SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

'Siz kazandınız ama biz haklıyız'

Yazının Giriş Tarihi: 15.06.2011 10:48

Bu başlığı hatırlayınca,12 Haziran seçimlerinin bende uyandırdığı duyguyu hissettim.

Evet 12 Haziran seçimlerini AKP kazandı. Hemde tartışmasız bir fark  ile kazandı. Üçüncü kez iktidar olmak ve bu iktidarı her seferinde oylarını arttırarak gerçekleştirmek bir başarı olarak kabul edilmelidir.

Daha öncede söylemiştim, AKP'nin "başarılı" olması, AKP'nin "iyi" (veya kötü) olması anlamına gelmez. "Başarı" kavramı çok tartışılır bir kavram.

Toplumun büyük bir kesiminin hem de yarısının onayını almak "başarı" ve "haklılık" olarak kabul ediliyorsa eğer sorun yok. Ama başarı ve haklılık toplumun geniş kesimlerinin onayını almaktan öte toplumun geniş kesimlerinin sorunlarını çözmekle eş anlamlı düşünülürse burada "başarı" tartışılır ama haklılık farklı bir konu haline gelebilir.

Bu yüzde 50 oy oranını büyük bir başarı olarak kabul edip kimse tartışmayabilir.

Kimse tartışmasa bile ben tartışabilirim.

Çünkü güçlü olmak her zaman haklı olmak anlamına  gelmez.

Tarih ne çok haklı olmayan güçlülerle doludur. Hepimiz bu konuda bir çok örnek sıralayabiliriz, ancak ben sıralamayacağım.

Ama biliyorum ki güçlüler her zaman haklı değildir.

Yazının başlığı rahatsız ediyor gibi görünebilir. "Siz" ve "Biz" türünden başlıklar atmak bir ötekileştirme ,toplumu kutuplaştıran bir değerlendirme gibi algılanabilir.

Ancak derdim bu değil.

Sonuçta ben bir "balkon konuşması" yapmıyorum. Kendi halimde bir yazı yazıyorum. İnsan tüm "seçim reklamlarına" ve "oy kullanma algısına"  dayanarak kazandığı bir seçim sonrasında "balkona çıkınca" daha "kucaklayıcı" bir konuşma yapmak gereği hissedebilir, bu doğaldır. Ama kendi halimde bir yazı yazarken "kucaklaşma" ihtiyacı hissetmeyebilirim, bu da doğal.

Son bir ay içerisinde sırf seçim kazanma hevesiyle toplumu ötekileştiren, dışlayan bir söylem tutturup sonrada "balkona çıkarak" "herkesten helallik istiyorum, seçim meydanlarında kırdığım herkesten özür diliyorum" demek, ne demek?

"Kusura bakmayın! Tüm bunları seçimi kazanmak için söyledim, evet bunları seçimi kazanmak için söyledim, hatalı konuştum, seçimi şimdi kazandım ve artık  özür dileyebilirim" demek mi?

Bu bir özeleştiri mi yani?

Başbakan ne demek istedi şimdi?

Kürt sorunu konusunda, "evet Kürt açılımına başladık" ama "seçim gereği Kürt sorunu yoktur artık! Demiş bulunduk" diyerek, Kürtler'den mi özür diledi?

"Alevi açılımına başladık ama bir önemi yok bunun, biliyorsunuz di mi? Ancak bu Kılıçtaroğlu Alevidir" diyerek, Aleviler'den mi özür diledi?

Hopa'da polis müdahalesi ile yaşamını yitiren Metin Hoca için "adını bile anmak istemiyorum" diyerek, kentini ve çevresini korumak isteyen, HES'lere karşı çıkan çevrecilerden mi özür diledi? Yoksa emekli öğretmenlerden, kısacası emeklilerden mi özür diledi?

Hopa'da yaşananları protesto ederken Ankara'da gözaltına alınmak yerine 20 polis tarafından dövülen ve bacağı kırılan Halkevci Dilşat için "kadın mı, kız mı bilmiyorum?" diyerek cinsiyet ayrımcığı yaparken, kadınlardan mı özür diledi?

Sürekli "17. Büyük ekonomiyiz!" diyerek 12 milyon yoksulu ve işsizi unutarak, kent yoksullarından mı özür diledi? Taşeron işçilerden, yoksul çalışanlardan mı özür diledi?

Sahi "balkondan konuşurken" oy almak uğruna toplumun bir çok kesimini  ötekileştirirken kimden özür diledi?

Sonuçlara "balkondan" bakıp, balkon konuşmasının "kucaklayıcılığı" ile rahatlayanlar olabilir. Ben eski balkon konuşmalarını hatırlıyorum.

"Yapılanlar yapılacakların garantisiyse", geçmişte balkonda söylenenlerin tersinin yapıldığı unutmuyorum.

Bu nedenle "helallik istiyor" ya, toplumda eşitsizlikler bu denli artmışken,yoksulluk sürüyorken,bunlara itiraz eden muhaliflere dayak atılıp, gaz sıkılırken, bacakları kırılırken, bunları yazan gazeteciler hapise atılırken ve baskı ve adam kayırma ve sınav hileleri devam ederken kimse kusura bakmasın ben bu "helalliği" şimdilik vermiyorum.

Seçim meydanların da yaptığı bu ötekileştirmelere karşı yaptığı balkon özürünü samimi bulmuyorum.

SEÇİME DAİR   

Bir önceki yazım da, seçimden bir kaç gün önce şöyle bir değerlendirme de bulunmuştum.

"AKP yüzde 30'luk bir çekirdek tabana ulaşabilir. Üstelik bu oranın içine 4 yıl önce kararsız refleksi gösteren seçmenlerden de kayma olabilir. Karasızlar AKP desteğinden biraz kan kaybetse de, oransal olarak hala neredeyse tamamen AKP ile koalisyon içinde olabilir. AKP'nin oyları kendi lehine daha da olumlu hale gelmekle kalmaz, puanı da biraz daha artarak yüzde 45-50'leri bulabilir.Olabilir yani. Böyle bir tablo AKP adına olabilecek en iyi, CHP adına olabilecek en kötü tablodur."

Bu senaryo ihtimaller içindeydi ve oldu .

Seçim sonuçlarını sol adına değerlendirsek.

Öncelikle AKP'nin "seçim başarısı" sadece  "halkın geriliği" ile, "bidon kafası" ya da "kaşınan göbeği" ile açıklanamaz. Bu açıklamalar halka çok uzak olmanın hazımsızlığıdır.

Toplumun bir rasyoneli var ve seçim sonuçları her zaman o rasyonele göre şekilleniyor. O rasyonelin bizim rasyonelimizle örtüşmemesi, bizim görüşlerimizin  "rasyonel" olmaması anlamına gelmiyor.

Verileri detaylı bir şekilde irdeleyip sosyolojik sonuçlar çıkarmak bu işe girişecek sosyal bilimciler işi olacaktır.

Bakalım, o değerlendirmeler bize ne söyleyecek?

Kabul etmemiz gereken, sonuçlar AKP ve Erdoğan açısından muazzam bir başarıdır. Üçüncü dönem ve her dönemde desteğini artırarak seçim kazanmış bir başka parti ve lider şimdilik yok Türkiye'de.

Bu başarının ilk aşamada akla gelen bazı sırları elbette var. AKP'nin teknolojiyi  iyi kullanması , tüm yurda yayılmış ve en önemlisi bir adanmışlıkla çalışan "teşkilat" ve "cemaate" sahip olması.

Bizim "örgüt", sağ çevrelerin "teşkilat" dediği yapıların ne denli önemli olduğunun bir başka kanıtı bu seçim sonucu.

Öte yandan, sürekli işaret ettiğimiz yoksulluk, AKP açısından pek de bir dezavantaj değilmiş bunu gördük bu seçimlerde. AKP, "torba-çuval dağıtımı" olarak nitelenen yöntemleri kurumlaştırmıştır artık.  

Bu yardımlarla yaşayan bir yoksul kesim ne yazık ki vardır. Yoksulluk bu kesimler için AKP sayesinde sürdürülebilir hale gelmiştir ne acıki. "Sürdürülebilir yoksulluk" AKP'ye desteğin de sürmesi demektir artık.

CHP en iddialı projesi "aile sigortası" ile bu kesimlere dokunmaya çalışmıştır. Ancak, torbalar-çuvallar, kömürler-makarnalar yoksullar açısından "eldeki kuş" iken, "aile sigortası" "daldaki kuş" olarak görülmüştür. Daldaki kuş için eldeki kuşu bırakmak hiç de rasyonel bir davranış değildir. Yoksular "başka bir dünya mümkün" projesine ikna edilememiştir.

CHP'nin AKP karşısındaki en önemli dezavantajının "örgütsüzlüğü"  ve "dağınık, karmaşık örgüt yapısı" olduğunu da hatırlamak gerek sanırım. Otuz yıldır beslenen, büyütülen ve devlet olanaklarını da yaygın kullanabilen bir siyasal yapıyla bu dağınık örgütlerle üç-beş ayda başedebileceğini sanmakta ayrı bir yanılgıdır.

Bu olumsuzluğa, örgütler ve genel merkez düzeyinde farklı söylemlerle yaratılan kafa karışıklığını ve bunu pekiştiren sağcı adaylarla/Ergenekoncularla  doldurulmuş aday listesini de eklemek gerek elbet.

Mesela Bursa'da Turhan Tayan'ın yarattığı bulanıklığı hatırlamak lazım.

Diğer yandan AKP'nin kendi zenginleri ile birlikte kendi orta sınıfını da yarattığını söylemek de  gerekli sanırım. Orta sınıf desteği seçim başarıları için önemli. AKP böyle bir kesimin "aktif desteğine" sahipti.

Neyse seçim analizleri uzun bir konu ve daha çok tartışırız.

Hissettiğim şudur; ki bu yüzde 50'lik destek, AKP'nin totaliter eğilimi daha da güçlendirebilecektir. Buna karşı dik durmak da muhalif çevrelerin ve solun önündeki en önemli  görevdir.

Bu zor döneminin daha önce defalarca denenmiş ve toplum da karşılık bulmamış "Baykalist" ve "Önder Sav"cı politikalarla aşılamayacağı ortadadır. Seçimden hemen bir gün sonra başlayan bu "sağ ve sığ" politikaların ülkemizde bir mücadele hattı yaratamayacağı çok ortadadır.

Toplumun gündemi ile siyasetin gündemini örtüştüren bir politik hatta yürümek doğrudur ve devam edilmelidir.

Ne yazık ki bu hat Sinan Aygün, Mehmet Haberal, Turhan Tayan gibi "siyaset esnafları" ile de yaratılamaz.

Bu nedenle CHP tabanının emekten yana, özgürlükçü ve mücadeleci heyetini çok iş beklemektedir.

Onlar seçimi kazandı!

Ama biliyoruz ki  ülkemizdeki yoksular, emekçiler, dezavantajlı kesimler, işsizler, gençler, kadınlar, inanç mağdurları, kimlik mağdurları, evsizler-barksızlar, emekliler, tarım işçileri, dar durumdaki esnaflar ve bil cümle mağdurlar için. tüm mağdur yurttaşları için biz haklıyız. Bize ihtiyaç var.

 Eee, hadi  o zaman!!!