SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Aradaki yedi farkı bulunuz

Yazının Giriş Tarihi: 12.06.2020 13:39

ABD'de George Floyd'un polis tarafından boğazına diz ile bastırılarak öldürülmesiyle başlayıp dünyaya dalga dalga yayılan ırkçılık karşıtı eylemlerin arka yüzünü tarih dersi anlatır gibi anlatmayacağım bu yazımda.

Amerika'ya ayak basan beyaz adamın bastığı topraklarda yaşayan halkı ortadan kaldırıp kendisine yer açmasını, yeni keşfettiği kıtadaki uçsuz bucaksız arazilerde çalışacak insan ihtiyacının Afrika'dan getirilen ve insanlıktan uzak muameleye maruz bırakılan siyahlardan karşılandığını, bundan 400-500 yıl önce insan alıp satmanın ya da kendine yer açmak için bir başkasını öldürmenin anormal bulunmayıp sıradan sayıldığını da anlatmayacağım.

Bir insanın nasıl olup da sadece siyah diye (sadece dişi diye, sadece kısa diye, sadece uzun diye)  cezalandırıldığını anlamaya çalışacağım.

Nasıl olur da sanki onun canı acımaz gibi, sanki üzülmez gibi, sanki yorulmaz gibi, sanki kadın değil gibi, sanki erkek değil gibi, sanki çocuk değil gibi, sanki canlı değil gibi düşünülür?

Köyünde kendi halinde yaşarken bir anda zincire vurulan ve bir belirsizliğin içine sürüklenen, bu yolculukta yüzyıllardır çok ama çok acılar çeken insanların torunları, dedelerini köklerinden kopartıp getiren adamların torunlarından, hem zorla getirilmenin hem de istenmemenin ne demek olduğunu sorguluyorlar.

Modernleşmeyle birlikte iş gücü ve para yer değiştirince, yıllardır yok sayılan, insanca yaşamasına izin verilmeyen ve sorunları halının altına süpürülen kitle, uğradığı şiddette daha büyük bir şiddet ile cevap veriyor. Açık açık "Sözleşme bitti!" diyor.

Artık arazilerde onların dedelerinin yaptığı işi yapacak köleler yok, bir köleden beklenen hizmeti tıkır tıkır yerine getiren makineler var.

O yüzden şimdi artık beyazlar için siyahlar, zenginler için fakirler, yerleşikler için göçmenler sadece birer yük!

Beyazlar, siyahları ya da göçmenleri geri götüremiyorlar, bir arada yaşayamıyorlar, geliri bölüşemiyorlar, öldürmekle ya da şiddet uygulamakla istenmeyen bu nüfusu bitiremiyorlar.

Cerahatli bir çıban gibi büyüdükçe büyüyor sorun. Çıban arada patlıyor, içinden bir miktar irin akıyor, yara biraz rahatlıyor ama tam tedavi edilmediği için bir türlü iyileşmiyor.

Hattâ bütün vücudu sarıyor.

***

Bu sadece siyahiler için böyle değil.

Kendini piramidin tepesine konumlandıran insanlar diğerlerine her türlü muameleyi reva görüyorlar.

Şiddet ve kibir tepeden aşağıya hızla iniyor. İnerken de herkes kendi altındakine basıyor tekmeyi. Tekmeyi yiyenlerin gücü tekmeyi atana yetmiyor. Onlar da kendilerinden güçsüzün kıçında alıyorlar soluğu.

En alttakiler ezildikçe ezilip, üstlerindekileri taşıyamaz hale geliyorlar.

Sonra da ani bir silkelenişle ayağa kalkıp sırtlarında kim var kim yoksa yere saçıyorlar.

Yakarsa dünyayı garipler yakar sözündeki gibi, artık kaybedecek bir şeyi kalmamış olanlar fitili ateşleyiveriyorlar.

Biliyoruz ki her şey hayata tutunma, kök salma, var olma, kendi genlerini yaşatma, böylece de ölümsüz olma hırsından.

Yani, en derinlerdeki ilkel dürtüden.

***

Düşün bir, dünyaya gelmişsin geldiğinden habersiz.

Büyümüşsün büyüdüğünden habersiz.

Çocuksun. Her yer oyun alanın. Her şey bir oyun.

Ne cinsiyetin, ne rengin, ne ırkın, ne soyun, ne dinin, ne milletin var.

Büyüdükçe beliriyor hepsi yavaş yavaş. Eklenen her bir kavram ile sıfatsız ve yargısız dünyanı kaybetmeye başlıyorsun.

Artık cinsiyetin var, rengin var, ırkın var, soyun var, dinin var, milletin var, kuralların var, kanunların var, yargıların var. 

İçine doğduğun küçük dünya ne ise, sen de osun.

Çevrendekilerin hepsi sen gibi, her şey tanıdık, her şey normal.

Farksızlığının içinde ne bir hırs, ne bir amaç, ne bir kötülük, ne de gelecek endişesi vardı. 

Herkes aynı boyda, herkes aynı huyda, herkes aynı varlıkta, herkes aynı renkte, herkes her konuda eşitti senin için.

Sonra bazıları daha eşit oldu.

Sonra eşitlik tümden bozuldu.

Dışarıdan birileri "Sen farklısın!" deyiverdi sana.

Boynuna zincir vurdular, durmadan itip kaktılar, her türlü işkenceyi yaptılar, her türlü şiddeti uyguladılar, nedenini anlamadın.

Kendi seçmediğin bir şey için, sadece öyle doğduğun, sadece öyle olduğun, sadece öyle göründüğün için maruz kaldığın bu adaletsizliği terazinin hiçbir kefesine sığdıramadın.

Sana normal olan onlara farklı geliyordu ve onlar bu farklılığın ile seni cezalandırıyorlardı.

Sarıların dünyasında siyah, kırmızıların dünyasında kavuniçi, kavuniçilerin dünyasında beyaz, siyahların dünyasında sarı olmak delice bir farklılık yaratmıyor da, beyazların dünyasında renkli olmak insanları niçin bu kadar çıldırtıyor diye sorguladın.

Seni farklılığın ile cezalandıran beyaz insana, "Bana göre de sen farklısın!" demen lazımdı, diyemedin.

Farklı olmak sana ihale edilmiş, farklılık senin üzerine kalmış, kabul ettin.

Kim karar vermişti farklı olanın sen olduğuna, bilemedin.

Renkliler-beyazlar-siyahlar

Çamaşır makinesinde beyazları yıkarken araya karışan siyah bir çoraptın sanki, diğer beyazların rengini bozartan.

Ya da bir kırmızı mendildin, makinedeki tüm beyazları pembeye boyayan.

Korkutucuydun, belirsizdin, aykırıydın.

Çünkü farklıydın!

Ama kime göre ve neye göre farklıydın?