SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Beni listeden düşün!

Yazının Giriş Tarihi: 18.07.2011 05:10

Bazen söz bitiyor. Kuracak cümle kurmak zorlaşıyor.

Zaten kurulacak anlamlı bir cümlenin de hiçbir önemi yok.

Yanmış bedenleri ile toprağa verilmiş gencecik insanlarımızın acısı yakalamışsa yüreklerimizi ne desek boş.

Geriye bu karmaşadan siyasi yarar bekleyen nasırlaşmış yüreklerin hamaseti ve "intikam çığlıkları" kalır ki biliyoruz bu hameset ve çığlıklar yeni acılarımızı kışkırtır.

Sanki bir filmi yeniden izler gibiyim.

Bir savaş filmi gibi.

Yeniden izlerken sadece çatışma mekanlarını ve kullanılan silahları hatırlamıyor gibiyim. Tıpkı tekrar izlenen filmlerde bazı sahnelerin dekorunun hatırlanmaması gibi.

Sonuç hep akıldadır ama.

Acılar,ölümler, iyiler,kötüler, feryatlar, ağıtlar, yitirdiğimiz canlar, "gök ekini biçmiş gibi" kaybettiğimiz gençler.

Geriye bir yığın demeç, açıklama, hesaplı-kitaplı kurulmuş duygudan uzak cümleler.

Bu hamaset cümleleri yüreği yanmış hangi ananın-babanın içini ferahlatır ki.

Karamsar cümleler kurmak, içimin kararmasından.

Akan kan duracak, yaşanan acılar bitecek diye umutlandığımız her an tekrar başa dönüyoruz gibi bir umutsuz-karışık duygu halindeyim. Yüzüm çok az gülüyor bu günlerde.

Çözüm umudunun büyüdüğü düşünürken, ruh halimi gevşetirken, yeniden şiddete ve silaha sarılanlara lanet okumak, yitirdiğimiz canlara içimiz yanarken, siyasilerin 1990 başlarındaki "konsepte" ve "açıklamalara" tekrar dönenmesi her şeyi anlamsızlaştırıyor.

Ben artık tüm açıklamaları T.Çiller-M.Ağar-D.Güreş'ten dinlediğim gibi dinlerken. Benzer kelimeler ve benzer cümlelerle yapılan açıklamalarla süreç en başa sarılırken. Nediyeceğiz ki, ne yapacağız ki! Yapsak/söylesek ne yararı olacak ki? Siyaseti etkileyen bir güç yaratamazsak gerçekten ne faydası olacak ki?

Görünen o ki herkes kolayı seçti ve kılıçlarını çekti. Yaklaşık 30 yıldır süren çatışma ortamını ve bu ülkede akan kanı durduracak "çok yönlü" çabalardan birisi daha tıkanmak üzere.

Kaygılarımız arttı. Ülkemiz giderek bir iç savaş iklimine doğru sürüklenebilir.

Bu iklimi hazırlayan, iyi niyetli olmayan siyasilerin, kötü bir dille sürdürdükleri bir kavgaya tanıklık ediyoruz hemen her gün. Günlük hayatta temas ettiğimiz insanlar ve siyasi aktörler ilkel dürtülerle, sıkıntıyı hissetmeyen, günlük siyasi çıkarlardan ve cümlelerden beklenti oluşturmuş dürtülerle davranıyorlar. Sorunun yakıcılığından uzak ezber cümlelerle sözde "fikir beyan ettiklerini/açıklama yaptıklarını" düşünüyorlar.

Keyifle dinlenecek bir türküye bile su şisesi fırlatacak bir hale getirilmiş toplum hangi umutlu adımı atacak ki.

"Savaşın değil,barışın dilini konuşmalıyız" diyen Sezgin Tanrıkulu'nun bile sesi kısılmışken, hangi umudu büyüteceğiz ki.

Uzatmayacağım.

Ben şiddetin, çatışmaların, savaşın acısını iyi bilirim.

Şiddetin hamasetini ise hiç bilmem.

92-95 yıllarında Siirt Devlet Hastanesinde, çatışmaların en yoğun döneminde, defalarca çatışma bölgesinden helikopterlerle sevk edilmiş askerlerimizin ilk müdahalelerini yaparken çokça bağırmışımdır "hadi, lütfen hadi biraz daha, lütfen biraz daha inat et, yaşamı yakala".

Ellerimde kimi gencecik çocuğumuz tekrar hayatı yakaladı.

Kimini ilk müdahale sonrası hızla Diyarbakır Askeri Hastanesine sevk ettik ve tıbbi sonucunu öğrenemedik bile.

Kimini ise, tüm çabamıza rağmen kaybettik.

Döndükten sonra, hayatımın o yıllarını, acılarını, ellerimde yaraları, gözlerinde umutları genç ölümleri unutmaya çalıştım. Bu nedenle Barışı hep kutsadım. Hamaseti anlamadım. Hele "tuzu kuruların" hamasetine hep kulaklarımı tıkadım.

AKP'nin siyasetsizliği, dar görüşlülüğü ve savaş diline dönme isteği tıpkı Sırrı Süreyya gibi beni de şaşırtmıyor.

Ancak CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun "hepimiz şehit olmaya hazırız" açıklamasını anlamakta zorlanıyorum. Daha doğrusu anlamak istemiyorum. Hepimiz şehit olacaksak eğer beni listeden düşün lütfen.

Korktuğumdan ya da bu ülkeyi, insanlarımızı, gençlerimizi sizden daha az sevdiğimden falan değil. Eğer bir hüner olacaksa, hünerin şehit olmakta değil yaşamak ve yaşatmakta olduğunu hissetmemden. Sonuçta ben bir hekimim ölümü değil yaşama güzellerim.