SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Başörtüsüne özgürlük!!!

Yazının Giriş Tarihi: 30.01.2013 10:16

"Kamuda başörtüsüne özgürlük istiyoruz" diyen bir grup on milyon imza toplamayı hedeflemiş. Kimlerdir bilmiyorum açıkçası. Sanırım yakın zamanda bir kollektif olarak kimliklerini açıklarlar.

Bu ilanları görünce geçen haftalardaki İstanbul ziyeretim aklıma geldi. Çok yakın bir arkadaşım babasını kaybetmişti ve ben cenaze törenine katılmak üzere İstanbul Fatih Camii'ne gitmiştim. Günlerden Cuma. Cenaze namazı için caminin avlusunda Cuma namazının bitmesini ve namaz sonrası katılımlarla birlikte cenaze namazının kılınmasını bekledik. Namaz sonrası büyük bir kalabalık Fatih Camii'nden çıkmaya başladı. Tablo çok değişikti çok sayıda cübbeli, şalvarlı, sarıklı, uzun sakallı, çember sakallı cemaatle birlikte cenaze namazını kıldık.

Fatih Mahallesi'ni ve oradaki "tarikat, cemaat yaşamını" duyardım, TV ekranlarında yapılan programları da izlemişliğim vardır ama doğrusunu söylemek gerekirse bu tablo beni çok şaşırttı ve açık söylemek gerekirse biraz da "ürpertti". Şaşırmam ve ürpermem elbetteki insanların inançlarına dair değil. İnançlara saygımız ve hürmetimiz sınırsız elbette. Ama açıkçası cami avlusu Türkiye'den çok Afganistan, Pakistan ya da İran gibi bir giyinme tarzını hatırlatıyordu insana. En azından ben tek tük böyle cübbeli, sarıklı, sakallı kişi görmüştüm ama bu kadar kalabalık bir topluluğu görmemiştim.

Mesleğim gereği Anadolu'nun hemen her iline gitmişimdir çocukluğumdan bu yana. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim bu giyim tarzı Anadolu toprağının giyim tarzı değil, bize çok yabancı. Dedim ya daha çok Afganistan, Pakistan giyim tarzını çağrıştırıyor. Cami avlusunda çok sayıda altı-yedi yaşlarında ve üzerlerinde minik cübbeler, minik şalvarlar, minik sarıklar olan şimdilik sakalı olmayan çocuklarda başlarında sanırım "abileri" olmak üzere geçip gittiler.

Biraz garipsedik ama "bize ne herkes istediği gibi giyinme özgürlüğüne sahip" dedik ve geçtik.

Ben merak ederek sordum yanımdaki arkadaşlara "yahu bu insanlar ne iş yaparlar, nerede çalışırlar?". Öğrendim ki çok önemli bir kısmı esnafmış. Ama bir arkadaşımın söylediğine göre bir kısmı da Fatih Belediyesi'nde çalışıyormuş, ağırlığı şöför kadrosunda olmak üzere.

Birden "yahu böyle giyinmelerinde bir dert yok, kendi bilecekleri bir şey, bizi ilgilendirmez, esnaf olabilirler, serbest meslek sahibi olabilirler ama böyle bir giyim tarzıyla kamu hizmeti nasıl sunulacak" demişim. Arkadaşlarım içimi ferahlatacak cevabı verdiler : "Kamu hizmeti sunarken başlarındaki sarıkları çıkarıyorlar, sadece cübbeleri ve şalvarları kalıyor"

Tüm bunları "laiklik elden gidiyor!" türünden bir siyasal geyiğin peşine takılmak için anlatmıyorum elbette. Ben ne yazık ki başından bu yana ülkemizin gerçek anlamda laik olmadığını düşünenlerdenim. Devletin Cumhuriyet'ten bu yana bu ülkede yaşayan tüm inanç gruplarına eşit ve laik davranmadığını düşünüyorum. Özellikle sağ siyasetçilerin laiklik adı altında ciddi inanç istismarı yaptığını düşünüyorum. Sözde sosyal demokrat bir çok siyasetçinin de geçmişten bu yana bir tür "seçkinciliği", "laiklik" diye savunduğunu düşünüyorum. Bu nedenle hiç laik olmamış bir ülkede laiklikte elden gitmez. Dönemim siyasetçilerin ihtiyacına göre "yeniden yapılandırılır".

Neyse tartışmak istediğim mesele bu değil aslında.

İlan panolarında "kamuda başörtüsüne özgürlük istiyoruz" afişlerini görünce aklıma geldi bu Fatih Camii görüntüleri.

KAMUDA BAŞÖRTÜSÜ MESELESİ....

Şimdi şu ahir ömrümüz bu ülkede geçmemiş olsa yani ziyaret amacıyla ülkeye gelmiş olan bir turist olsak ve ilan panolarındaki bu "özgürlük çağrısını" görsek farklı düşünebilirdik. Yani birilerinin inançlarından dolayı mağdur olduğunu falan düşünebilirdik ama bu ülkede yaşıyoruz ve son on yılını da yaşadık. Ortada mağdur falan kalmadığını, "mağduru oynayanların" rol kestiklerini söylesek haksız mıyız yani . Ne mağduru? Hangi mağdur?

Devletin yeni sahipleri, önümüzdeki dönemde üç seçim yaşanacağını hesaplayarak "mağdur edebiyatı" kolaycılığını devreye almaya hazırlanıyorlar.

Başörtüsü nedeniyle bir dönemler eğitim hakkı engellenen insanlarımızın olduğu gerçeğini unutmadan tartışıyorum tüm bunları. O zamanki mağduriyetleri elbette görmezden gelemeyiz.

Öğrencilik yıllarımı hatırlarım. Sanırım 89 yılı içerisindeydi. Okuduğum fakültenin dekan yardımcısı, anfilerin giriş kapısının önüne bir grup güvenlikle birlikte dikildi ve başörtülü arkadaşların derslere girişini engelledi. O yıllarda güvenlik birimlerinin, bizim gibi "özerk-demokratik parasız üniversite" talebinde bulunan öğrencilere saldırmasına ve baskı yapmasına alışkın olduğumuz için biraz şaşırdık açıkcası bu uygulamaya. 

Başörtüsü nedeniyle derslere bir süre giremeyen arkadaşlarımız okul kantininde bu engellemeyi ortadan kaldırmak için imza kampanyası başlattı. Hiç tereddüt etmeden ilk imzayı atan öğrencilerden biri oldum. Sanırım kampanya yeteri kadar destek görmemişti o yıllarda, öyle hatırlıyorum. Ya da etkili olamadı.

Daha sonra seküler!!! Bir çok arkadaşımdan, attığım imza nedeniyle, İran Devrimi sonrasında Humeyni'nin ABD yandaşı Şah'ın devrilmesinde birlikte mücadele ettikleri Halkın Fedaileri ve TUDEH yanlılarını nasıl vinçlerle idam ettiğini dinlemek zorunda kalmıştım (Bunların hepsini bilmeme rağmen) . O yıllarda "siyasal gericiliğe" karşı kızların baş örtüsü nedeniyle eğitim haklarının engellenmesi ile mücadele edilemeyeceğini düşünüyordum, hala da böyle düşünüyorum. Bırakalım üniversite öğrencileri, genel ahlak kurallarını ve toplumsal normları çiğnemediği sürece dilediği gibi giyinsin. Kime ne? Bize ne?

Elbette üniversitelerde başörtüsü nedeniyle kimsenin eğitim hakkı engellenmesin. Eğitim hakkının engellenmesinin önünde ne kadar zorluk varsa hep beraber itiraz edelim. Bu ülkenin gençlerinin eğitimde fırsat eşitliği hakkını hep beraber savunalım. Yoksulluk nedeniyle üniversite eğitimine ulaşamayan başı açık ya da kapalı farketmez tüm gençlerimize fırsat yaratacak bir düzenlemeyi de savunalım diğer yandan.

Üniversite çağına gelmiş bir kadın başını örtmüş... Bu kendisinin bileceği iştir. Kime ne? Bize ne? Neyse artık böylesine bir mağduriyet de yok. Üniversiteler başka açılardan özgür olmasa bile "türban özgürlüğüne" kavuşturuldu.

Lafı uzatmadan şu "on milyon imza kampanyasına" gelirsek. Bir defa adını doğru koyalım bu kampanya "kamuda başörtüne özgürlük istiyoruz" kampanyası değil "kamuda türban istiyoruz" kampanyasıdır. Türbanda siyasal bir semboldür. Aksini iddia edenlerle tartışabiliriz.

Yine lafı uzatmadan hemen söylemeliyim, üniversitelerde başörtüsü nedeniyle eğitim hakkının engellenmesi ne kadar yanlış ise, kamuda herhangi bir siyasal, inançsal, mezhepsel hatta futbol takımı taraftarlığını ifade edecek sembolle çalışmak da o kadar yanlıştır.

Bu nedenle hizmet sunanlarla hizmet alanlar arasında güven ve tarafsızlık ilişkisini etkileyecek her tür sembolle çalışmak (Türban, haç, rozet, sembol kolye) uygun değildir. Kamu hizmet sunarken tarafsız, cinsiyetsiz, mezhepsiz, ırksız, etnik kimliksiz yani toplumdaki kutuplaşmalar her neyi gösteriyorsa bundan arınmış olmalıdır.

Kendi mesleğimden örneklersem, kamuda hizmet sunan hekim ne baş örtüsü ne de haç takmalıdır. Hastası ile hekim arasında güven/gizlilik ilişkisini bozacak her tür sembolden evrensel tıbbi etik kurallar nedeniyle kaçınmalıdır.

Yine aynı şekilde mahkemede huzuruna çıktığımız hakim ve savcılar her tür güvenilirliği ve tarafsızlığı zedeleyecek sembolleri, mesleğinin bağımsızlığını karartmayacak arınmışlıkta olmalıdır ki biz mahkemey güvenebilelim.

Peki, "Tıp fakültesini bitiren türbanlı kadın hekimler mezuniyet sonrasında ne yapacak?" sorusu sorulabilir. Bu soru ortada mı kalacak? Elbette değil. Bizim tartıştığımız kamusal alanın tarafsızlığı... Bu durumu bilerek tıp eğitimine başlayan meslektaşlarımızın adresleri, son yıllarda sayıları gittikçe artan "cemaat hasteneleri" mi olacaktır? Bilemiyorum. Olabilir.

Ya da "türbanlı hukuk mezunları ne yapacak?" diye sorulabilir. Bizim tartıştığımız kamusal alanın tarafsızlığı, mahkemelerdeki hakim-savcıların tarafsızlığı. Yoksa sayıları hızla artan "yeşil sermaye şirketlerinin" hukuk müşavirliği, avukatlık, şirketlerde yöneticilik seçenekleri orada durmaktadır.

ÖRTÜLMEK Mİ? ÖRTÜNMEK Mİ?

Birden acaba "safça" bir tartışma mı yürütüyorum diye düşündüm.

Öyle ya, ne yazık ki bu ülkede son on yılda "türban" yalnızca örtünmenin değil, ülkenin en yakıcı sorunlarının üzerinin "örtülmesinin" de bir aracı oldu.

Mesela türbanı inanç özgürlüğü çerçevesinde konuşanlar, zorunlu din derslerini aynı iştahla konuşmadılar hiç bir zaman.Yalnızca inanç özgürlüğü açısından bakıldığında bile, türban tartışması, inanç özgürlüğü alanında yaşanan diğer sorunların konuşulmasının önüne geçti her zaman.

Türkiye'nin işsizlik sorunu, yoksulluk sorunu hep var oldu. Tarım ve hayvancılıkta çok ciddi sorunlar var. Gelir dağılımında her geçen gün hızla bozulan dengeler var. Hayatın her alanını kuşatan bir muhafazakarlaşma ve ülkenin tüm kurumlarını, (12 Eylül'den miras kalanlar dahil) birer birer ele geçiren bir iktidar tehditi sorunu var.

Yatak odalarının bile gözlendiği, neredeyse her konuşmanın dinlenip internette servis edildiği, davalarının özüyle hiçbir ilgisi olmayan özel hayat bilgilerinin iddianamelere doldurulduğu bir zamanda yaşıyoruz. Gelin görün ki, bütün bunlar yüzünden sorgulanması gereken iktidar, türban tartışmaları sayesinde bir yolunu bulup "mağdur" olup çıkıyor karşımıza.

Anladığım kadarıyla bu kampanya ile tekrar ve yeniden mağduru oynamaya devam edecekler. Peki neden bu ikiyüzlülük? Bu tartışma seçim süreçlerinde AKP'nin yelkenini şişirecek bir rüzgara dönüşecek de ondan.

Yoksa mesele bir "özgürlük" arayışı falan değil. Seçim yatırımı, mağdur edebiyatı.

Eğer özgürlükler ve haklar konusunda samimi iseler nasıl ki başörtüsü nedeniyle eğitim hakkını engelleyen düzenlemeler kaldırıldı. Hadi ,YÖK'ü kaldıran, üniversiteleri özerk hale getiren zorunlu din derslerini kaldırın (Zorunlu din dersi eğitimini kaldırmak, toplumu kandırdıkları gibi din derslerini kaldırmak anlamına gelmez. Sadece zorunluluğu kaldırmak anlamına gelir ) Seçim barajını düşüren, Siyasi Partiler Yasası'nı demokratikleştiren, dokunulmazlıkların tümünü kaldıran, Kürt sorununu şiddetten arınmış, demokratik çözümlere bağlayan, askerliği kolaylaştırıcı hükümleri içeren" bir "özgürlükler paketini" Meclis'e getirsinler...

İşte o zaman bakalım kim destekliyor, kim desteklemiyor?

Görelim bakalım. Dert örtünmek mi, örtülmek mi?