SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Kılıçdaroğlu haklı!

Yazının Giriş Tarihi: 17.05.2013 06:35

Gezi öncesi "kaynayan Suriye kazanının" altı da böylece harlanmış oldu.

Geziyi tüm medya kanallarımız "özel programlar" marifetiyle pazarladılar.

Türkiye-ABD dostluğunun ve "işbirliğinin" ne kadar önemli olduğunu ve stratejik ortaklıkların ülkemize ne kadar "geniş ufuklar açtığını", Reyhanlı'da patlayan bombalar ve kaybettiğimiz canlarla bir kez daha ortaya çıkan, batmakta olan "stratejik derinliklerin" önemini hepimize yeniden hatırlattılar.

Obama ve Başbakan Erdoğan'ın basın toplantısını canlı izledim. Üzerine sayfalar dolusu değerlendirmeler yapılabilir. Zaten hemen her medya kanalında bu "işbirliği stratejilerini" çok iyi bildiğini iddia eden yorumculardan bu değerlendirmeleri dinledik.

Ben de uyandırdığı tek duygu ise; "başkalarının mutsuzluğu üzerinden mutluluk arayan" acımasız açıklamalar oldu. Burada Irak ve Libya'dan sonra Suriye'nin de nasıl emperyal planlamalarla yağmalanacağını tartışmak değil niyetim. Bunları biliyoruz.

Ya da Suriye'de yaratılan karmaşa ve akan kanın nasıl "petrol sermayesi" kasalarını dolduracağını tartışmakta değil niyetim. Bunları da biliyoruz.

Reyhanlı bombaları, ABD ziyareti akışına bir haberler serisi daha eklendi.

Avrupa Parlamentosu (AP) sosyalist kanadında sözde Kılıçdaroğlu'nun "madara edilmesi" haberleri akmaya başladı aynı anda ekranlardan.

Neymiş efendim, AP'de bulunan Karma Parlamento Komisyonu üyesi sosyalist partiler Kılıçdaroğlu'nun Tayyip Erdoğan ve Esad'ın baskıcı yanlarını benzetmesine ve ifade etmesine çok kızmışlar ve bu nedenle Kılıçdaroğlu ile görüşmelerini iptal etmişler.

Neymiş efendim, bu Avrupalı sosyalistler CHP'yi yeteri kadar sol bulmuyorlarmış ve Türkiye'nin sol bir partiye ihtiyacı varmış.

Bakar mısınız şu duruma. Sanırsınız ülkemizdeki muhalefet eksikliği Avrupa sosyalist partilerinin önemli bir tartışma başlığı.

Birden ekranlar AKP'li siyasetçilerle doldu. Başta Bekir Bozdağ olmak üzere bir çoğu, "CHP'ye sol parti bile denilemeyeceğine" dair demeçlerini sıralamaya başladılar. Sanki güçlü bir sol parti arzu ederlermiş edalarıyla.

Sonra birden Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkanı Hannes Swoboda: "CHP'nin geçmişte kendi fikirlerini öne sürmemesi söz konusu oldu, anayasa ile ilgili, Kürt sorunu ile ilgili pek çok konuda fikirler üretmedi. Türkiye'nin ciddi ve güçlü bir muhalefet partisine ihtiyacı var, her ülkenin böyle bir partiye ihtiyacı var. CHP'nin güçlü bir muhalefet olmasını istiyoruz. Bu bizim tartışacağımız konu olacaktı. Belki de bu tartışmalara devam edebiliriz ilerleyen zamanlarda. Ancak benim tartışma için belirli standartlarım ve seviyelerim var" diye bir demeç patlattı.

CHP'nin başta Kürt sorununda yeni döneme ilişkin "çekinik tutumu", emek dünyasına uzaklığı vb konularda bir çok eksikliğini tartışmamız mümkün elbette.

Hatta CHP içinde kendisini hala "devletin sahibi sanan", AKP'nin artık devlet olduğunu anlayamayan ve hatta işi daha da ileri götürüp kırk yılın çaptan düşmüş sağcı siyasetçileri ile "milli parlamentolar kurarak" siyasi şizofreni yaşayanları da eleştirilebiliriz.

Diğer yandan "halkçı bir CHP" çizgisine ısrarla itiraz ederek, yeni liberal akımlardan etkilenip "Avrupa sosyal demokrat çizgisi" adı altında bir tür siyasi liberalizasyonu bize yönetişim, iletişim, yüksek teknolojik yatırım vs. diyerek "CHP böyle olmalıdır" diye anlatan CHP milletvekili arkadaşlarımızla yürüttüğümüz polemiklere de şahittir bu sütunlar.

Ama bu kez Kılıçdaroğlu son derece haklı ve yine bir medya operasyonuna kurban gidiyor diye düşünüyordum.

Ben böyle düşünürken, uzun yıllar Fransa'da yaşamış ve siyasal aklına güvendiğim bir arkadaşımın birlikte fikir alış-verişi yaptığımız bir gruba iletisi düştü.

Biraz cümle düşüklüklerini içerse de, benim güler misin-ağlar mısın ruh haliyle izlediğim duruma ilişkin meseleyi özetleyiverdi.

Şöyle demiş;

"Merhaba
Fransız sol cephenin web sayfasına, ÖDP'nin İstanbul'da Suriye ile ilgili yaptığı bir toplantı için sol cepheden birisi geliyordu, bu süreçte adamların Suriye politikalarına bakmıştım. Davet edilen kişiyi de yadırgamıştım.

Esad'ın diktörlüğüne karşı 'halk ayaklanmasını' destekliyorlardı. Bir çok sol parti ve sendikalar ortak bildiri bile yayınlamışlardı Suriye muhalefetini desteklemek için. Muhalafet... Artık ayyuka çıkmış cihatçılar... Kafa kesme videolarının ortada dolaştığı bir süreçte... Paralı katiller sürüsü... Özgürlük ve demokrasi düşmanları... Anti demokratik bir rejime karşı çıkıyor olmak kimseyi otomatik olarak ne demokrat ne de özgürlük savaşçısı yapar. Sömürgecilik tarihinde her türlü ayaklanmayı bastırma bilgi ve deneyimine sahip olan Avrupa bunu bizlerden çok daha iyi bilir.
Unutmayalım, Fransız sosyalisti başkanın 'muhalefete' -cihatçılara- sürekli destek açıklamalarını ve silah gönderme çabalarnı...

Aynı cihatçılarla Mali'de savaşmak için asker gönderen de kendisiydi... Kendinden önceki Sarco'nun Libya'da yaptığının daha 'edeplicesi'...

İkiyüzlülük, riyakarlık... Ahlaki değer yoksunu batı kapitalizminin yardakçısının sağcı, sosyalist ya da sosyal demokrat olması pek fark etmiyor. Ne kadar fark etmiyor desem de tabi bir farklılık da var. Kılıçdaroğlu'nun deyişi ile 'Avrupa sağı ile solu arasındaki fark; evet Esad ile RTE arasındaki fark kadardır' diye düşünüyorum... Böyle söylerken de acaba Esad'a haksızlık mı ediyorum?,

Avrupa sosyal demokratlarının AP temsilcisi konuşması ve tavrı ile aslında batı kapitalizminin Ortadoğu, Afrika Sahra altı bölgesi dahil olma üzere tüm bölgeye yönelik emellerinde RTE'yi desteklediklerini ifşa ediyor...

Batı dünyası olarak sağıyla soluyla hepimiz yekpare olarak bu süreçte RTE ile birlikteyiz, demek istiyor. Doğru da söylüyor. Avrupa sosyalist enternasyonaliyle Baykal döneminde yaşanan sıkıntının aslında Baykal'ın siyasi çizgisi ile ilgili olmadığı bugün daha iyi görünüyor. Yani kendilerinin sol, Baykal'ın da sağ çizgi izlemesiyle alakası yoktu. Avrupa'da sosyal demokrat partilerin AKP'yi desteklemeleri ne cahilliklerinden ne de CHP'nin Avrupa sosyal demokratları ile sıkı işbirliğine gitmemesi ve onları yeterince bilgilendirmemesinden kaynaklanıyordu. CHP'nin eleştirilmesi her daim mübah, AKP'nin de korunup kollanılması ilericilik olduğundan o vakitler böyle eleştiriler revaçtaydı, memlekette...

Kılıçdaroğlu'nun bu sefer söylediklerine katılıyorum. Yaptığını da doğru buluyorum. Umarım CHP içinde yer alan aydınlar ve dürüst insanlarımız bağımsız olmanın, bağımsız tavır geliştirmenin önemini bu vesileyle bir kez daha fark ederler."

Şimdi bu cümleler Kılıçdaroğlu'nun düşürüldüğü durumu izaha yetiyor ama toplumda oluşan "Avrupa sosyalistleri ve sosyal demokratları AKP'yi destekliyor" havası yaratılarak siyasal pozisyon kazanılmasını engellemiyor elbette.

Bu nasıl engellenir?

Bunu da oturup CHP siyasal çizgisi "yeni otoriter halkçı Chavezist çizgi" değil "Avrupa sosyal demokrat partilerin çizgisi" olmalıdır diyen akademisyen CHP'li arkadaşlarımız üretsin artık.

Kürt sorununda hemen hemen MHP ile aynılaşan ve milli hükümet kuranlar ise bu tartışmanın zaten dışındadır. Allah onlara da akıl-fikir ihsan eylesin, demekten başka da bir laf yok sonuçta.