ya ya da Türkiye'ye git, buraları bize bırak!" derken ne demek istiyordu bilinmez. Malum, Venezuela'nın ağırlığı tonlarla ifade edilen altınının Çorum'da işlendiği haberlere konu olmuştu.
Maduro Erdoğan için "Dostum Maduro" idi. Binali Yıldırım'ın oğlu Erkam Yıldırım'ın Venezuela ile Türkiye arasında gidip gelen gemiciklerinde "maske ve sağlık malzemesi" taşınıyordu. ABD ile Türkiye arasında ise F-35 mevzusu vardı.
Masada kim hangi eli açacak, oyunu kim kazanacaktı?
Ama Maduro bu oyunu bozdu ve Türkiye'ye gelmeyi kabul etmedi. ABD de başka bir ülkenin haklarını hiçe sayarak ve uluslararası kuralları ihlal ederek Maduro ve eşini son derece iyi planlanmış bir operasyonla, tereyağından kıl çeker gibi sıcak yatağından alıp New York'a getirdi.
Venezuela halkının büyük çoğunluğu bu ince işe 'çok şükür' derken, düzeni bozulacak olan azınlık azıcık isyan etti. Malum petrol desen orada, kritik elementler desen orada, altın desen orada, doğal güzellikler desen orada. Anlaşılan o ki Venezuela Venezuelalıların kararına bırakılmayacak kadar önemli.
(Henry Kissinger Şili’de askeri darbe ile Pinochet diktatörlüğünü başlatan süreçte ABD’nin rolü hakkında, “Meseleler, Şilili seçmenlerin kararına bırakılamayacak kadar önemlidir.” demişti. 70'lerden bugüne ABD hep bildiğimiz ABD!)
Belki de oyun aslında "Hoca kurtar bizi fillerden" dedirtmek üzere kurulmuş, aktörler ona göre seçilmiş, oyun mükemmel oynanmış, son da istendiği gibi olmuştu.
Olan şu ki, Türkiye şimdi masada Küba ile baş başa kaldı...
***
Neyin doğru neyin düzmece olduğunu bilmediğimiz günlerdeyiz. En basit videonun bile AI marifetiyle yapılıp yapılmadığını bilmiyoruz. Uluslararası ilişkiler ne ola ki?
Sade vatandaşlar olarak analizleri dinleyip, yaşananları gözlüyoruz o kadar. "Vay be!" diyoruz arada, "Neler oluyormuş da haberimiz yok!" Biz geçim derdi ile dertlenirken atı alan Üsküdar'ı geçmiş diyoruz. Şimdi anladık biz neden bu kadar fakirleştik diyoruz. Uyuşturucu ile anılan bir ülke olduğumuz için, toplumun içine düştüğü çürümüşlük için, devletin ekonomik gücünü bize aktarmak yerine düzeni bizim vergilerimizle döndürdüğü için, üretim yapamaz hale geldiğimiz için, kendimizi güvende hissetmediğimiz ve her şeyden korktuğumuz için, gözümüze baka baka yalan söylendiği için, insan yerine konmadığımız için, en çok da kendi kendine yeten bir ülke olmaktan mercimeğe muhtaç bir ülke haline geldiğimiz için kahroluyoruz.
Efendiliğini ve asaletini yitirmiş, cehaleti baş tacı eden, dilencilik kültürünün yerleştiği, şiddetin sıradanlaştığı bir ülkeyiz artık.
Kalite ahlâktan, ahlâk ekonomiden, ekonomi hukuktan doğar.
Hukukun kalmadığı bir ülkede hiçbir şeyin garantisi yoktur.
Halkın boğazına bu kadar çökülür ve boğulsun diye denize itilirse, çaresiz halk karşısına çıkan ilk yılana sarılır.
Ondan sonra olacak olan ne varsa halkın "kendi rızası ile"dir ama halkın menfaatine değildir.
Timur'un Filleri yine çimenleri ezecektir...