SON DAKİKA
Hava Durumu

Çocuklar da Uçar Kuşlar Gibi

Yazının Giriş Tarihi: 14.05.2026 01:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 14.05.2026 01:06

Hadi gelin bugün her şeyi arkamızda bırakalım ve annelerin çocuklarıyla birlikte katıldığı ve Anneler Günü’ne denk gelen ‘Neşeli Ayaklar Anne Çocuk Doğa Kulübü’nün etkinliğine gidelim. Eğitimci Şenol Gül’ün yarattığı ve sekiz buçuk yıldır sürdürdüğü, benim de kendilerini sosyal mecralarda takip ettiğim ve neredeyse her görüşmemizde ‘bir etkinliğinize katılacağım’ dediğim ama bir türlü katılamadığım ‘çocuğunu kap gel’ tadındaki etkinliğe nihayet katılabildim. Çocuklarını büyütmüş bir anne olarak katıldığım etkinlikten en az onlar kadar ben de keyif aldım.

Leylek Leylek Havada
İlk durağımız Uluabat Gölü kıyısındaki Avrupa Leylek Köyü Eskikaraağaç oldu. Burada Adem Amca ve Yaren Leylek ile buluştuk. Adem Amca köyün meydanındaki heykellerinin önünde Yaren ile olan hikâyesini anlattı.

Çocuklar sordu, o cevapladı. Sonra Adem Amcanın göl kıyısındaki evine gittik. Her yıl düzenli olarak evin önündeki elektrik direğinin tepesindeki yuvasına gelen Yaren ve eşi Nazlı, bu yıl da yavru yapmıştı ve yuvadaki Nazlı yavrularını besliyordu. Bu arada; leylek yuvalarının altında ayrıca bir kuş kolonisi yaşadığını da unutmayın. Özenle yapılmış bu yuvadan küçük kuşlar da kendilerine fayda sağlıyor.
Yaren nerede diye bakınırken kendisini Adem amcanın evinin bahçesinde gördük. Bahçeye girmeden ve onu ürkütmeden karşıdan izledik.

Adem amcanın attığı balıkları bahçedeki kedi ile kapışan Yaren, birkaç dakika sonra yeni avlar için göle doğru kanat çırptı.
Köy meydanına geri dönüp Eskikaraağaç Köyü Kadınları Çevre Koruma ve Kalkındırma Derneği EKADER kadınlarının el emeği olan pişiler ve gözlemelerle kahvaltı edildi. Ardından da kuşların göç yolu üzerindeki bu köyde yer alan, Uluabat Kuş Müzesi ziyaret edildi.

Doğada ölmüş kuşların tahnit edilmesiyle oluşturulmuş müzede leylekten ördeğe, pelikandan kartala, baykuştan karabatağa, akbabadan saksağana sayısız kuş vardı. Bu kalabalık nüfus içinde su samuru, yaban kedisi gibi yörede yaşayan hayvanlar da yer almıştı. Ha bir de deniz kabukları. Bir zaman onlar da buralarda yaşamıştı.

Bugün KUŞ’çuyuz
Genelde daha zorlu yürüyüşlerin olduğu etkinlik bugün “kuş” üzerineydi ve daha hafifti. Eskikaraağaç’tan ayrılıp İzmir istikametine doğru yol alarak Karacabey çatrağından Bandırma’ya yöneldik. İkinci durağımız Manyas Kuş Cenneti Millî Parkı’ydı.
Bu etapta çocukları ön koltuklara alan Şenol Gül yol boyu derslerde işledikleri doğal hayat bilgilerini canlı olarak sohbet tadında tekrar etti. Bu sayede çocuklar sıkılmadı, mideleri bulanmadı, kimse telefonun ekranına takılıp kalmadı. Şenol Gül çocuklara sorular sordu, cevaplar aldı, hep birlikte konuyla ilgili yorumlar yapıldı. Arkada otururken soruların bazılarını kendi kendime cevapladım, bazılarını bilmiyordum öğrendim, bazılarını unutmuştum hatırladım. Bu bahaneyle ben de bilgi hazineme epeyce katkı yaptım.

Sürpriz Anneler Günü kutlaması
Manyas Kuş Cenneti’nde Şenol Gül’ün hazırladığı minik bir sürpriz ile önce Anneler Günü kutlandı, sonra da Kuşcenneti Müzesi ziyaret edildi. Müzede bazıları canlı bazıları bant kaydı olan görüntüler eşliğinde dev ekranda yaklaşık yirmi dakikalık bir sunum yapıldı.

Büyüklüklerinden dolayı dallar arasına sığamayan ve nesli tükenme tehlikesi altında olan türlerden biri olan tepeli pelikanları, rahat üreyebilmeleri için hazırlanan platform üzerinden canlı izledik.
Kuşlar, üç tanesi gözlem kulesinde olmak üzere gölün etrafındaki sekiz kamera ile izleniyormuş. Diğer kuş türleri kaydedilmiş videolar ile tanıtıldı. Kuşların üreme dansları, avlanmaları, beslenmeleri, yavrularını beslemeleri, göç hazırlıkları, uçuş özellikleri ve bu doğal ortam içindeki davranışları anlatıldı.

Sunumun ardından gözlem kulesine doğru yürürken uçuşan, ötüşen ve yüzen kuşlarla karşılaştık. Gözlem kulesinden platform üzerindeki tepeli pelikanları bu kez kendi gözlerimizle izledik.

Kuşcenneti Milli Parkı
Manyas Gölünün bulunduğu bölgenin tarihi çok ama çok eskilere gidiyor. Bölgede ilk insan yerleşimi M.Ö. 4 binlere tarihleniyor. Biz o kadar geriye gitmeyelim ve buranın park haline dönüşmesinin tarihine bakalım.

Kuşcenneti Milli Parkı’nın bugünkü yeri Prof. Dr. Curt Kosswig ve eşi Dr. Leonore Kosswig tarafından 1 Nisan 1938 tarihinde keşfedilmiş. Kosswigler hem çeşitli balıklar hem de kuluçkaya yatan kuşlar için çok önemli bir habitat olduğunu fark ettikleri bu alanın korunması için çalışmalar yapmışlar. 1959 yılında öncelikle 52 ha.’lik saha Milli Park olarak ilan edilmiş.1975 yılında 12.1 ha’lik alan daha kamulaştırılarak Milli Park alanına eklenmiş. Milli Park sınırları 21.06.2005 tarihinde 64 hektardan (orman arazisi) 17.058,4 hektara çıkmış. Genişletilen alanın ortalama 16.400 hektarı göl olup diğer arazilerin büyük çoğunluğu hazine arazisi imiş. 1959 yılında Milli Park statüsüne alınan Bandırma Kuşcenneti bundan sonra gerçekleştirilen etkili koruma ile daha da gelişmiş, buradaki kuş topluluklarında önemli artışlar oluşmuş. Bunun sonucunda da Kuşcenneti Milli Parkı 1976 yılında Avrupa Konseyince en iyi korunan alanlara verilen “A Sınıf Diploma” ile ödüllendirilmiş.
Böylece ülkemizde “A Sınıf Diploma”ya sahip ilk ve tek Milli Park olmuş. 1994 yılında Türkiye’nin Ramsar (özellikle su kuşları yaşama ortamı olarak uluslararası öneme sahip sulak alanların korunması) sözleşmesine taraf olmasıyla birlikte, öncelikle 10.200 hektarlık alan; 1998 yılında da gölün tamamı Ramsar listesine dahil edilmiş. Kuşcenneti Milli Parkı sahip olduğunu habitat bakımından sadece Türkiye’de değil dünyada da önemli bir yere sahip.

Kuledeki asansörün çalışmıyor olması, tuvaletlerin yeterince temiz olmaması üzerine görevlilerden biriyle yaptığım kısa sohbette personel yetersizliğinden yakındı. “Biz bugün burada üç kişiyiz, yetişemiyoruz” dedi. Haksız değildi…

Müzeden kısa kısa
* Kırlangıçlar göç sırasında 10 bin km yol yapabilir.
* Kuşlar terlemez.
* Baykuşlar başlarını yaklaşık 27⁰⁰ döndürebilir.
* Dünya genelinde 18 binden fazla kuş türü bulunmaktadır.
* Devekuşlarının boyu 3 metreyi bulabilir. Devekuşu dünyanın en büyük kuşu olmanın yanı sıra en büyük yumurtayı yumurtlar.
* Kargalar, kuşlar arasında vücutlarına oranla en büyük beyne sahip olan türdür.
* Kuzgun sekerek ilerler. Ekin kargası yürür.
* Eski zamanlarda kaz tüyleri yazı yazmakta kullanılırdı.
* Tepeli akbaba uçucu kuşların en büyüğüdür. Kanat açıklıkları 3 metreden fazla olup 5 bin metreye kadar yükselebilir. (Albatros 4 metreye ulaşan kanat açıklığı ile en uzun kanat açıklığına sahip olan kuştur. Kanatlarını sabitleyen özel bir kiriş yapısı — omuz kilidi sayesinde fazla kas enerjisi harcamadan kanatlarını açık tutmayı başarırlar. Açık deniz kuşlarıdırlar. Yumurtlamak ve kuluçkaya yatmak için karaya çıkarlar.)
* Bazı kuşlar uçarken uyuyabilir. (Albatros gibi)
* Kuşların kemikleri hava ile doludur ve hafiftir.
* İshak kuşu ülkemizdeki en küçük baykuş türüdür.
* Penguenler 45 metreden fazla derinliğe dalabilir. (Kutup ayıları penguen yemez. Çünkü Kutup ayıları kuzey kutbunda, penguenler Güney kutbunda yaşar.)
* Suya dalarak avlanan tek yırtıcı kuş türü balık kartalıdır.
* Karabatakların duruşları kendine özgüdür. Avlandıktan sonra bir süre kanat açarak dinlenir ve kanatlarını kuruturlar.

Kuşlar mevsimsel olarak hareket ederek bir bölgeden diğerine geçerler. (Ülkemiz Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kesişim noktasında bulunduğundan, göçmen kuşlar için stratejik bir geçiş köprüsüdür.)
* Göçe en geç başlayan kaz türü Boz Kazdır.
* Baykuşlar bazı yiyecekleri bütün olarak yutarlar.
* Dünyanın en küçük kuşu Karayip adalarında yaşayan Arı Sinek kuşudur ve ağırlığı 1.8 gramdır.
* Flamingoların pembemsi renkleri besin kaynaklarındaki karotenoid pigmentlerinden gelir. Bu pigmentler özellikle flamingoların yediği algler ve karideslerde bulunur.
* Kuşcenneti Millî Parkında görülen nesli tehdit altındaki kuşlar Aladoğan, Dikkuyruk, Büyükorman Kartalı, Elmabaş Patka ve Sibirya Kazıdır.
* Süs kuşları yetiştiren kuş meraklısına KUŞBAZ denir. (Bu ek bilgi müzeden değil, benden.)

Şimdi oyun zamanı
Çocukların, hatta büyüklerin bile en sevdiği şey oyun. Şenol Gül çocuklarla oynarken ortada öğretmen-öğrenci kalmamış, herkes “kanka” olmuştu.

Çocukların ardından yarışma-oyun sırası annelere geldi. Bu kez çocuklar annelerini izledi. Bu kez anneler çocuk oldu…
Günün sonuna doğru bizi Kuşcenneti Köyü’nde bekleyen aracımıza doğru yürürken çevrede av için heykel gibi duran ya da yerdeki hafif uzun bitkiler arkasında pusuya yatan kuşlar gördük. Hepsinin üzerine bir de yurdumuza Mersin’den girip Yunanistan’a geçen Akpelikan sürüsüyle karşılaşmadık mı? İşte bu tam bir bonustu.
Etkinliğin sonunda hepimizdeki “kuş” algısı değişmiş, çeşitlenmiş, özelleşmişti…
Saat 16:00'da hareket ederek Bursa’ya döndük. Malum, yarın pazartesi. Okul var, iş var, tamamlanacak ödevler, ütülenecek gömlekler var.

“Doğaya ayak izimizden başka bir iz bırakmıyoruz”
Manyas Kuşcenneti Parkında iken bir ara fırsat buldum ve Şenol Gül ile kısa bir sohbet videosu kaydettim. Benim soracaklarım vardı, onun da anlatacakları. Mesela, bu etkinlik neden “Anne — Çocuk” etkinliği idi?
Buyurun, Şenol Gül anlatıyor:
“Yaklaşık 20 yıldır doğa yürüyüşleri yapıyorum. Yetişkin doğa yürüyüşlerinde kadın katılımcı arkadaşların düzenli gelemediğini, evde bıraktıkları çocuklarıyla ilgili kaygı taşıdıklarını gördüm. Ya hiç gelemiyorlardı ya da ruhları rahat edemiyordu. Karı-koca değişerek gelen yürüyüşçülerden kadın yürüyüşçüler saat 10:00'da saatine bakmaya başlar. Çünkü evdeki çocuğun kahvaltı yapıp yapmadığından emin değildir. Ama erkek arkadaşın öyle bir kaygısı yoktur. Bunu düşünürken sınırlı zamanımı daha dezavantajlı gördüğüm gruplardan yana değerlendirmek gibi düşüncem oldu. Sınırlı zaman dedim çünkü öğretmenim. MEB’de çalışıyorum. Lisanslı dağcıyım. 8,5 yıldır anne çocuk faaliyetlerini yürütüyorum. Buna bir cinsiyetçi rol tarifi yapmadan, kadın faaliyeti olarak başlamıştım. Annelerin aklının çocuklarında kaldığını görünce; anneler çocuklarıyla gelsinler, çocuklarla ben ilgileneyim, anneler de rahat etsin dedim. Pazar gününü kapalı mekânda, muhtemelen bir AVM’de geçirecek olan arkadaşların nefes alacakları bir zaman dilini yaratmak, doğayla doğru temas etmelerini sağlamaktı amacım.
Bu etkinliklerde genellikle 4–5 km arası, 5 yaş grubunun dahi yürüyebileceği, tamamı orman içerisinde parkurlar tercih ediyoruz. Doğal su kaynaklarından su içiyorlar, köprülerden geçiyorlar, istasyon oluşturarak yukarılara tırmanıyorlar. 7 yıldır burada olan çocuklar var. Bundan 6 yıl önceki, 2 yıl önceki, 1 yıl önceki davranışlarıyla şimdiki davranış kodları arasındaki pozitif değişimi ebeveynler anlatıyor. Çocuklar burada verili ilişkilerin dışında, yeni ilişkilerle hareket etmeye yeteneği kazanıyor. Örneğin sınıf arkadaşları verili ilişki, apartman komşusu verili ilişki, kuzeni verili ilişki. Ama burada, serbest bir ortamdalar. Bunu kadın arkadaşlar için de çoğaltabiliriz.
Bir yürüyüşten sonra kadın arkadaşlardan küçük notlar yazmalarını istemiştim. Birisi ’35 yaşındayım ve ben ömrümde kendime ait bir gün olacağını ilk kez fark ettim’ yazmış. Bu bir yandan çok acı bir şey. 35 yaşında bir kadının kendine ait bir gününün olamaması ne demek? Buna vesile olduğum için inanılmaz mutluyum. Tumturaklı cümleler kurmak yerine bir kadına şunu yazdırabilmek, söyletebilmek, söyleyemese de düşündürebilmek, hissettirebilmek için tüm hafta sonlarımı verebilirim.
Her etkinlikte yanımızda eldivenler ve çöp torbaları olur. Bulunduğumuz alan kirliyse o alanı mutlaka temizleriz. Sonra etkinliğimizi yapar, bir daha temizleriz. Çünkü biz doğaya ayak izimizden başka bir iz bırakmıyoruz.”

Yuvayı yapan şu Dişi Kuş!
Yazının sonunda iki kelam da ben edeyim.
Günümüzde de bir kısım kafa tarafından devam ettirilen ve mağara döneminden kalan “erkek avlanır getirir, kadın kotarır pişirir, yavrularını yetiştirir” anlayışı; kadınların içeride, erkeklerin dışarıda olması üzerine kurulmuş bir anlayış. Yıllar boyu kadınların sosyalleşmesi çay-kahve günlerine, dışarıdan görünmeyen kapalı avlulara, kına gecelerine, gelin hamamlarına, kadın matinelerine sıkıştırılmış.
Üstelik eski Türk kadını erkeklerden kaçan, evin ancak harem kısmında yaşayan bir zümre değildi. Eski Türk toplumunda kadınlar; hakları olmayan, pasif bir grup olmaktan çok uzaktı. Sosyal ve siyasî hayatın her noktasında aktif olarak yer almış, saygı gösterilmiş ve değer verilip, korunmuş bireyler olarak yaşamışlardı.
Eski Türk toplumunda hem erkek hem kadın eşit haklara sahipti ve cinsiyet ayrımı asla yapılmıyordu. Kadınlar büyük bir serbestliğe sahipti. Ata binmek, avlanmak, dövüşmek ve şaman ayinlerini düzenlemek gibi görevleri üstlenebilirlerdi. Boyları üzerinde çok etkili oldukları ve hatta devlet içinde yüksek görevlere geldikleri dönemler de olmuştu. (*)
Sözde hayat müşterek ama geri kalan her şey erkeklerin olmuş. İstedikleri gibi, istedikleri kadar ve istedikleri saatte gezdikleri sokaklar erkeklerin, boş boş oturdukları kahveler erkeklerin, şoför koltuğundan televizyon koltuğuna ve dahi makam koltuğuna kadar tüm koltuklar erkeklerin.
Ya kadın?
Kadın oturmasa da olur. Gün boyu bir o yana bir bu yana koştursun, evi temiz, ev halkını tok tutsun, görevi bu. Nihayetinde yuvayı dişi kuş yapar. O da yuvasından çıkmasın!
Yuva neden sadece kadının evde oturmasına bağlı diye zinhar sormasın.

Artık mağara devrinde yaşamıyoruz!
Zaman değişti. Köprünün altından çok sular aktı. Artık kadın da çalışıyor, kadın da kazanıyor. Artık erkeğin eli de ev işine değiyor. Hayatın müşterekliği tam da burada yerini buluyor.
Birlikte çalışıp, birlikte üretip, çocukları birlikte büyütmek, evi birlikte çekip çevirmek lazım. Üç kuruş para kazanınca bunu kadının kafasına kakıyorsan, iki kap yemek yapıp üç gömlek ütüleyince adamı canından bezdiriyorsan olmaz.
Sonuçta bu çark dönecek. Bunun için de herkes elini taşın altına koyacak. Yok öyle Kral ya da PiLeMses gibi davranmak.
Bak, Nazlı ile Yaren öyle mi yapıyor? Sırayla avlanıp yuvayı sırayla bekliyorlar ve bunu 13 yıldır böyle sürdürüyorlar. Didişmek yok, kapışmak yok, trip yok, naz yok. Birbirine yarenlik var…

Fotoğraf • Alper Tüydeş

Doğadan öğreneceğimiz çok şey var. Yeter ki bakmasını, görmesini ve anlamasını bilelim. Bunu da çocukken öğrenelim, öğretelim…

Bu farkındalığı yaratmaya baş koyduğu ve hayatı kucakladığı için Şenol Gül’ü bir kez daha kutluyorum.
Malum, ağaç yaşken eğilir. Gün gelir çocuklar da uçar gider kuşlar gibi. Doğayla hemhal olmuş çocuklar gittikleri yerlere iyilik ve güzellik götürür. İyilik ve güzellik dalga dalga yayılır.
Umut yayılır.
Neşe yayılır.
Dünya daha güzel bir yer olur…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.