SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Ölümü güzellemek!!!

Yazının Giriş Tarihi: 29.07.2015 10:24

Her şey 400 ile başlıyor. Bulamayınca 400'ü "başkan olamayınca" ülkeyi karanlığa sürüklemekten kaçınmayanların hırslarını yaşar oluyoruz...

Bu hırs karşısında ne denilebilir ki?

Zaten kurulacak anlamlı bir cümlenin de ne önemi var? Hiçbir önemi yok.

Suruç'ta yanmış, parçalanmış bedenleri ile toprağa verilmiş gencecik insanlarımızın acısı yakalamışsa yüreklerimizi ne desek boş.

Geriye bu karmaşadan/katliamdan siyasi yarar bekleyen nasırlaşmış yüreklerin hamaseti ve politik hesapları, yeni bir seçim ortamı yaratma ve "başkan olma hevesleri" kalır ki biliyoruz bu hırs yeni acılarımızı kışkırtır.

Sanki bir filmi yeniden izler gibiyim. Sanki en başa dönmüş gibiyiz. Bir savaş filmi gibi.

Yeniden izlerken sadece çatışma mekânlarını ve kullanılan silahları hatırlamıyor gibiyim. Tıpkı tekrar izlenen filmlerde bazı sahnelerin dekorunun hatırlanmaması gibi.

Şimdi filmde yeni aktörler de var. Ellerinle büyüttükleri ve silahlandırdıkları-cesaretlendirdikleri İŞİD... Filmin yeni figüranları.

Savaşı harlarsanız, kışkırtırsanız sonuç hep aynı.

Acılar, ölümler, iyiler, kötüler, feryatlar, ağıtlar, yitirdiğimiz canlar, "gök ekini biçmiş gibi" kaybettiğimiz gençler.

Geriye bir yığın demeç, açıklama, hesaplı-kitaplı kurulmuş duygudan uzak cümleler.

Bir kez evlatlarımızı kaybetmeye başlayınca, bu hamaset cümleleri yüreği yanmış hangi ananın-babanın içini ferahlatır ki.

Karamsar cümleler kurmak, içimin kararmasından.

Akan kan duracak, yaşanan acılar bitecek diye umutlandığımız her an tekrar başa dönüyoruz gibi bir umutsuz-karışık duygu halindeyim.

Yüzüm çok az gülüyor bu günlerde. Çözüm umudunun büyüdüğü düşünürken, ruh halimi gevşetirken, yeniden şiddete ve silaha sarılanlara lanet okumak, yitirdiğimiz canlara içimiz yanarken, siyasilerin 1990 başlarındaki "konsepte" ve "açıklamalara" tekrar dönenmesi her şeyi anlamsızlaştırıyor.

Ben artık tüm açıklamaları Tansu Çiller-Mehmet Ağar-Doğan Güreş'ten dinlediğim gibi dinlerken... Benzer kelimeler ve benzer cümlelerle yapılan açıklamalarla süreç en başa sarılırken.... Ne diyeceğiz ki, ne yapacağız ki! Yapsak/söylesek ne yararı olacak ki? Siyaseti etkileyen bir güç yaratamazsak gerçekten ne faydası olacak ki?

Görünen o ki Tayyip Erdoğan kolayı seçti ve kılıçlarını çekti. Savaşı, kaosu tırmandıracak ve başkan olacak...

Yaklaşık 30 yıldır süren çatışma ortamını ve bu ülkede akan kanı durduracak "çok yönlü" çabalardan birisini daha politik hırsları ve başkanlık arzusuyla tüketmek üzere. Kaygılarımız arttı. Ülkemiz giderek bir savaş iklimine doğru sürükleniyor.

Bu iklimi hazırlayan, iyi niyetli olmayan siyasilerin, kötü bir dille sürdürdükleri bir kavgaya tanıklık ediyoruz hemen her gün.

Günlük hayatta temas ettiğimiz insanlar ve siyasi aktörler ilkel dürtülerle, sıkıntıyı hissetmeyen, günlük siyasi çıkarlardan ve cümlelerden beklenti oluşturmuş dürtülerle davranıyorlar.

Sorunun yakıcılığından uzak ezber cümlelerle sözde "fikir beyan ettiklerini/açıklama yaptıklarını" düşünüyorlar.

Uzatmayacağım... Ben şiddetin, çatışmaların, savaşın acısını iyi bilirim. Şiddetin hamasetini ise hiç bilmem.

92-95 yıllarında Siirt Devlet Hastanesinde, çatışmaların en yoğun döneminde, defalarca çatışma bölgesinden helikopterlerle sevk edilmiş askerlerimizin ilk müdahalelerini yaparken çokça bağırmışımdır "hadi, lütfen hadi biraz daha, lütfen biraz daha inat et, yaşamı yakala".

Ellerimde kimi gencecik çocuğumuz tekrar hayatı yakaladı.

Kimini ilk müdahale sonrası hızla Diyarbakır Askeri Hastanesine sevk ettik ve tıbbi sonucunu öğrenemedik bile.

Kimini ise, tüm çabamıza rağmen kaybettik.

Döndükten sonra, hayatımın o yıllarını, acılarını, ellerimde yaraları, gözlerinde umutları genç ölümleri unutmaya çalıştım. Bu nedenle barışı hep kutsadım. Hamaseti anlamadım. Hele "tuzu kuruların" hamasetine hep kulaklarımı tıkadım.

AKP'nin siyasetsizliği, dar görüşlülüğü ve savaş diline dönme isteği beni hiç şaşırtmıyor.

'Fuat Avni' günler öncesinden söylemişti yaşanacakları...

Anlamadığım bu savaş kışkırtmalarına kapılarak sosyal medya başta olmak üzere günlük yaşamımızda kışkırtmalara kapılanların ruh halleri ve cümleleri.

Savaşa karşı inatla barış diyorsak.

Korktuğumdan ya da bu ülkeyi, insanlarımızı, gençlerimizi sizden daha az sevdiğimden falan değil. Eğer bir hüner olacaksa, hünerin ölmekte değil yaşamak ve yaşatmakta olduğunu hissetmemden.

Sonuçta ben bir insanım/hekimim ölümü değil yaşama / yaşamı güzellerim.

@bulentaslanhan