SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Nereye gideriz?

Yazının Giriş Tarihi: 28.06.2015 04:06

Sanırım birilerinin canı sıkılsa da hatta büyük üzüntü duymuş olsa da merakla beklenen sonuç gerçekleşti ve HDP barajı aştı.

Oysa HDP barajı aşamasa her şey çok kolay olacaktı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a "Türk usülü başkanlık" yolu açılacak, hızla yeni AKP hükümeti kurulacak ve sonra "nerede kalmıştık, yola devam" senaryoları filme çekilecekti.

HDP barajı aşınca "film koptu"! İyi de oldu.

Bu tablodan gerek AKP gerekse de bir kısım "sözde" CHP'linin mutsuzluğunu bir kenara bırakırsak sanırım en mutsuz olarak MHP'nin pozisyonu akla gelmektedir.

MHP'nin durumu gerçekten zor.

Bir yandan HDP'nin barajı aşmasının yarattığı siyasal ortam ve Meclis aritmetiği nedeniyle "topa girecek" cümleler kurmak gibi bir rol yakaladı, diğer yandan bu "topa girme" hadisesinin tek nedeninin HDP'nin barajı aşması gerçeğinin mahcubiyetini hiç yaşamayacak bir pozisyona çekildi. Zor valla durumları. Ama onlar alışkandır bu tür tablolara dert etmeyelim geçelim.

Seçimden hemen sonra en çok sorulan soru "HDP barajı nereden gelen oylarla aştı?" olmuştu. Şimdi bu soru gerilerde kaldı, bugünlerde en çok sorulan soru "hükümet nasıl kurulacak, koalisyonda kimler olacak?"

İkinci soruya geçmeden birincisine ilişkin iki satır düşüncemi paylaşmak isterim.

Bu soru CHP içindeki bazı "ulusalcı milliyetçiler"in üzerinde büyük fırtınalar koparttıkları ve kendilerini CHP'nin "ev sahibi" olarak görüp kendilerinden gayrısına "kapıyı gösterdikleri" için de kritik bir soru aslında. Siyasetin ihtiyaçlarından ve siyasal hat yürütmekten ne kadar uzak olduklarının da bir itirafı aslında.

Aslında bu soru öyle yoruma çok açık bir soru değil. Seçim sonuçlarına nereden baktığınız ve yorumladığınızla ilgili.

Kürt siyasetinin daha önce aldığı oyları bir kenara bırakın ve Selahattin Demirtaş'ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki oyunu dikkate alın yeter.

Çünkü Selahattin Demirtaş o seçimde 3 milyon 958 bin oy almıştı. Bilinen nedenlerle hemen bütün sosyalistler, hatta sola açık sosyal demokratlar Demirtaş'a oy vermişti. Bu oylarda CHP-MHP adayının bugün MHP milletvekili olan Ekmeleddin Hoca'nın rolü de şüphesiz büyüktür!

HDP, 2015 seçimlerinde ise 6 milyon 56 bin oy aldı. Yani fark 2 milyon 99 bin. Bir başka hesapla, yaklaşık yüzde 4 oranında oyunu arttırmış.

Eğer solun, Cumhurbaşkanlığında Demirtaş'ın hanesine yazılan oylarının ötesinde böyle bir sandık gücü olduğunu iddia eden yoksa - ki ben iddia edemem - ve CHP'nin oyları bir önceki seçime göre yerinde saymışsa - ki CHP oyları düşmemiştir - artışın neredeyse tamamına yakınının Kürt seçmenden sağlandığını söyleyebiliriz.

Bu durum bizi iki sonuca götürür.

Birincisi, kendi gerçeğinden koparak HDP'ye verilen desteği abartanların, ikincisi ise hemen bütün illerden oy almayı başardığı için HDP'nin bir Türkiye partisi haline geldiği söyleyenlerin iddialarının pek de dayanaklı olmadığıdır.

Çünkü HDP, her nerede yaşıyorsa yaşasın Kürtler'i AKP'den kopartmış, üstüne sol/sosyalist/sosyal demokratlardan abartılmayacak düzeyde bir oy almış ve barajı böyle geçmiştir.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde zaten Demirtaş'a oy veren ve bunun üstüne biraz daha ekleyen sol/sosyalist/sosyal demokrat oyları elbette küçümsemiyorum ancak bunu fazla da abartmak doğru olmaz. Doğru bir siyaset okuması da olmaz.

Gelelim bugünlerde en çok sorulan ikinci soruya...

7 Haziran seçimlerinde hangi partiye oy vermiş olursak olalım, şu yakıcı soruyu hepimiz soruyoruz; AKP-CHP koalisyonu mu, AKP-MHP koalisyonu mu?

Ne olacak? Nasıl olacak? Hangisine "eyvallah" deriz?

İkisine dair de, pek çok olasılıktan söz etmek mümkün.

İkisinin de artıları, eksileri olacak. Birileri gülerken birileri ağlayacak.

İktidarda olmak isteği birilerinin elbette iştahını kabartacak. Ya da ne bileyim "bu dönem beklersem önümüzdeki seçim kesin tek başıma iktidarım" umutları birilerinin umutlarını köpürtecek. Buna şüphe yok.

Başlangıçta çok güçlü bir şekilde AKP-MHP koalisyonu görünüyordu. Bu ürpertici bir duygu oluşturdu. Bunun diğer adı kamuoyunda "savaş hükümeti" gibi algılanan bir koalisyon olmanın ötesine geçemedi.

Böyle bir koalisyonla, Kürt sorununun içinden çıkılamaz bir hale geleceği en büyük endişeyi yarattı. Tekrar güvenlikçi politikalar, tekrar dilini, kendini, kimliğini yok sayma halleri, tekrar köy yakmalar, çatışmalar, hapishaneleri doldurmalar, baskılar akla geldi.

Bu bir tür "filmi en başa sarma hali" olacak ki ürpermekte son derece haklı nedenler tekrar açığa çıkacaktı.

Suriye'ye doğrudan müdahale de aynı derecede gündeme gelecek ve ülkemizde savaş çığlıkları yeniden duyulacaktı. Bu durum için tek cümle kurulabilir sanırım. "Yeni Osmanlıcı", "cihatçı", "yedi düvele" ve "üç kıtaya" egemen bir devletin özlemiyle yanıp tutuşan, milliyetçi-muhafazakâr bir koalisyon.

Kana doymuş bu topraklarının ihtiyacı bu mu?

Hiç sanmıyorum.

Peki, nasıl olacak?

Siyaset aklımı ve Meclis aritmetiğini bir kenara bırakırsak "siyasal duygularım" bende şöyle bir tercih yaratıyor, tamamen duygusal yani...

- CHP- HDP hükümeti (sayısal olarak siyasal güç buna yetmedi biliyorum ama dedim ya bir duygu bu)

- CHP-MHP hükümetine HDP'nin dışardan desteği (Bu mümkün ama MHP nedeniyle çok zor farkındayım)

- AKP-CHP hükümeti (şimdilerdeki en güçlü senaryo ancak benim duygumda üçüncü sırada)

- AKP-MHP hükümeti (işte felaket!)

Anladığım ve beklediğim tek şey var; bu ülke kısa dönemde Tayyip Erdoğan, Hakan Fidan, Yalçın Akdoğan, Efkan Ala yıkıcılığından kurtulacak ya da onları "frenleyecek" bir ortam yaratamaz ise karanlık ve savaş-şiddet ortamı ne yazık ki hepimizi yakacaktır.

ÖZEL BİR BAŞLIK OLARAK MECLİS BAŞKANLIĞI

Meclis Başkanı kim olur tartışması sanırım koalisyonun nasıl kurulacağına ilişkin bir ön mesaj vereceği nedeniyle çok önemseniyor.

Bunun dışında "operasyonel" bir anlamı olmadığı açık. Ancak siyasetin "seviyesi, samimiyeti ve realitesi" açısından Ekmeleddin Hoca'nın durumu tam bir trajedi.

Şöyle ki;

Meclis Başkanlığı seçimleri için ziyaretler başladı ya MHP'nin Meclis Başkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu'nun, Pazartesi günü AKP ve CHP'yi ziyaret edeceği öğrenildi.

İhsanoğlu'nun, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "yok sayıyoruz" dediği HDP'den ise randevu talep etmediği ve gitmeyeceği öğrenildi bu arada. Genel Başkanının açıklamasına uyumlu davranıyor yani Ekmel Hoca.

Bu durumda muhtemelen HDP'nin Meclis Başkanı adayı Dengir Mir Mehmet Fırat'ın da, MHP'ye ziyarette bulunmayacağı öngörülebilir.

Cumhurbaşkanı seçiminde hani İhsanoğlu "kimlikler arası bir barış ve hoşgörü elçisiydi" ya, en azından bunu sık sık söylüyordu.

Ne oldu şimdi? Eeee nezaket nerde kaldı? Ekmel Hoca hani çok nezaketli ve hoşgörülü idi hani!

Yalandan bile olsa 7 dakikalık görüşmeyi yapamadan nasıl nezaketli olunacak?

Şimdi bunun adı güncel siyaset olacak ve Cumhurbaşkanı seçimi ayrı bu mesele ayrı durumu mu olacak?

Nasıl olacak?

Bir kez daha anlıyoruz ki, yok yok yahu biz bu işleri anlayamıyoruz!!!

Tıpkı düne kadar "cemaat hayranı olup", şimdilerde CHP'den milletvekili olarak kişisel ikbal arayan ve ön seçimde gram onay görmeyen kimi köşe yazarlarının bugünlerde köşesinde barajı geçen HDP'nin ülkede yarattığı rahatlamayı hissetmeyen bir siyasal hırs içerisinde, HDP'ye oy veren solcuların "sürek avına çıkmasını" anlamadığımız gibi...

Bu durum "siyasal kurnazlık" değilse eğer olsa olsa "siyasal akılsızlıktır" ama bu da ayrı mesele...

"Ulusal milliyetçilik" insanın aklını bu kadar küçültür mü?

Oluyormuş.

Bugünlerde daha çok görür olduk...

twitter.com/bulentaslanhan