Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD) tarafından Dr. Murat Kuter’e ısmarlanan ve BUSİAD Yayınlarından çıkan “Bursa Otomotiv Tarihi” kitabının tanıtım toplantısı Podyum Davet'te yapıldı.
Kitabın tanıtım toplantısına BUSİAD üyeleri, sektör temsilcileri, otomotiv dünyasında önemli görevlerde bulunmuş kişiler katıldı. Toplantının açılış konuşmasını yapan BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Buğra Küçükkayalar, BUSİAD’ın bir düşünce kuruluşu ve yayınevi gibi çalıştığını, son olarak Kültür ve Turizm Bakanlığından, yayıncılık için ISBN numarası aldıklarını söyledi. Aslında yayıncılıkları yeni değildi. Yayın hayatına 1980’lerde başlayan BUSİAD’dan Bakış Dergisi hâlâ yayımlanıyordu. (BUSİAD'ın 1978 yılındaki kuruluşundan kısa bir süre sonra, Ekim 1982'de 'BUSİAD'dan Bakış'ın ilk sayısı çıkar. Dergi şu an elektronik olarak yayımlanıyor.)

Buğra Küçükkayalar
“Bursa Otomotiv Tarihi” kitabının salt bir kitap olmanın ötesinde Bursa’nın ve hatta Türkiye’nin kalkınmasında çok önemli bir yer tutan otomotiv sektörüne, 70 yıla yakın bir süredir emek vermiş insanlarımıza bir saygı duruşu olduğunu söyleyen Buğra Küçükkayalar, Bursa ve Türkiye’de otomotiv sanayinin gelişmesinde önemli katkıları olan dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı merhum Mehmet Turgut ve yine dönemin Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın efsane Genel Sekreteri merhum Ergun Kağıtçıbaşı’nı özel olarak anmayı ihmal etmedi. Bursa, yetenekli ve çalışkan insanlar şehriydi.
Küçükkayalar'ın ardından kitabın yazarı Gazeteci-Yazar Dr. Murat Kuter bir sunum yaparak dünyada ve Bursa’da otomotiv sanayinin gelişimini, o süreçte yaşanan anılar eşliğinde aktardı.
Programın sonunda Tofaş’ta kurucu İnsan Kaynakları Direktörü olan Yalçın İpbüken ve Oyak-Renault’un uzun yıllar Muhasebe Müdürlüğünü yapmış olan Alpay Şar kısa birer konuşma yaparak kitaptan duydukları memnuniyeti belirttiler.
“Bursa Otomotiv Tarihi”
Kitap, Bursa’nın en önemli sektörlerinden biri olan otomotiv sektörünün tarihçesini anlatıyor. Tekerleğin icadından elektrikli otomobile uzanan yolculuğun anlatıldığı kitapta Bursa'nın önemi, Bursa'da kurulan ilk fabrikalar, yan sanayii ve tedarik zincirinin gelişimi epey detaylı resmedilmiş. Üç buçuk yıl süren bu çalışmaya Bursa'nın yakın tarihine vakıf, çoğu sanayici olan, isimler bilgileri ve anılarıyla katkı sağlamış.
Kitapta Karsan'dan Tofaş'a ve Renault'a, Borçelik'ten Grammer'e, Valeo'dan Bosch'a, Aplas'tan Asil Çelik'e, Akia'dan Togg'a, Bursa'da faaliyet gösteren ne kadar şirket varsa yer verilmiş. İlk dönem at arabalarının hikâyesi, araba ressamlığı dahil unutulmamış.
Tophane Endüstri Meslek Lisesi'nden Bursa Otomotiv Lisesi'ne eğitim kurumları, eğitim veren fabrikalar, otomotivle ilgili çeşitli dernekler ve Tofaş Anadolu Arabaları Müzesi de kitaptaki yerini almış.
Epey derinlikli bir çalışma olan kitabın tanıtım toplantısında Murat Kuter bizlere Bursa'nın otomotiv sektörüne girişini, Tofaş ve Renault'un kuruluşunu, yan sanayinin gelişimini ve Türkiye'nin ilk organize sanayi bölgesinin Bursa'da açılışını geçmişten bugüne kısa bir yolculuk ile anlattı.

Yerli Üretim • Millî Üretim
Türkiye'de ilk yerli araba 1929 yılında, şimdi Galataport'un olduğu (o dönemdeki serbest bölge) yerde Ford tarafından (Ford T modeli olarak) üretiliyor. Ancak 1930’lu yıllarda yaşanan Büyük Buhran üretimin devamına izin vermiyor ve çalışma 1934'te sonlanıyor. Fabrikanın bir kısmı Romanya'ya bir kısmı da Mısır'a taşınıyor.
Serbest gazeteci olarak çalışan Norbert Stevenson'un tasarımı olan NOBEL ise, Türkiye'de 1958-1961 yılları arasında ikinci yerli araba olarak üretiliyor.
1961 yılında dönemin devlet başkanı Cemal Gürsel'in emriyle, Türk mühendisler tarafından Türkiye'de tasarlanıp geliştirilen ilk otomobil üretiliyor, Gürsel'in isteği üzerine araca Devrim adı veriliyor. 135 günde geliştirilen ve 4 tane üretilen otomobiller için 3 farklı tipte 10 adet motor üretiliyor. Ancak araç yatırımcı desteği bulamıyor ve seri üretime geçemiyor.
Üçüncü yerli otomobil olan Zafer de daha doğmadan ölüyor.
14. ve 15. dönem Bursa Milletvekili olan ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı görevlerinde bulunan Mehmet Turgut, Anadol'un yapımı için OTOSAN'ı TBMM'den geçiriyor.
Sene 1966. Türkiye'nin ilk organize sanayi bölgesi Bursa'da açılıyor.
Yine 1966 yılında Otosan, İngiliz Reliant firmasına prototipini hazırlattığı fiberglas gövdeli, iki kapılı, bütün mekanik parçaları Ford'dan alınan, adı açılan bir yarışma ile belirlenen otomobilini, yani Anadol'u üretmeye başlıyor. Bu arada üretilen ilk Türk spor araba Anadol STC 16'dır. Sene 1973'tür, tasarım Bursalı Eralp Noyan'a aittir.

1968 yılında Tofaş kuruluyor. Fabrika 1971 yılında Murat 124 modelini İtalyan Fiat lisansı ile üretmeye başlıyor.
1969 yılında kurulan Oyak Renault, 1971 yılında ilk modeli olan Renault 12'yi Oyak Fransız Renault lisansıyla üretiyor.
1960’lı yıllarda Fiat marka on adet otobüsün sac karoserini, İnan Kıraç’ın teşvikleri ile çekiç kullanarak üreten Kemal Coşkunöz, daha sonra yine çekiç ile iki adet kamyon şoför mahalli yapar. 1966 yılında dönemin Sanayi Bakanı Mehmet Turgut’un öncülüğünde, Kemal Coşkunöz ve Talat Diniz’in çabaları ile 269 ortaklı “Bursa Otomontaj ve Karoseri A.Ş. / KARSAN" OSB'de kurulur. Burada montajı yapılan ilk araç Mercedes N 1300'dür.
Gemlik'teki ilk Türk elektrikli araba fabrikasının yapımına 18 Temmuz 2020'de başlandı. İlk TOGG, 29 Ekim 2022 tarihinde "Anadolu Kırmızısı" rengiyle üretim bandından indi.

Murat 124'ün adı neden Murat?
Tofaş'ta banttan çıkacak ilk araca isim aranmaktadır. Nilüfer mi olsun, Ova mı olsun, Uludağ mı olsun derken Bursa'nın gelişimi için Murat Hüdavendigar'ın büyük katkısı olduğu söylenir.
Bunu duyan İtalyan, "Murat olsun!" diyor. Napolyon Bonapart'ın kız kardeşinin eşi hancı bir Kıpçak Türkü'nün oğlu. Sokaktan gelmiş, general olmuş ve Napolyon İtalya'ya girdiğinde kendisini Napoli kralı yapmış. Joachim Napoleon Murat, İtalya'da sevilen bir isim olmuş.
Bizde ise Murat'ın adı Hacı Murat'tır. Bir dönem özel araç ile hacca gitmek serbest bırakılınca Murat 124'üne atlayan kendini hac yoluna vurmuş. Murat da böylece hacı olmuş.
Bazen Koç olmak yetmez
Açılış için İtalya'dan gelen FIAT'ın sahibi Agnelli ailesinden Umberto Agnelli ile Rahmi Koç'un, başkanların da katılacağı açılış töreni için yoğun güvenlik önlemi alan emniyet mensubu tarafından fabrikanın içine arabayla girmelerine izin verilmemesi ile aynı akşam Çelikpalas'ta düzenlenen Tofaş'ın açılış kokteyline katılan Vehbi Koç'un, girişte kendisine isim soran görevliye ismini söylemesi, görevlinin ise davetli listesinde adınız yok demesi hoş birer anı olarak anlatılır.
Gemiye Sığmayan Arabalar
Tofaş ve Renault ürettikleri arabaları ihraç etmeye başlarlar. Oyak Renault ilk ihracatını 20 adet "Renault 12" ile, 1974 yılının Nisan ayında Lübnan'a yapar. Tofaş ise ilk ihracatını 75 adet "Murat 124" ile 1975 yılında Mısır'a yapar.
Mısır'a gidecek olan otomobiller limana gittiğinde, kendilerini taşıyacak geminin 75 otomobil için küçük olduğu görülür. Türk Loydu olan geminin sahibi Turgut Giray'dır. Kendisine otomobillerin gemiye sığmadığı söylendiğinde problem olmadığını belirtir. Gemiyi ortadan ikiye keser, ortasına parça ekler ve gemiyi uzatır. (Ne! Açılınca uzayan masalar gibi mi? Hay Allah! Başka gemi bulmak daha kolay ve daha masrafsız değil miydi?) Otomobiller gemiye yüklenir ve Mısır'a doğru yola çıkar.
Hem rekabet hem iş birliği
Tofaş'ın fabrika müdürü Süha Oğuz ile Oyak Renault fabrika müdürü Zeki Yağlı bacanaktır. Eşleri iki kız kardeştir. Ailece her zaman birliktedirler. Ancak fabrikalar rakiptir. Oyak Renault motor aksamlarında, Tofaş ise pres ile ilgili aksamlarda yoğunlaşmıştır. Bu arada Tofaş'a bir mil gerekir. Zeki Yağlı Oyak Renault olarak bunu yapabileceklerini söyler. Tofaş Müdürü Süha Bey aranır ve bir araya gelinerek burada bir iş birliği yapılır.
Tofaş Bursa Anadolu Arabaları Müzesi
Benim de çok sevdiğim Tofaş Bursa Anadolu Arabaları Müzesi, Türkiye'nin ilk araba müzesidir. Bursa Büyükşehir Belediyesi bu alanı müze yapılmak üzere 30 yıllığına TOFAŞ Otomobil Fabrikası'na kiralar.
8 Haziran 2002'de açılan müze, 17 dönüm bahçe içindeki eski bir ipek fabrikasının (İpeker Fabrikası) restore edilmesiyle oluşturulur. Restorasyon, 1998-2002 yılları arasında Mimar Naim Arnas tarafından yapılır.
Bursa'da bir mezarda bulunan ve daha önce Bursa Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmekte olan 2600 yıllık bir savaş arabası müzede sergilenen en önemli eserlerden biri.
Müzede Türkiye'nin çeşitli illerinden getirilen kağnılar, at ve öküz arabaları, top arabaları, ot arabası, odun arabası gibi pek çok araba, panyolar, çarklılar, yarım esebey, Briçka gibi tarihi arabalar mevcut.


Müzede Tofaş üretimi 8 otomobil de yer alıyor. Banttan çıkan 0000001 şasi numaralı ilk arabaları müzede görebilirsiniz.
Umurbey Hamamı, Fayton Kafe, Eski Türk Evi, Fırın ve Baca, Havuz, Dokuma Alanı, Mancınıkhane ve Kozaklık olmak üzere sekiz bölümden oluşan müzede çeşitli etkinlikler düzenleniyor.

Bursa Seramik Bieanali'ne ev sahipliği yaptığı gibi pek çok çalışmaya kucak açıyor. Müze, bahçesi ve içindeki ulu ağaçları ile Bursa içinde adeta bir vaha hissi yaratıyor, şehre nefes aldırıyor.
İnegöl Ambulans Müzesi
İnegöl Devlet Hastanesi içinde bulunan İnegöl Ambulans Müzesi beni şaşırttı. Müze sağlık tarihi, ambulans ve oyuncak müzesi olarak 2017 yılında ziyarete açılmış. 2020 yılında da T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından İnegöl Devlet Hastanesi Özel İnegöl Sağlık Tarihi, Ambulans ve Oyuncak Müzesi'' olarak tescillenmiş.
Motor Sporları ve Bursa
1971 yılında Tofaş Otomobil Sporları Kulübü kuruluyor. Başına Ali Sipahi getiriliyor. Oyak Renault ekibi de Tofaş ekibi de 1972 Günaydın Rallisine katılıyor. Oyak Renault, İskender Aruoba ve iki Renault 12 ile 1977 Londra Sydney Rallisine de katılıyor.


Son Söz:
Hani "Bizden önce....." diye başlayan cümleler kuruluyor ya, eminim ki o cümlelerin otomotiv kısmı "Bursa Otomotiv Tarihi" kitabı ile yeterince iyi cevaplanacaktır.
Otomobil Uçar Gider
Hollywood'un "Amerikan Rüyası" kavramını pazarladığı filmlerinde üzeri açık bir arabada saçları uçuşmasın diye başına eşarp bağlamış, gözüne de kocaman güneş gözlüğü takmış bir genç kız, yanında da yakışıklılardan yakışıklı beğen bir delikanlı olurdu. Bazen arabaya doluşup yaygara çıkaranları görürdük o filmlerde, bazen tenha bir yolda tek başına giderken içli bir şarkı eşliğinde hüzne gark olmuş bir karakteri, bazen polisten kaçarken yolların altını üstüne getireni, bazen serserilik edeni, bazen şehri yukarıdan gören bir yere park edip romantizmde sınır tanımayanları. Peki ya konuşan araba Kara Şimşek, onu hatırladınız mı? Ya da Thelma ve Louise, Bonnie ve Clyd, Speed gibi arabanın başrolde olduğu filmleri? Ve tabii ki Küba'daki ABD döneminden kalma antika arabaları?
Atlı arabalar
Tekerleğin icadı, insanın tekerin üzerine binişi, tek tekerli, iki tekerli, üç tekerli, dört tekerli araç haline gelişi uzun bir hikâye.
Arabaya henüz motor takılmadığı dönemlerde geçen hikâyelerde baş karakter at olurdu.
Ben-Hur filminden hatırlayacağınız Roma dönemi iki tekerli savaş arabaları, dört tekerli kupa arabaları, basit at arabaları ve faytonlar hep at ile çekilirdi. Makine icat olduktan sonra bütün o atlar araba motorunun içine doluştu ve arabanın gücünün kaç beygir olduğu at gücü ile tanımlandı.
İçinde atların koştuğu arabalar
İskoç mühendis James Watt buhar makinelerinin gücünü atların gücüyle karşılaştırmak için "horsepower-HP" (beygir gücü) terimini kullanır. Watt, bir beygirin bir saniyede belirli bir mesafede ağırlık taşıma kapasitesini temel alarak bu birimi oluşturmuştur. Beygir gücünün şimdiki tanımı "kw". Aracın kaç beygir gücünde olduğunu bulmak için kw ölçüsü 1.341 ile çarpılıyor.
Mesela ben bu tanımı basite indirger ve aracım 1,6 beygir gücündeyse motorun içinde 1600 beygirin yaşadığını düşünürüm. Onları kontak marifetiyle deh diyerek yürütür, fren marifetiyle çüş diyerek zapt ederim. Arada kamçıyı havada şaklatınca vites yükseltir, gemlerini çekince vites küçültürüm. O kadar beygire hâkim olmak zor tabii. Beygir bu, bazen gitmez, bazen durmaz. Yemini suyunu vermek, tımarını, nalını ihmal etmemek lazım.
Mekanik de aynı. Araç düzenli bakılmazsa çok minik aksam arızası dahi içindekileri ve dışındakileri canından edebilir.
Malum, son pişmanlık faydasız, giden geri gelmiyor.
Şarjlı arabalar
Atları ve petrol kaynaklı yakıtları bir kenara bıraktık, hibrit araçlar ile hidrojenli araçlar ürettik, şimdi de şarja dayandık. Artık bataryanın üzerinde gidiyor, giderken gözümüzü şarj seviyesinden ayırmıyor, yolumuzun üzerindeki şarj istasyonlarını kaçırmıyoruz. Böylece hem çevreye hem de nakit olarak cebimize epey bir fayda sağlıyoruz. İşletim sistemi, yazılım güncelleme, şarj hızı, kamera sistemi, otonom sürüş ve otonom park ediş ise otomotiv dilindeki yeni terimlerimiz.
Araba konsolu deseniz, konsol değil adeta açık bırakılmış bir dizüstü bilgisayar.
Elektrikli arabaların tarihi
Elektrikli araba hikâyesine şöyle bir göz attığımda epey eski tarihlere gittim. Türkiye'de ilk elektrikli otomobil II. Abdülhamid tarafından İngiltere'de Messrs Immisch&Co şirketine 1888 yılında sipariş edilmiş. Şirketin mühendisleri Magnus Volk ve Moritz Immisch'in özel olarak hazırladıkları bu otomobil ön kısmında tek bir büyük teker yerine birbirine yakın iki küçük tekere sahipmiş. Patenti Immisch tarafından alınan, 20 Amper 48 Volt 1 beygirlik motoru varmış.
ABD'de elektrikli otomobiller 20. Yüzyıl başlarında Anthony Electric, Baker, Columbia, Anderson, Fritchie, Studebaker, Riker, Milburn ve diğerleri tarafından üretilmiş.
Günümüzde ise Tesla ile başlayan yeni nesil elektrikli otomobil furyası tüm hızıyla devam ediyor.
BENİM İÇİN OTOMOBİL
Yazının uzunluğundan otomobillere olan merakımı anlamışsınızdır. Benim için otomobil bir amaç değil, hayatıma konfor sağlayan bir araç. 1989 yılında ehliyet aldığımdan bu yana direksiyon elim, tekerlekler ayağım oldu. Ancak toplu taşımanın olduğu yerlerde aracımı hiç sırtımda taşımadım. Bana zaman kazandıracak şartlarda ise kendimi ona taşıttım.
Bagajı her zaman dolu olan, içinde "yedek" olarak pek çok şey barındıran, bağlandığım ve sık sık değiştirmeden uzun zaman kullandığım, hatta o beni bırakmadan bırakmadığım, ayrılırken bile onu kırmamak için "artık sen eskidin" diyemediğim ve yenisine hemen yüz vermediğim arabamı gün gelip kullanamayacak olmak beni şimdiden üzüyor.
İlkokul öğretmenim Aynur Vardarlı'nın kadın şoför olarak 70'li yıllarda Karacabey'de kullandığı Anadol zaman zaman bir yerlerde karşıma çıkar. Neredeyse benimle yaşıt olduğuna bakıp, "Vay be, hâlâ yaşıyoruz!" derim ona. Sonra da "60 modeller bir başka!" diye yinelerim.
Öğretmenim vefat edene kadar kendi aracını hep kendinin kullanmış olması ise her zamanki gibi şevk verir bana. Rol model olarak yattığın yerden hâlâ öğretir.
Lakin trafiğin her geçen gün daha da delirdiği bu keşmekeşte araba kullanmak artık bir cambazlık. Ehliyeti cebine koyan kural tanımazlar bizi canımızdan bezdirdi. Ülkenin değişen profili haliyle trafiğe de yansıdı. Yol verdin vermedin kavgaları cinayetlere uzanıyor. Araçta çocuk mu var, hamile mi var, yaşlı mı var kimse dinlemiyor. Araba üzerine çıkma, camı aç hareketi yapma, ayna kırma, kapı tekmeleme en yaygın maganda hareketleri.
Arabalarda eskiden levye taşınırdı, şimdi beyzbol sopası. (Beyzbol oynanmayan memlekette neden beyzbol sopası satılıyor diye sormayın.)
Hani insanın bazen "Keşke tekerleği icat etmeseydiniz!" diyesi geliyor da; mesele tekerlekte değil ki, tekerleğin üzerindekinde.
Ah ah, dede kere dedeniz başımıza icat çıkarmayıp yerinde otursaydı görürdüm hepinizin havasını ya neyse...