SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Saltanat sistemine bir adım daha...

Yazının Giriş Tarihi: 04.02.2015 09:53

Durum kendi açısından da zor aslında. Eğer "başkanlık sistemi" adı altında "tek kişilik saltanat düzenini" kuramazsa, "istediği şekilde ve istediği düzende devam etmesi" oldukça zor görünüyor.

Ne yazık ki kendisi de "sıkışmış" durumda. Başka bir deyişle "mecbur" yani, bu yoldan başka çıkış bulması epey zor.

Bu durumda "hegonomik gücü" görünür kılınmalı. Bank Asya'nın "anahtarlarını" masasına istedi ve anahtarlar masaya kondu. Merkez Bankası "biraz gıcıklık yapsa da" hizaya bir şekliyle sokulacak. Diğer ihtiyaçları belli, seçime doğru toplumsal kutuplaşma artırılmalı ve seçmenler konsolide edilmeli. AKP ekibi zayıf kalabilir. Ehh bu nedenle destek gerekli. Sahaya indi. İl il gezerek mitingler sıralanıyor.

Özetle saltanat düzenine doğru gidişin "taşlarının dizilmesi" elden geldiğince yapılıyor.

Bu arada saltanat düzeni sonrası ahalinin yapacağı itirazlara da önlemleri şimdiden almakta yarar var.

Öylesine bir toplumsal düzen kurulmalı ki, itiraz edenin-muhalefet edenin-karşı çıkanın "sesi hemen kısılabilmeli".

Bunun hazırlıkları da "İç Güvenlik Paketi" adı altında tamam sayılır.

Maalesef durum çok açık. Tayyip Erdoğan iktidarı saltanat yolunda ilerlerken polis devletinin yasal alt yapısını Meclis aracılığıyla gerçekleştirmeye hazırlanıyor.

Saltanatın kurgusu belli. En başta sonsuz yetkilere sahip bir PADİŞAH ve merdivenlerde "mızraklı bir müsamere heyeti"...

İller bazında sınırsız yetkilere sahip SÜPER VALİLER...

İstediği kişi veya kurumları sınırsız dinleme ve takip etme yetkisinde de bir SÜPER HAKİM...

İstediği kişiyi gözaltına alabilecek, istediği zaman silah dahil her türlü güç ve yetkiyi kullanabilecek onbinlerce POLİS'ten oluşan bir devlet yapısı...

Sistem bunun üzerine kurulmakta. Dünyanın sadece diktatörlükle yönetilen ülkelerinde görülebilen bu olağanüstü yetkilerde "demokrasiyi ve toplumsal düzeni korumak" adı altında bir hikayeye çevrilmiş durumda.

''İÇ GÜVENLİK PAKETİ'' yasa tasarısı bakın neler içeriyor;

1- Polis, savcı ve hakim kararı olmadan istediği kişiyi, eşyasını ve aracını arayabilecek
2- Polis, toplumsal olaylarda ''cebinde taş vardı'' bahanesiyle silah kullanabilecek
3- Polisin aldığı herhangi bir önleme karşı geldiğinizde polis sizi hemen gözaltına alabilecek
4- Polis toplumsal olaylarda (diyelim ki mahelledeki parkınızı savunuyorsunuz) 3 gün süreyle çıkmayacak boyalı su kullanabilecek
5- Polis uygun gördüğü her kişiden parmak izi, el ayası ve damar izi alabilecek
6- Herkesin telefonu 48 saat süreyle hakim denetimi olmadan polis tarafından dinlenebilecek
7- Polis istediği kişiyi savcı ve hakime haber vermeden 48 saat gözaltında tutabilecek, 48 saatten sonrada tutmak isterse ancak o zaman savcıya bildirecek

Süper valiler;
8- Vali toplumsal olaylarda belediyenin araç gereçlerine el koyabilecek, belediye personeline emir verebilecek. Belediye yönetimi bunda direnirse, olaylar sırasında meydana gelecek tüm hasar ve ziyanlar belediye tarafından karşılanacak
9- Valinin ilan ettiği yasaklara uymayanlar 1 yıl hapis ile cezalandırılacak
10- Valinin emriyle herkes gözaltına alınabilecek

Ankara'da bir süper hakim;
11- Türkiye'de yapılacak tüm dinlemeler Ankara'da bir tek hakim tarafından denetlenecek ve karara bağlanacak
12- Kiralayacağınız araç ve gittiğiniz her yer emniyet tarafından anlık takip edilebilecek
13- Toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılmak katalog suçları kapsamına girecek. Bu durumda herkes tutuklanabilecek ve cezaevine gönderilecek
14- Yüzünü kısmen bile kapatıp gösteri ve toplantılara katılan 5 yıla kadar hapis cezası ile yargılanacak

Bunların yıllarca Kürt illerinde uygulanan OHAL yasalarından ne farkı var?

Şimdi bu uygulamalar tüm ülkeye yaygınlaştırılmaya çalışıyor.

Bir, "ben, bana karşı çıkan, bana itiraz eden" edebiyatı aldı başını sürüyor. Ben, ben, ben, ben....Başka bir şey yok cümlelerde.

Ortada iki gerçek var;
1- Bugün "iç güvenlik paketi"ne karşı çıkmak, aslında tek adam saltanatına karşı çıkmaktır.
2- Dün, tüm bu uygulamalar ve baskı politikaları bu ülkede "Kürt Sorunu"nu nasıl içinden çıkılmaz bir hale getirmiş ve arkasında onarılması zor acılar bırakmışsa, benzer uygulamaları tüm ülkeye yaygınlaştırmak benzer acıları artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Yapma hazret! Bu ülkeye, bu ülkenin insanına, bu topraklara yeni acılar taşıma.

Tarihteki yerin ancak 12 Eylül acılarına benzer bir şekilde anılır ve yazık olur.

twitter.com/bulentaslanhan