SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Aslında her iş kazası bir iş cinayetidir!!!

Yazının Giriş Tarihi: 09.01.2013 08:30

Sonuca ulaşır mı bilmiyoruz ama umut ediyoruz. Bu kez olsun. Gençlerimiz ölmesin. Umut etmek, umudu büyütmek, umudu beslemek gerekli biliyoruz.

Ne yazık ki insanlarımız sadece bu "kör çatışmalarda" ölmüyor. Lanet olsun, bir çok sorunumuz var.

Birden depremi hatırladık mesela. Sallandık ya biraz. Bu başka bir yaramız. Hazırlıklarımız çok zayıf. Duyarlılıklarımız ancak sallanınca aklımıza geliyor.

En acısı yine ve bir kez daha Zonguldak Kozlu'da TTK'ye ait madende meydana gelen göçük haberinden sonra yaralarımızdan birisini daha hatırladık.

Resmi rakamlara göre 8 işçi hayatını kaybetti, bir işçi de göçük altından ağır yaralı çıkarıldı. 3 kişi de halen göçük altında. Çıkarılmak için gaz seviyesinin makul seviyelere gelmesi bekleniyor.
Yine acıyı yaşayan insanlarımızın içi yandı. Bizim de.

Her yaşanan kazadan sonra yapılan klasik açıklamaları duymaya başladık. Ne denebilir ki artık? Kuru bir kınama hangi acıyı dindirebilir ki? Ancak kınamadan, öfkelenmeden geçmek ne mümkün? Olmuyor işte.

Bu yaşananlar karşısında, ölümler karşısında söyleyecek sözler çok sınırlı. Oysa memleketin her yöresinden çalışma güvenliğini tehdit eden çığlıklar yükseliyor nice zamandır.

Ancak Çalışma Bakanlığı masa başı faaliyetine devam ediyor sadece. Oysa bu resmi açıklamalarda yer aldığı gibi sadece teknik bir mesele değil, bu bir yaklaşım sorunu. Devlet yetkililerinin yapmış olduğu açıklamalar ise, her iş kazasından sonra duyduğumuz "kuru ve bildik açıklamaların" ötesine geçemiyor ve maalesef geçemeyecek.

Çalışma Bakanı Faruk Çelik'in "iş kazası oluyor yerin dibine giriyorum" sözünün ardından gerçekleşen 500'den fazla iş cinayetlerine bir yenisi daha eklendi aslında. Artan iş cinayetleri karşısında Çalışma Bakanı yerin dibine girdi mi bilemiyorum, sanmıyorum. Bildik açıklamalar. Rolünü oynuyor işte.

Her yıl ortalama 1000 civarında hatta çoğu yıllar 1000'in üzerinde çalışanımızı iş kazalarında kaybediyoruz. Hepimizin bildiğini bir de ben tekrar edeyim. ölümlü iş kazalarında Avrupa'da birinci, dünyada üçüncü sırada yer alıyoruz.

Sorumlu kim?

Kim olabilir ki? Tabiî ki Çalışma Bakanlığı.

Yirmi yıllık meslek hayatımın son on beş yılını işçi sağlığı ve iş güvenliği disiplini içerisinde geçiriyorum.

Mesleki çalışmalarım iş kazaları ve meslek hastalıkları üzerinden yürüyor. Hem akademik dünyadan hem de işçi sağlığı pratiğimden öğrendiğim bir tek şey var.

"Aslında her iş kazası bir iş cinayetidir."

İnanın bu cümleyi bir ajitasyon olsun diye kurmuyorum. 

Yaşadığım, tanık olduğum, incelediğim, bilirkişilik yaptığım iş kazalarının bana hayatın içinden öğrettiği yegane gerçek bu.

Bakmayın siz resmi açıklamalara. Bu kazalar kader değil.

Önlenebilir ve yaşanmayabilir.Yazgı ise hiç değil. Bize kabul ettirmek için böyle konuşuyorlar.
Çok duyduk bu değerlendirmeleri. İş cinayetleri karşısında AKP iktidarının bulduğu piyasacı çözümün önemli bir parçası olan İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun yürürlüğe girmesinin ardından artan iş cinayetleri maalesef sürüyor.

Başbakan Erdoğan'ın "ölüm onların kaderi", eski Çalışma Bakanı Ömer Çelik, "güzel öldüler", AKP Denizli Milletvekili'nin "ölüm medeniyetin göstergesidir" dediği maden işçilerinden 8'i daha yaşamını yitirdi. Çocuklarını izledikçe içimiz yandı, gözümüz doldu.
Onlar ise sadece kader diyerek konuşuyorlar.

Oysa biliyoruz.

Madenlerde göçük her zaman sürpriz bir şekilde olabilir ama grizu sürpriz değildir. Önemli olan sürekli ve düzenli olarak gaz ölçümlerinin yapılması ve metan gazının kritik seviyeye gelmeden ocağın boşaltılması gerekliliğidir. Aksi takdirde patlama gerçekleştikten sonra yangın da başlayacak ve ortamda her türlü toksik gazlar oluşacaktır.

Yine öğreniyoruz ki ihmaller serisi var. Ocaktaki metan gazını hafifletecek sondajlar yapılmamış. Daha doğrusu yeteri kadar yapılmamış. Neden? Maliyet artarmış, o nedenle.

On dört sondaj gerekirken sadece yedi sondaj yapılmış maliyet artmasın diye.

Neden? Çünkü şirket taşeron.

Enkazı kaldırıyoruz altından ne çıkıyor. Görüyoruz ki; her geçen gün artan iş cinayetlerinin esas nedeni ucuz emeğe, güvencesizliğe ve örgütsüzlüğe dayalı taşeron sistemi.

Her kaza sonrası yine yüzleşiyoruz. Sorun sadece teknik değil. Sorun AKP'nin iş sağlığı ve iş güvenliği yaklaşımında. Hatırlıyoruz. Defalarca bende katıldım.Tüm itirazlarımıza rağmen Çalışma Bakanlığı yeni yaptığı bir düzenleme ile işyeri hekimliği ve iş güvenliği hizmetlerini piyasaya açtı. İş güvenliği ve işyeri hekimliği hizmetleri de piyasaya yeni bir pazar oldu.

Çıkarılan yönetmelikler yılda yaşanan 80.000 civarı iş kazasını, 1000'leri aşan ölümlü iş kazasını önlemeyi hiç düşünmedi. İş kazalarına ve meslek hastalıklarına kader gözüyle bakılmaya devam edildi. Her şey piyasa için, her şey kar için düzenlendi.

Şimdi bu kar hırsının altından çalışanlarımızın cesetleri çıkıyor.

Ne acı ki; Bu acı olayla birlikte oluşturulan işçi sağlığı iş güvenliği kültürünün ulaştığı son noktayı bir kez daha yaşadık.

Enkazları kaldırdıkça altından hep maliyet hesapları çıkıyor.

Türkiye Taşkömürü Kurumu'nun Mart 2012 tarihli sektör raporunda, yüksek ticari maliyeti içerisindeki en önemli payın işçilik giderleri olduğu dikkat çekiyor. Bu nedenle taşeronlaşmanın yaygınlaştırılmasının kurumun temel amacı olduğunu görüyoruz.

Enkazı biraz daha kaldırıyoruz ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı istatistiklerindeki rakamlara göre kömür madenlerinde iş kazalarının, 2002 yılından 2011 yılına yüzde 40 artış gösterdiğini görüyoruz. Bu artış tesadüf olabilir mi? İnsan canını maliyet kalemi olarak gören taşeroncu zihniyetin acımasız yüzü bu.

AKP hızlı çabalar yürütüyor bir yandan da. Kadrolu çalışmayı bitirecek, herkesi taşeron yapacak düzenlemeleri büyük bir iştahla yürütmekteler.

Biliniz ki; bu hazırlıklar yeni cinayetlere kapı aralamak anlamına gelmektedir. Aşırı kâr hırsıyla; güvencesiz, esnek ve kuralsız, taşeron çalışmayı yaygınlaştıran düzenleme ve uygulamalar iş cinayetlerini devam ettirecektir.

Çalışma Bakanlığı ne kadar "yeni yasa çıkardık, sorunları çözdük" havası atsa bile, Zonguldak'ta maden ocağında yaşanan facia, çıkarılan İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası'nın beklentilere cevap veremediğinin ve iş cinayetlerini önleyemediğinin bir göstergesi gibi orta yerde durmaktadır.

Görüyoruz ki; taşeron uygulaması, aslında sadece madenler değil, diğer birçok iş kolunda da ölümlü iş kazalarını beraberinde getirmekte.Madenler ise riskleri itibarıyla taşeron işçiliğin hiç kullanılmaması gereken yerler. Ama Türkiye'de hemen her kuruma sokulan taşeron işçiliği, sırf maliyetleri azaltmak için madenlerimize de sokulmuş durumda ve maalesef bunun sonuçlarını yaşıyoruz. Canımız yanıyor.

İçimiz yandı yine.

Size bir şey söyleyeyim mi? Son maden kazasından sonra ölen işçilerin ailelerini ve çocuklarını izleyince aklımdan bir kez daha tek şey geçti. "Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı istifa etsin". Çünkü, ben olsam siyasi ahlakım gereği istifa ederdim.

Şu aralar Urfa milletvekili mi, Bursa milletvekili mi bilemediğimiz Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'in istifa etmeyeceğini çok iyi bildiğim halde aklımdan böyle bir duygu geçti işte.

Ne yapacaksın? İnsan aklına sahip olamıyor her zaman, olacak şey de geçiyor, olmayacak şey de.