SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Bir veda yazısı

Yazının Giriş Tarihi: 29.12.2012 05:59

Şimdi veda zamanı... 2012 bitti.

Nasıl bitti bilmiyorum. Sanırım her yıl gibi. Sona gelince "çabuk geçti,anlamadık bile" modunda. Şimdi veda zamanı, "Vakit tamam, seni terkediyorum. Bu bir veda havasıdır" demenin ve vedalaşmanın vakti.

Başka şansımız yok, "ben 2013'e girmeyeceğim" diyemiyeceğimize göre, en güzeli en sakin, en sade halimizle vedalaşmak.

Belki son cümlemizi; "kalacak bütün izlerin hayatımda" diyerek bağlayabiliriz. Ben şimdi ne yazacağım diye düşünüyorum.

Bursaport'ta 2012'ye ait son yazımı yazacağım. 2012 ile vedalaşacağım ama ne yazacağım?
İyi şeyler yazmak istiyorum, hep iyi şeyler yazmak... Ama çoğunlukla kötü şeyler oluyor ve olup biten kötü şeylere bakarak yeni bir şeyler söyleme gayreti içinde oluyorum, olup biteni anlamaya çalışıyorum.

Anladıklarımıda yazmaya,paylaşmaya çalışıyorum.

Son yazılarda gazeteci bazı arkadaşlarımızla ODTÜ'de yaşanan "polis terörü" üzerinden karşılıklı "görüş beyanlarımız" olmuştu.

Bu yazışmalar nedeniyle bir arkadaşım dedi ki; "ne oldu şimdi, başın ğöğe erdimi. Sana ne, sana mı kaldı ODTÜ'de olup-biten üzerinden polemik yürütmek. Hem yazdıkların modası geçmiş slogan edebiyatını aşamıyor. Değişimi anlayamıyorsun, yakalayamıyorsun..."

Düşündüm. Bir şeyi biliyorum. Başım ğöğe ermedi. Öyle bir arzum da yok aslında.

Aklım yavaş çalışır, hızlı cevaplar veremiyorum.

Sonradan düşündüm. Neden bende bazı sorular sormadım diye yakındım, kendi kendime.

Geçenlerde bir yerlerde okumuştum, buradan esinlenerek deseydim ki : "Söylesene gardaş, bu slogan edebiyatı ne zaman moda oldu? Modası ne zaman geçti? Yirmi yıldır slogan edebiyatının modasının geçtiğini duyuyorum. Nasıl bir geçmedir bu? Aslında "slogan edebiyatının modası geçti" lafının modası geçmiş olmasın sakın? Bu çok kaba. Şu çok ayıp. Onun modası geçti. Şu out oldu, deyip duruyorlar.... Eee ne oldu" deseydim.

Gerçi diyeceğim de ne olacak?

Başım göğemi erecek! Ermeyecek.

İyi güzel, her şey tamam da benim gibilerin tepkilerini dile getirmesi nasıl mümkün olacak? Başımız göğe ermeden.

Her sabah işe giden, işten atılan, kredi kartına şaşılacak faizler ödeyen, yarının ne olacağını kestiremeyen bizlerin tepkileri ne olacak, nasıl olacak? Bu cümleler de "fakirlik edebiyatı" olarak mı algılanacak?

Oysa; istatistikler gösteriyor ki, bizleri yoksullaştırdıkça kendileri zenginleşiyor. Bizleri köleleştirdikçe kendileri özgürleşiyor. Bizlere zulmettikçe içlerinin yağı eriyor. İleri demokrasi dedikçe gericileşiyorlar.

Ampullerini çoğalttıkça, karanlık koyulaşıyor. ABD'ye biat ettikçe bitleri kanlanıyor. Osmanlı'dan söz ettikçe piyasaları artıyor. Siyasi İslam'ı dayattıkça oyları çoğalıyor. Alevileri hor gördükçe kibirleri kabarıyor. Kürtleri yok saydıkça Türklükleri şahlanıyor. Kapitalizme secde ettikçe maneviyatları da yükseliyor. Emek sömürüsü sayesinde sermayeleri birikiyor, küpleri dolup taşıyor. Türkiye'yi kendilerinden başka kimsenin yaşayamayacağı bir memleket haline getirmelerine pek az kaldı zaten. Bunları nasıl söyleyeceğiz.

Anladık, bilgimiz görgümüz yeterli değil, modamız geçmiş ama öfkemizi dizginleyemiyoruz; çoluğumuz çocuğumuz var, kafamızda zincirlerimiz var; ne acı ki reklamlardaki, gazetelerdeki kararlı insanlara benzeyemiyoruz.

İşin kötüsü tüm bu şartlara rağmen bu ülkede yaşamaya çalışıyoruz. Peki kendimizi nasıl ifade edeceğiz? Kurtuluş ne? Sövmek mi? Mücadele etmek mi? Terk etmek mi? Ne yapacağız? Slogan edebiyatı yapmamak için.

Allah aşıkına gerçekten söyleyin siz sıkılmıyor musunuz? Başbakan'ın söylediği her cümleyi tekrar bize anlatan gazetecilerden, medyadan, haber programlarından.Biz zaten dinliyoruz Başbakan'ı, sonradan yeni bir izaha gerek yok ki. Nedir medyada ki bu "decoder gazetecilik" halleri. Genelde Başbakan'ın 'decoder'ları, yerelde Bakanlar'ın , belediye reislerinin, iktidar partisinin 'decoder'leri. Sıkılmadınız mı? Ben çok sıkıldım bu " tren gelir, hoş gelir" gazeteciliğinden.

Biliyorum. Söyleyince "başım göğe ermeyecek". Ama söyleyeceğim.

Hatta slogan edebiyatına devam ederek! söyleyeceğim başım ğöğe ermese de.

On yıllık AKP iktidarında birileri inanılmaz zenginleşirken, işsizlerin sayısı 5 milyona dayandı. Yoksullar yerlerinden sökülüp şehrin kenarlarına sürülürken bu alanlar sermayenin ve zenginlerin özel mekânlarına dönüştürüldü. Şimdi bir de bunu kentsel dönüşüm diye hepimize yutturmaya çalışyorlar. İşçiler, emekçiler sefalet ücretlerine mahkûm edilirken on yılda doğalgaza yüzde 208, son üç yılda elektriğe yüzde 120 zam yapıldı. Satılmadık ne bir fabrika, ne bir dere bırakılmadı. En çok parası ve malı olanın en değerli olduğu, parası olmayanların eğitim ve sağlık gibi en temel insan haklarından dahi mahrum bırakıldığı, insanı, emeği ve doğayı son damlasına kadar sömüren bu düzene iki laf edince slogan edebiyatımı yapmış olacağız yani. Eğer öyleyse. Başım göğe ermese de yapacağım. Değiştim diyenlere inat.

Mesela; En son ODTÜ'de öğrenciler, üniversiteye 3600 polisin korumasında konuşmaya gelen Başbakan'ı protesto etmek istediler ve ağır bir şiddetle karşılaştılar ya.Yaşananların hemen ardından YÖK soruşturma başlattı ve hükümete yakınlığıyla bilinen rektörlerin başında olduğu bazı üniversite senatoları, eylemci öğrencileri kınayan ortak bir bildiri yayımladılar ya. Bunun tek bir anlamı olabilir, ODTÜ ağır bir kuşatma altına alınacak ve başka üniversiteler de benzer itirazların yaşanmaması için en ağır şekilde cezalandırılacak. Bu yüzden ODTÜ'yü yalnız bırakmamak önemli. İnanın eğer kamuoyu bu konuda da manipüle edilip bölünürse, hiçbir engelle karşılaşmadan amaçlarına ulaşacaklar. İtiraz eden üniversiteli gençlik sorunu da kökünden halledilmiş olacak.

Sözde slogan edebiyatı yapmayan rektörlerin, üniversite senatolarının, yazarların, çizerlerin, gazetecilerin, televizyoncuların dili nasıl peki?

YÖK'ün ve eylemci öğrencileri kınayan bildiri yayımlayan bazı üniversite senatolarının kullandığı dile dikkat ediyor musunuz ? Yıllardır ülkeyi yöneten iktidarın dilini kullanarak, protesto hakkını kullanan öğrencileri şiddeti tercih eden, bozguncu, özgürlük karşıtı kişiler olarak lanse edilmeye çalışılıyor.

Bildirilerde, köşelerde yazılan yazılarda düşünce ve ifade özgürlüğüne özellikle vurgu yapılarak, Başbakan'ın üniversitede konuşma özgürlüğünün engellendiği savunuluyor. Yani, bir yandan YÖK ve bu senatolar, diğer yandan "decoder gazeteciler, decoder yazarlar" özgürlük savunucusu, Başbakan da konuşma özgürlüğü engellenmeye çalışılan mağdur hâline getiriliverdi.

Bir de makam odasında "böcekler" çıktı. Mağdur edebiyatı güçlenmiş oldu.

Aslında kullanılan bu dil, yıllar yılı içselleştirilmiş ve pek çok durumda kamuoyunun kafasını karıştırıp kolayca bölünmesini sağlayan bir dil. Size bir şey söyleyeyim mi? Bu dili genelde, yerelde kullananlarda rollerini oynamaya devam etmenin ötesinde bir anlam taşımıyorlar aslında.
Biz bu dili demokrasi ve özgürlük parıltılarıyla süsleyip daha iyi işler hâle getiren "yetmez ama evetçi"leri de biliriz, hatırlarız.

ODTÜ ezberleri biraz bozdu ya bu nedenle bu dil yeniden devreye alındı.

Birde peşinden hemen ideal gençlik modelleri tarif edilmeye başlandı. Neymiş? "Bir elinde Kuran, bir elinde bilgisayar olan ve Başbakan'a saygılı gençlik" mutebermiş. İtaatkar gençlik yani.

Tepeden tırnağa "inanç istismarı". Bir tek "başına beyaz takke" demeyi unutmuşlar.Yakında eklerler. Decoderler şimdi bize bunu anlatmaya çalışacaklar. Yoksulları, yolsuzları unutalım diye.

Evet, şimdi veda zamanı.

2013 karşılayalım. Hatta vedalaşırken 2012 yi hatırlatacak, şöyle oturaklı bir slogan edebiyatı da bulalım! "Değiştim, acaip geliştim" diyenlere inat.

"ODTÜ' YE SELAM... DİRENİŞE DEVAM!" türünden mesela.