SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Mısır'ın iki yüzü ya da Türkiye'de ikiyüzlülük!

Yazının Giriş Tarihi: 21.07.2013 03:44

Hepimiz izliyoruz, küçümseme, çarpıtma, yalana boğma ile toplumun başkaldırısının nasıl hafifletilmeye çalışıldığını. İlk günlerdeki "inanç istismarı"nın-camiye ayakkabı ile girdiler, içki içtiler, başörtülülere saldırdılar, afedersiniz ama parka idrarlarını yaptılar yalanlarının-yerini bugünlerde bir de "dış politika sığınmaları" aldı.

Mısır'daki gelişmeler AKP'ye ve AKP politikası savunucularına yeni bir malzeme çıkarttı. Özeti; "Geziyi bırak, Mısır'daki darbeye bak" diye formüle edilen cümlelerin yine bir tek hedefi var aslında; sokaklardaki AKP karşıtı muhalefeti değersizleştirmek.

Sahi Mısır'da neler oluyor da Recep Tayyip Erdoğan bu kadar endişe duyuyor ve kendi ülkesinde dikta rejimlerini aratmayacak bir sertlikte muhalefetini gaza, kimyasal suya ve copa boğarken, Mısır'da demokrasi meraklısı kesilebiliyor.

Nedir bu çifte standart. Neden bu ikiyüzlülük ve takiye? Bunları anlayabilmemiz için biraz, "Mısır, AKP, ABD ve Orta-Doğu" okumalarına ihtiyacımız var. Birçok kaynaktan okumaya çalıştım. Birgün'de İbrahim Varlı'nın makelelerini şiddetle öneririm. Sadeleştirirsek durum şu aslında:

MISIR VE AKP

Ülkemizde yaşananlar ile Mısır'da yaşananların farklılıkları yanında ciddi benzerlikleri de var aslında. Bu nedenle Mursi ile Recep Tayyip Erdoğan'ın benzerlikleri de epey fazla.

Sondan başlayarak kaba bir Mısır değerlendirmesi yaparsak, durumu anlamaya çalışabiliriz, "büyük fotoğraf" şöyle aslında.

1- Mısır diken üstünde. Sadece Mısır değil, aslında Tunus ve Libya da kabarmaya başladı. Yeni emperyalist dizaynın gereği olarak ABD onayıyla Arap coğrafyasında işbaşına getirilen "ılımlı İslamcılar"ın iktidarları sarsılıyor. Arkalarına aldıkları küresel destekle Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da istedikleri gibi at koşturacaklarını varsayan "siyasal İslamcılar"ın yaldızları dökülmeye başlıyor.

2- Müslüman Kardeşler'in (İhvan-ı Müslim) iktidarının birinci yılında sokağa çıkan milyonlarca Mısırlı yaşanan gerçekliği gözler önüne serdi. İhvan iktidarı; yolsuzluk, muhafazakarlaşma, otoriterizm, neoliberal sömürü ve ötekileştirme demekti. Mursi, bir yıl önce, yolsuzluk sarmalına dolanmış ve ekonomik olarak yıpranmış bir ülkeyi miras aldığında, yalnızca 100 gün içinde Mısır'ı 'düzelteceği' sözünü vermişti. Verdiği sözleri yerine getirmek bir yana ülkeyi daha fazla bataklığa sürükledi. Elbette ki din kardeşleri Selefilerin desteği ve ittifakıyla.

3- Tüm enerjilerini devleti ve toplumu "muhafazakarlaştırmak-İslamlaştırmak" ve ele geçirmek için harcayan Müslüman Kardeşler, anayasa referandumuyla kimsenin denetleyemeyeceği olağanüstü yetkilerle donattılar iktidarlarını. Yargıyı, polisi, medyayı kuşattılar. Bu kuşatmanın etkisiyle Mursi mutlak kudrete sahip oldukları yanılgısına kapıldı. Güç zehirlenmesi yaşadılar. Yaşadıkları güç zehirlenmesinin etkisiyle sarsılmaz olduklarını sandılar. Seçim sandığından elde ettikleri desteği kısa sürede mutlak bir güce tahvil etmeye kalkıştılar. Bu yanılgı onları adım adım otoriterizme götürdü, ülkeyi ise felakete sürükledi.

4- Güç zehirlenmesinin en belirgin örneği aralık ayındaki referandumda görüldü. Toplumsal tabanına güvenerek otoriter bir yola saptılar. Tahrir'de imza kampanyaları ile muhalefet başlayınca, Mursi, şark kurnazlığıyla yalan ve hileleriyle Tahrir'i karalama telaşına düştü. Protestoları gölgede bırakma amacıyla kanal kanal dolaştı: "Birbiri ardına komplolarla karşı karşıya kalıyorum, devrilen rejimin eski işbirlikçileri devletin çökmesi için planlar yapıyor" dedi.

5- Ne kadar da tanıdık değil mi? Recep Tayyip Erdoğan'ın Kahire'deki vücut bulmuş hali gibi. Tahrir ısınınca, görülmemiş bir refleksle "taraftarlarından oluşan kitleyi" sokağa döküp güç gösterisinde bulundu. Ne var ki korku duvarları aşılmıştı bir kez, taktiği işe yaramadı. Milyonlar Tahrir'e aktı. Mursi bildik bir şey yaptı, muhalefeti gözden düşürme yoluna gitti, sokaktakileri eski kalıntılar, Mübarekçiler, Siyonistlerin adamları olmakla itham etti.

6- Mısır'da, ötekileştirilenlerin, solcuların, liberallerin, Hristiyanların ve laik cephenin isyan bayrağını çekmesi birikmiş öfkenin yansıması yeni bir ortam yarattı ve Mursi'nin Savunma Bakanı yaptığı General Sisi darbe ile yönetime el koydu. Sokakların öfkesi ABD yanlısı bir darbe ile kontrol altına alındı. Öfkenin nereye evrileceğini kestirmek güç.

7- İhvan kuşağı sarsılıyor. Model olarak pazarlanan Erdoğan'lı AKP'nin karizmasını nasıl "Gezi Direnişi" çizdiyse, Tahrir de alanlara inen Mısırlılar da Mursi'nin Hürriyet ve Adalet Partisi'nin karizmasını yerle bir etti.

AKP VE SAMİMİYET...

Mübarek'in ABD destekli bir darbe ile devrilerek yerine ABD destekli "ılımlı İslamcı" Mursi'nin iktidar yapılması ve karşılaştığı toplumsal muhalefetin kontrol altına alınması için bu kez ABD destekli bir darbeyle iktidarın dönüştürülmesi AKP'nin "darbe karşıtlığı-demokrasi sevdalısı" söylemlerini birden arttırdı.

Sizce AKP samimi ve inandırıcı mı? Bence hiç değil.

Neden mi? Ortada ciddi bir ikiyüzlülük var da ondan.

Neden mi?

1- İstanbul'un göbeğinde beş yıldızlı otellerde eli kanlı Suriyeli figüran muhalifleri toplayacaksınız, onlara kırmızı halılı zirveler yaptıracaksınız, sonra da Mısır'ın iç işlerine karışıyorlar diye feryat figan edeceksiniz.

2- Sandık iradesine darbe diyeceksiniz, demokrasi havarisi kesileceksiniz. Sonra da üç yılı aşkın bir süredir her türlü kirli senaryoyu devreye soktuğunuz Suriye'de askeri sivil darbeler tezgahlayacaksınız. Sandıkla gelen sandıkla gider diyeceksiniz, Şam rejimine her fırsatta dış müdahale isteyeceksiniz.

3- Ülkelerin iç işlerine karışılmasın diyeceksiniz, Irak'ta mezhep çatışmalarını körükleyeceksiniz, cinayetle suçlanan Tarık El Haşimi gibi politikacıları devlet korumasında ağırlayacaksınız.

4- Dış güçler ellerini çeksin diyeceksiniz "uluslararası çeteleri" destekleyecek, büyütecek "ılımlı İslam kuşağı" için Ortadoğu'ya salacaksınız. Müdahalelere hayır diyeceksiniz, Libya'ya yönelik emperyalist saldırıya lojistik destek sağlayacaksınız.

5- Halkların iradesine saygı isteyeceksiniz, emperyalist güç odaklarıyla birlikte İran'ın başına üşüşeceksiniz. Bir tarafta eli kanlı diktatör diyeceksiniz, diğer tarafta diktatörlüğü uluslararası hukukça tanınmış, üçüncü bir ülkeye gitmesi halinde tutuklanacak olan Darfur kasabı Ömer El Beşir'e Ankara'da şeref defterini imzalatacaksınız.

6- AKP'nin dış politikası, siyasal tutarsızlığının, ideolojik savrulmuşluğunun ve de ikiyüzlülüğünün bir özeti aslında. On yılı aşkın bir süredir şark kurnazlığı ile bir şekilde yürütüyorlardı işlerini.

Ancak doğal sınırlarına ulaştılar. Anlaşılan o ki ikiyüzlülükleri ne bu topraklarda ne de liberal Batı pazarında alıcı bulabiliyor. Hırçınlıklarının, saldırganlıklarının nedeni de bu aslında. Artık satamıyorlar, alıcı bulamıyorlar.

Bakın size bir ikiyüzlülük örneği daha.

Başbakan Erdoğan tatilini yarıda keserek geldiği İstanbul'da "Mısır'ın iç işlerine karışıyorlar" dediği gün, konuşma yaptığı otelin birkaç kilometre ötesinde işbirlikçi Suriyeli muhalefeti "İç savaşı nasıl daha fazla tırmandırabiliriz, Şam'ı nasıl düşürürüz?" diye ince hesaplar yapıyordu.

Mursi farklı mı peki?

Bugünlerde ABD destekli ordunun müdahalesiyle alaşağı edilmenin sancısını yaşayan Mursi, Eylül ayında AKP'nin "hedef 2023" sloganıyla düzenlediği dördüncü büyük kongresinde onur konuğu olarak konuşurken de, Tahran'da Bağlantısızlar Hareketi'nin zirvesine katılırken de arsızca Suriye'ye müdahale çağrısında bulunuyordu. "Meşruiyetini kaybetmiş zalim rejime karşı halkın yanında olmak ahlaki bir görevdir. Bu, politik ve stratejik bir zorunluluktur. Hepimiz, Suriye'de özgürlük ve adalet için verilen mücadeleye tam destek olmalıyız" diyordu.

Aradan çok değil 6 ay geçti, Suriye'de fethe çıkarken kendi koltuğundan oldu.

Tutarsızlık Müslüman Kardeşler geleneğinin tümünde var. Mısır'dan Gazze'ye, Tunus'tan Türkiye'ye kadar İhvan zihniyetinin işbaşında olduğu tüm ülkelerde bu tutarsızlıkları görmek mümkün. Bir dedikleri ötekisini tutmuyor. Yıllardır Ortadoğu'nun yeni dizaynı için ABD, Neoconlar ve liberal Batı'yla omuz omuza verenler, bugün bu güçlerin Mısır'a yönelik müdahalesinde şikayet edebiliyorlar. Aynı müdahaleyle işbaşına geldikleri halde!

Tahrir ve Gezi Direnişi yüzlerindeki maskeleri düşürdü. Kısa sürdü riyakarlıkları. Demokrasi, özgürlük söylemlerinin birer aldatmacadan ibaret olduğu görüldü. İşbaşına gelene kadar nasıl da uysal birer demokrat, iktidarlarını tesis ettiklerinde ise nasıl da birer despot oldukları anlaşıldı. Maskeleri düşürmeye devam! Bu daha başlangıç, mücadeleye devam.