SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Bu ne biçim bir bayram yazısı!

Yazının Giriş Tarihi: 10.07.2022 12:57
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.07.2022 10:24

İki bayram arasını Sırat Köprüsü üzerinden geçer gibi geçtik yine. Bu daracık köprüden sağ salim geçmeye çalışan insanları ellerindeki uzun çubuklarla dürtüp dengelerini bozan, yollarına yağlar döken, yukarıdan uzattıkları parmakları ile kafalarına fiske vuran günahkârlar sebebiyle o kadar çok günahsız düştü ki köprüden, hangi birine yanacağımızı şaşırdık.

2 Mayıs 2022 ile 9 Temmuz 2022 arasında ne azarlar işittik, ne kurbanlar verdik.

İki bayram arasındaki süre ölçülebilir olduğu için böyle söyledim. Yoksa, öncesi de pek farklı değildi, sonrası da farklı olmayacak, biliyorum.
En basitinden, iki bayram arası yolculuk tarifesine (en az) yüzde 60 zam gelmiş.
Neye gelmedi ki diyeceksiniz?
Haklısınız…
Şekere gelen zamlarla bayram tatlısının bile tadı çalınmışken…

***

Sokaklarımızda gezenleri tanımıyoruz artık.
Tepelerde konuşanları da tanımıyoruz.
Her şey el değiştirdi, her şey yer değiştirdi, her şey kılık değiştirdi.
Misafir denip baş tacı edilen, ağırlanan güruh; evi ele geçirdiği yetmezmiş gibi, ev sahibini evden atma derdine düştü.
Devleti yönetmekle mükellef iktidar, kime hizmet edeceğini “şaşırdı”.
Yöneticiler güç sarhoşluğuna kapılıp kendilerini, “kıymeti kendinden menkul” insandan saymaya başladı. (Anlaşılan o ki, kimseye iki dönemden fazla yöneticilik yaptırmayacaksın, yoksa nöronları değişime uğruyor.)

Bu itiş kakış içerisinde kendinden zayıfa uygulanan şiddet bir başka kulvarda kendini göstermeye başladı. Tıp doktorları ve avukatlar başta olmak üzere, ülkenin yetişmiş insanları ardı ardına katledilir oldu. Üstelik katliamı yapanlar uzakta değil, içimizde, yanı başımızdaydı…
Çünkü onlar yıllarca cehaletle, fitneyle, fakirlikle yoğrulmuştu.

Bu düzensiz düzenden, adaletsizlikten, hukuksuzluktan, haksızlıklardan, insanca muamele görememekten, şiddetten yılıp da istifa eden, ülkeyi terk etmek isteyen “hazinemiz” doktorlarımıza Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Giderlerse gitsinler” dedi.

Konya Şehir Hastanesi’nde görev yapan Dr. Ekrem Karakaya’nın öldürülmesinin ardından doktorlar greve gitti. Konya, Selçuklu Kayalar Camii imamı Cuma hutbesinde, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet nedeniyle grev yapan doktorları hedef göstererek, “Bu daha fazla doktorların öldürülmesini getirir. Grevdeyiz diyen doktoru öldürmez misin sen, dövmez misin?” dedi. Oysa tüm acil servisler hizmete açıktı. (Cuma’ya gidip 3 saat hizmet vermeyen kamu çalışanları için de bir şey diyecek misiniz sayın imam? Camilerin çevresine gelişigüzel park edilmiş devasa arabaların trafiği katletmesine ve trafik polislerinin onlara ses çıkartmamasına da bir şeyler söyleyin isterseniz. Özelde de BİM’ler Cuma saati kapalı. EVİDEA Cuma saati kasadan işlem almıyor. Ve dahası ve dahası.)

Bayram namazı sonrası açıklamalarda bulunan MHP lideri Bahçeli, “Bir avuç doktor kılıklı anarşik insanlardan mesleği kurtarmak lazım. Her defasında söylüyorum Tabipler Birliği kapatılmalıdır” dedi.

Bahçeli her ağzını açtığında bir şeyin kapatılmasını istiyor, doğru.

Mesela Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan Melih Bulu’yu protesto eden Boğaziçililere yönelik, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, tüm gençleri ve onlara destek verenleri terörist ilan etmişti.
LGTB hakları insan hakkıdır diyerek “Onur Yürüyüşü” yapmak isteyen kitle “terörist”, onları yürütmemek için tehdit üzerine tehdit savuran kitle ise “heyecanlı çocuklar”. (Ya videolar ile ifşa olunan “üçlü” gerçekler. Ya eşcinsel yazar Yiğit Karaahmet’in, “Valla Alperenler bizim sabrımızı sınamasın, bu zamana kadar yattığımız ülkücülerin listesini açıklarsak insan içine çıkamazlar” Tweet’i ve sonrasında Alperenlerin tehditlerini geri alışı. Bunlar için ne diyeceğiz?)

Hep kötü şeylerden bahsetmeyelim, iki bayram arası iyi şeyler de oldu. Malum, ülkemizde düzenli olarak seçim öncesi doğal gaz ve petrol rezervi bulunurdu. Lakin bu kez daha büyük bir şey bulundu. Melih Gökçek ekranlardan “Yer altında 6 milyar dolarlık jelibon bulundu”ğunu müjdeledi.
Sosyal medyaya düşen “müjde” ile tongaya bastığını anlayan Gökçek kendisiyle alay edenleri adeta “terörist” ilan etti. Kendisi yine zeytinyağı misali su yüzüne çıkıverdi.

***

Zaten onlara göre bu düzensiz düzene ve bu hukuksuzluğa karşı çıkan kim varsa terörist.
En çok kayıp veren tıp ordusu en büyük terörist mesela. Avukatların peşi sıra öldürülmesine isyan eden hukuk ordusu terörist, gidişata “yanlış” diyen üniversiteler terörist. İşsizliğe, açlığa, haksızlığa isyan eden, kendini yakan, çoluk çocuğunu öldürüp intihar eden sıradan vatandaş terörist. Kadına şiddete ve kadın cinayetlerine “Yeter!” demek için sokaklara çıkan kadınlar ise hem “sürtük” hem “terörist”.

“Vur ensesine al lokmasını” insanlar ile işini kitabına uydurup bu kaostan nemalanan “kurnaz”lara bakacak olursak, onlar dokunulmazlığı olan “kutsal” vatandaşlar.
Nasıl kutsal olmayacaklar ki; mülayimler aç da yatsalar şükrediyor, kurnazlar her şekilde gemisini yürütüyor.
Eh, bundan iyisi…

***

Hayatımızı haksız bir vaka, birkaç isyan, alışma, unutma ve bir vaka daha, yine isyan, yine çaresiz kabulleniş, yine vaka, yine isyan aralarında yaşıyoruz. Bu kadar kötülüğü ve bu kadar saçmalığı aklımız almıyor. Şaşırdığımıza bile şaşırmıyoruz.
Tutunamayanların düşüşlerine şahit olup, haksızlıklar karşısında isyan edip, sonra yine kendi yolculuğumuza devam ediyoruz.
Bir ağlıyor, yüreğimiz sızlıyor, kalbimiz kanıyor, sonra bir bakıyorsunuz dudaklarımıza bir tebessüm yerleşmiş sessizce gülüyor, bazen de ağız dolusu kahkaha atıyoruz.
Gittikçe duyarsızlaşıyor muyuz yoksa kendimizi korumak için mi kalkan oluşturuyoruz bilmem.
Bildiğim, çok ama çok üzüldüğümüz…

Bu bayramda böyle bir yazı yazmak istemezdim ama kurban bayramı yazılarım nedense hep bu minvalde.

Ve maalesef ki zulüm sürüyor…
Adet yerini bulsun ve bayram kutlaması yapmadan geçmeyelim.
Bu zor zamanlar birlik içinde oldukça, birbirine tutundukça daha kolay atlatılacak.
O zamana kadar direnmeye devam…
“Bayramınız Kutlu Olsun”