SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Yoksulluk ve kıyıdan CHP muhalefeti

Yazının Giriş Tarihi: 17.02.2013 01:23

Öyle sadece kötü beslenme, hastalıktan falanda değil üstelik. Eşitsiz hayat bir yolunu buluyor ve öldürüyor işte. Bu bazen hastalık oluyor, bazen yangın. Yoksulluk öldürüyor işte.

İnsanın yüreği eziliyor. Gazetelerin üçüncü sayfa haberi gibi.

"Bursa'da yangın. İkisi çocuk üç kişi yangında yaşamını yitirdi."

Oysa yangının külleri kaldırılınca altından tek bir gerçek çıkıyor. Yoksulluk.

Ne acı bir gerçektir ki Bursa'da 2'si çocuk 3 kişinin öldüğü yangının, yoksul olan ailenin sobada sunta parçası ve plastik atık yakması nedeniyle çıktığı belirleniyor.

Gazeteler bunu, "maddi durumu iyi olmayan aile" diye geçiştirdi.

Öyle ya toplum olarak ikiye ayrılıyoruz.

Maddi durumu iyi olanlar ve olmayanlar. Haaa bir de "idare etmeye çalışanlar" var.

Bir de hızla zenginleşenler. Ama gazeteler onları yazmıyor/yazamıyor. AKP kızar reklam gelirlerimiz azalır diye.

Sayıları beş milyonu bulan işsizlerimizin adı oluyor, maddi durumu iyi olmayan aile.

Yoksulluğumuzun adı değiştiriliyor, ayıpmış gibi.

Oysa yoksulluk ayıp değil, utanılacak bir şey de değil. Vahşilik sadece, bencillik, kar hırsı, toplumsal paylaşımdaki rezalet, yoksullaştırma, sonradan o yoksulluğu yönetme isteği.

Yoksulluk aslında AKP'nin felsefi olarak, ekonomik olarak, siyaset olarak tercihi. Politikası yani.

İşi olanların bile şu kış aylarında doğalgaz faturalarını ödemekte zorlandığı, devletin çözüm olarak işi olanlara bile faturaları taksitlendirmeyi önerdiği bir durumun adı aslında yoksulluk.

Yoksulluk öldürüyor bu nedenle.

Yoksulluk bir yangın aslında ama yine gerçek anlamda yoksulluk evde yangın çıkarıyor.

Bursa'da ahşap evde çıkan bu yangın büyüyünce 4 yaşındaki Nazlı ve 6 yaşındaki ablası Zeynep ile onları kurtarmak isteyen 18 yaşındaki halaları Ecem maalesef hayatını kaybediyor.

Yangının külleri eşelenince altından yoksulluk çıkıyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanı yangının sobaya atılan sunta parçaları ve plastik atıkların harlamasının sebep olduğunu ifade ediyor.

Kirada oturan ailenin babasının gündelik işlerde çalışarak ailesinin geçimini sağlamaya çalıştığını, aileye muhtarlık ve kaymakamlığın birçok yardımda bulunduğunu belirtmiş yine yetkililer.

Yeğenlerini kurtarmak isterken hayatını kaybeden hala Ecem'in ise, durumları kötü olan aileye yardım etmek için bir konfeksiyonda çalıştığı ve bir hafta önce işine son verildiği için iş aradığı ortaya çıkmış.

Mahallenin Muhtarı ise, aileye durumları kötü olduğu için pek çok yardım yaptığını ifade ederek, "Kömür, erzak ve ekmek yardımı yapıyorduk. Baba Serhat Taşçı'nın bir işi yoktu. Oturdukları ev de kiraydı. Hala ise yeğenlerini kurtarmak isterken bina göçmüş" diye konuşmuş gazetelere.

Sadece yoksulluk değil, işsizlikte öldürüyor işte. Yoksulsan ve barınma, ısınma, beslenme gibi en insani haklardan yoksunsan, ölüyorsun daha 4 yaşında, daha 6 yaşında, daha 18 yaşında.

Isınamıyorsan inşaatlardan ve sokaklardan sunta ve naylon atıklar topluyorsun. Doğalgaz hak getire sobayı bile bunlarla yakıyorsun. Bunlar yakıt değil ki. Bunlar yoksulların yakıtı. Harlıyor, parlıyor ve patlıyor. Yanıyorsun, ölüyorsun. Yoksulluk öldürüyor.

İnsanın yüreği eziliyor. 4 yaşında, 6 yaşında , 18 yaşında çocuklar.

"Yoksullara ve işsizlere doğalgaz ücretsiz, aynen işsizlik maaşı gibi" diyen bir iktidar olmadığı sürece de yoksullarımız ölmeye devam edecek. Hem felsefi olarak, hem siyasi olarak, hem ekonomik olarak. Hem de insani olarak.

AKP'nin tercihi bu yönde. Yoksullaştır ve yoksulluğu yönet. Ama bu kez kömür, erzak ulaşmamış. Keşke ulaşsaymış. Keşke yaşanmasaymış bu dram.

Siyasetin eksiklerinden, eşitsizliklerden insanlarımız ölüyor. Siyasiler ise sadece cenazelerine gidiyor. Tıpkı Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar gibi. Ama yoksullar ölüyor.

CHP'Yİ ANLAYANANIZ VAR MI?

Toplumda eşitsizlikler bu denli artmışken, yoksulluk sürüyorken, bunlara itiraz eden muhaliflere dayak atılıp, gaz sıkılırken, bunları yazan gazeteciler hapse atılırken ve baskı ve adam kayırma ve hileler devam ederken, sistemi geriletmesi, demokratikleştirmesi, eşitsizliklerin giderilmesi için mücadele etmesi gereken CHP'liler ne yapıyor?

Ben çok anlamadım ama galiba, CHP içinde son dönemde daha da artan "belirsiz siyasal çizgi" ortamında herkes "kendine oynuyor" herkes "vitrine oynuyor".

Yani bir şey yapmıyor/yapamıyor.

Mesela Deniz Baykal "korsan grup toplantısı" yaparak, "aman ha, ulusalcılık önemli, sıkı durun" deyince burada Gürhan Akdoğan "Mahfel Kahvesi'ni kurtarma hareketi" başlatıyor. Ne yapıyor? Aslında hiç. Gazetecileri çağırarak basın açıklaması ve simit-peynir partisi. Olsun. Ertesi gün hizadaki yerel medyanın hemen her köşesinde "etkin haber" oluyor. Medyada yer almak önemliymiş ya, öyle diyor ya yeni siyaset bilimciler, görev tamamlanıyor. Medya AKP içinde tartışmalı olan meselelerde CHP'liler "taraf olursa" haber yapıyor zaten. Sonra bil cümle AKP'li, CHP'li ve siyasetçi Mahfel'i kurtarmak için birbiriyle yarışmaya devam ediyor. Ama yoksulluk öldürüyor.

Gürhan Akdoğan, "kim bilir hangi hesapla" İl Başkanı'ndan "rol çalarken" - ki kendi başkanlığı döneminde hiç sevmezdi böyle şeyleri, üyeler kendini önce disiplin kurulunda sonra partinin önünde bulurdu- İl Başkanı Metin Çelik ne yapıyor?

BUDO'nun sefere başlama törenine gidiyor il yönetimiyle, sözde siyasal centilmenlik adına, sözde pozitif muhalefet adına. Ahalide boşa bekliyor, "yahu İDO'yu siz özelleştirdiniz, taşıma ücretlerini siz arttırdınız, siz sattınız. Bırakın BUDO'yu filan, yarın kar etmeye başlayınca bunu da satarsınız, hemen İDO ihalesini iptal edin ve kamu yurttaşlarını düşünecek şekilde ucuz hizmet sunsun" demesini.

Eski milletvekilleri "Bursa'ya tren gelsin diye yıllarca ben uğraştım" diyerek, hızlı tren temel atma törenine davet edilmeyince önce küsüyor, sonra davet edilince hemen tren yürüyüşlerinden oluşan ilk kişisel sergisini açıyor.

Herkes kendine oynuyor. Bu durumda muhalefet diye gazetelere haber oluyor. Medya da AKP'nin arzu ettiği bu CHP hallerini haber servisi yapıyor.

Yoksulluk, işsizlik, doğalgaz faturaları, elektrik, satılan yollar-köprüler, asgari ücret, toplu sözleşmeler, iş kazaları.......bunlar yok muhalefette. Kıyıdan, köşeden kimseyi huzursuz etmeyecek bir muhalefet hattı. Araya biraz çevresel duyarlılık biraz da milliyetçilik sosu serpiştirilince, biraz da parti içindeki tartışmalara heveslenip "dışarıya doğru" Cumhuriyetçilik ve Atatürkçülük hamaseti yerleştirince görev tamamlanmış oluyor. Bunun adı da CHP siyaseti oluyor.

Yoksullar yangında ölüyor. CHP'li siyasetçiler korsan grup toplantıları, korsan basın açıklamaları ile binalardan halka açılıyor!!!

Denenmiş anlayışları durmadan ısıtarak siyaset diye anlatmak açık ki bir işe yaramıyor.

CHP bir dönem zaten Baykal ile birlikte rotayı merkez sağa bükmüş ve milliyetçilik çizgilerine savrulmuştu. Bugün ise böyle bir role soyunmasının hiçbir nesnel, toplumsal karşılığı da bulunmamaktadır. Mevcut haliyle en fazla modern, laik, aydınlamacı bir cumhuriyetçilik paradigmasına bağlı kentli orta sınıfların temsilcisi olarak siyasi zemin tanımlanabiliyor. Benim söylemeye çalıştığım ise "yoksulluk öldürüyor" anlamalıyız, anlamaya çalışmalıyız artık

Bu nedenle bu ülkeye bir sol seçenek lazım hem de kendini merkez sağa yanaştırmamış hem de kendini milliyetçiliğin ayrımcı çizgisine daraltmamış, sırf biraz daha oy almak için yaşanan bunca drama akla gelen ilk yüzeysel açıklamaları yapmayan, umuda dönüşmüş bir sola ihtiyaç olduğu ortada. Evet, yaşanan bunca eşitsizliğe, yoksulluğa, yolsuzluğa, şiddete, sömürüye karşı bir duruşa ihtiyaç var. Bu duruş için itirazın ilk şartı da solda olmak. Ama benim anladığım kadarıyla CHP'nin de sol olmaya hevesi yok.