SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Mudanya'nın çivileri!

Yazının Giriş Tarihi: 19.04.2014 04:00

Bu aralar inanılmaz bir tembellik var üzerimde. Bırakın iki satır bir şeylar yazmayı, çoğu zaman okumaya bile üşenir oldum.

Zaten yazı yazmak da benim üzerime vazife değil. Memleketin hatırı sayılır sayıda medya kuruluşu ve yazarı, çizeri, gazetecisi mevcutken, diğer yandan bizler bir yerlerde iki satır kelam edince kızgınlık ifade eden, hiç niyetimiz olmadığı halde "çakma gazeteciler" taaruzu ile suçlayan, küsen, gönül koyan, mesleki hassasiyet gösteren bir topluluk da oluşmuşken belki de bize yazmak düşmez. Hatta durum bu ise bize cümle kurmak bile düşmez.

Ancak ne yazık ki, bize gönül koyan bu arkadaşlarımız "medya patronu- reklam -belediye ilanları ve ayakta kalma çabası" gibi bir kıskaca girince ya kalemlerini kontrol etmek zorunda kalıyorlar ya da kalemler kontrol edilemezse bu sefer de yazılar "yazı işlerinden" geri dönüyor. 

"Yazı işlerinin" gerekçesi ise hayli anlaşılır bir durum aslında; "Belediyelerden önemli oranda reklam alıyoruz, canlarını sıkarsak bu ilanlar kesilir ve ücretleri ödemekte bile zorlanırız".

Bence bu kıskaç da çok anlaşılır bir hal. Sonuçta ben dahil birçoğumuz "eve ekmek götürmek" telaşındayız. Hayatın her alanında ve anlamında değişik "kıskaçları" hepimiz yaşıyoruz yani.

Şimdi arkadaşlar yazmakta zorlanacaktır diye bu satırları tuşlamaya başladım. Kim bilir belki de yazarak beni mahcup ederler. Çok umutlu da değilim açıkçası.

Baksanıza, yazdığı gazete rahatlığıyla bu "kıskaçtan" en uzak olabilecekler arasında düşündüğümüz Yüksel Baysal dostumuz bile son yazılarında epey bir Recep Altepe "güzellemesi" yapar oldu.

Şimdi denilebilir ki; "kardeşim seçim bitmiş, Recep Tayyip Erdoğan yüzde 45, Recep Altepe yüzde 48-49 işte her neyse artık oran, sonuçla seçimi kazanmış, sen hala hangi davanın peşindesin? Ne eleştirisi bu? Neye itiraz? Halk kararını böyle vermiş zaten, senin derdin ne?"

Peşinen söylemeliyim; Recep Tayyip Erdoğan yüzde 90 oy almış olsa bile, benim vicdanımda bakanların, bakan çocuklarının haksız kazançları ve aldıkları rüşvetler, kollara takılan 700 bin TL'lik saatler, Bilal Erdoğan'ın sözde vakfına bağışlanan 20 milyarlık arsalar, Sümeyye Erdoğan'ın derneğine Sevdatepe imar iznine karşılık yatırılan 100 milyon dolarlar, kendi ülkesine ve askerine yine kendisi füze atarak Suriye ile savaş çıkartmayı planlayanlar, Egemen Bağış'ın bu toplumla geçtiği dalgalar ve aldığı çikolata kutuları içindeki paralar, ayakkabı kutular vs vs aklanmadı, aklanamadı.

Yine, Recep Altepe yüzde 90 oy almış bile olsa, başta Doğanbey ile başlayan ve 'Kent suçları; Hepiniz suçlusunuz, hepimiz suçluyuz!' başlıklı yazımda paylaşmaya çalıştığım kent suçları ve Recep Altepe'nin başarısız kent yönetimi aklanmadı, aklanamadı.

Bu nedenle eleştirme, itiraz etme ve itiraz etmeye çağrıda bulunma hakkımı kendimde görüyorum. Mesele maalesef sadece oy alma meselesi değil siyasal, ticari, kentsel vicdan meselesidir diğer tarafından. Bu nedenle sandık maalesef her şeyi ama her şeyi aklamaz. 

Ayrıca yine peşinen söylemeliyim ki tüm bu yaşananlara rağmen Recep Tayyip Erdoğan ve Recep Altepe'ye oy veren insanlara da hiç bir kızgınlığım, hürmetsizliğim, saygısızlığım yoktur. Sonuçta seçim dediğimiz hadise "tarihsel, sosyal, kültürel, ekonomik şartların zaruri neticesidir" aynı zamanda.

Gerekli olan anlamaya çalışmaktır. Değiştirmek için anlamaya çalışıyoruz zaten.

Yine çok sözü edildi diye söylüyorum; Kozağaçlı Köyü'nde kiraz ağaçlarına kıyılıp da termik santrali yapılmaya teşebbüs edildiğinde, yine orada yaşayan yurttaşlarımızın yanında kentine, doğasına, ağacına, çevresine sahip çıkacak aydınlık yürekli insanlar olacaktır. Hem de AKP'ye neden oy verdiklerini hiç önemsemeden.

Neyse her zamanki gibi laf uzadı. Recep Altepe ve Mudanya'nın çivileri meselesine gelemedik bir türlü.

Malum 30 Mart'ta bir yerel seçim değil daha çok genel seçim hatta bir "referandum" yaşamış olduk. Şimdi bizim Recep Altepe seçim öncesini biraz sessiz geçirdi. Önceleri biraz tedirgindi. Malum 17 Aralık ile başlayan rüşvet-yolsuzluk operasyonlarının genişletileceği konuşuluyordu hemen her ortamda.

Bu operasyonların Bursa ayağında Büyükşehir Belediyesi'ne ait "beş kritik dosyanın" soruşturma geçireceğini sağır sultan bile duymuştu o günlerde.

Neyse ki Recep Tayyip Erdoğan sürece müdahale ederek hem soruşturmaları yürüten savcıları hem de polisleri "darmadağın ederek" tedbirlerini aldı ve soruşturmaların önünü kesmiş oldu. Böylece Recep Altepe biraz rahatlayarak ilçe ziyaretlerini arttırdı.

Bu ziyaretlerinde özetle ne söyledi; "artık bütünşehiriz, bize oy verirseniz hizmet gelir, vermezseniz siz bilirsiniz!". Belki tam bu cümlelerle söylemedi ama nihayetinde söylediği bu idi. 

Yani aslında bir tür hizmet tehdidi, siyasi şantaj yaptı. Yüksel Baysal'ın değerlendirmeleri ve sayılarına bakarsak bu yöntem hayli başarılı da oldu. Hatta öyle başarılı oldu ki ,çevresel tahribat kıyımı ve tehdidini en çok yaşayan Kozağaçlı'dan bile çok ciddi oylar aldı.

Buraya kadar tamam, sorun yok yani.

Nilüfer'den zaten umutları yoktu ama bir de bu baskıyı Mudanya kabul etmemiş olsaydı iyi olacaktı. Ancak Mudanya'yı AKP kaybetti, CHP kazandı. Buraya kadar da tamam, çok büyük sorun yok, nihayetinde diğer yerler bir şekliyle kazanıldı.

Şimdi anlaşılamayan nokta şurası kaldı.

Neresi mi?

Mudanya AKP Başkan Adayı ve Meclis Üyelerinin Recep Altepe'ye hayırlı olsun ziyareti sırasında Recep Altepe tarafından kurulan cümleler anlaşılamadı.

Mealen demiş ki Recep Altepe; "siz kafanızı takmayın, canınızı da sıkmayın, Büyükşehir Belediyesi olmadan bunlar Mudanya'ya çivi bile çakamazlar. Her tür izin ve yatırım bizden geçer. Biz olmaz dedikten sonra bunlar kim ki? Nereyi yöneteceklermiş, nasıl yöneteceklermiş? Daha belediye bütçesini görmediler bile, bizimkiler onlara öyle bir borç bıraktı ki (bu arada sanırım 40 milyar TL) , borç ödemekten başka hiçbir şey yapamazlar. Görelim bakalım ne yapabilecekler biz burdayken? Çivi bile çakamazlar, çivi bile sökemezler".

Tam bu cümlelerle olmasa bile böyle, bu ahvelde bir şey buyurmuş.

Bir de eklemiş; "zaten ilçe belediyesi dediğin nedir ki? Park yapar, bir de para bulursa pazar yeri. Kalan her yer ve her şey bizden sorulur". Tam bu cümlelerle değilse bile inanın böyle söylemiş.

Kısacası; "ben kent yöneticisi değilim, buraların ağasıyım" demiş bulunmuş tam bu kelimelerle olmasa da.

Şimdi nereden baktığınıza bağlı tabii. Bir yerden bakınca, böyle Başbakan'a böyle belediye başkanı olmuş mu? Olmuş valla...Yakışmış.

Mudanya halkının iradesinin ne değeri var ben durumu "çiviye bağlar çıkarım işin içinden" demiş. Olmuş mu? Olmuş. Yakışmış yani...

Yakışmış da, başka bir yerden bakınca soru şimdi şu; Mudanya halkının tercihinin ve iradesinin bir değeri yoksa niye burada seçim yaptınız birader? Kaybedersek eğer, park ve pazaryeri gibi bir kum havuzu yapalım orada oynasınlar diye mi? Değil herhalde.

Sonra, "ben Mudanya'ya çivi bile çaktırtmam lafı ne?" böyle.

Sonuçta Büyükşehir bütçesinde Mudanya'da yaşayan yurttaşların payı yok mu?

Belediye şirket, sen de bu şirketin patronu musun? Ya da belediye çiftlik, sen de bu çifliğin ağası mısın?

Bu tepedencilik, bu nobranlık, bu yurttaş iradesine hürmetsizlik bu kibir ne böyle?

Hiçbir şey olmasa bile, son iki yılda Büyükşehir Belediye bütçesinden harcadığın, hem de sağa-sola, bilbordlara, gazetelere, TV yayınlarına kendi resmini ve reklamlarını koymak için harcadığın 35 trilyondan Mudanya'da yaşayan yurttaşların payını Mudanya için yatırıma çevirmeyecek misin?

Hadi saygıyı, hürmeti, tercihi geçtik. İnsanların kamusal haklarına bile "hiç" mi edeceksin?

Aslında hepimiz biliyoruz ki Mudanya Bursa için çok değerli.

Bir diğer gerçeklik de, Mudanya "çivi çakılmaya değil, çivi sökülmeye ihtiyaç duyuyor".

AKP belediyeciliğinin "rant-kent" zihniyeti Mudanya'yı tahrip etmiş durumda. Zeytinlikler ve bahçeler sökülmüş, her yer bina-her yer beton anlayışı almış başını gitmiş.

Mudanya'nın rant dışı bir "ruha" gerçekten çok ihtiyacı var.

Bu "ruh" Mudanya tarafından seçildi.

Şimdi seçilenler başta Myleria Antik Kenti üzerine yapılan AVM'den başlamak üzere "çivi sökmeye" başlayacaktır diye umut ediyoruz.

Makam odasının çivileri zaten sökülmüş oldu. Makam aracının çivileri yurttaşlara verildi. 

Bu "ruh" devam ederse Mudanya yeni bir Dikili olursa; tepeyi aşıp Mudanya'ya inerken şu tabela bizi karşılayabilir : "Mudanya'ya inerken demokrasiyi göreceksin, sakın şaşırma" .

Mesele biraz da "Recep Altepe'nin çivileri"nin bundan korkusu sanırım.

Halk isterse "çivi de çakılır", "çivi de sökülür". Biz bunu Haziran'da Gezi Direnişi'nde gördük, yine görürüz.

SON SÖZ YERİNE