SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Akil olmasa bile akıllı olmak

Yazının Giriş Tarihi: 06.04.2013 01:01

Burada "geyik", sorunu sulandırmak, magazinleştirmek, önemsizleştirmek anlamında kullanılmıştır.

Yerel basında örneklerine çokça rastlanan "komando gazeteciler" değil söylemek istediklerim. Nihayetinde konuştuğumuz, tartıştığımız, akıl-fikir üretmeye çalıştığımız mesele arkasında 50 bin insanın gencecik ölü bedenlerini bıraktığımız bir sorun.

Üzerinden, tırnak içinde geyik yapmak, durumu hafifletmek, sırf  "politik hezeyanlarımız karşılık bulsun" diye, sözde yazdığımız köşeleri ayrışmalara, düşmanlıklara boğacak satırları içermeyecek bir mesele yani.

Kastettiğim çok açık. Yüksel Baysal gibi yaşanan barış sürecinde kimi insani nedenlerle, kimi yandaş nedenlerle, kimisi ise ekonomik nedenlerle rol almaya çalışan insanları "AKP sahaya sürdü" diye küçümsemek değil. Ya da Özlem Buğday Yağmur ve Cennet Cankılıç gibi "neden Nihat Doğan yok" gibi magazinleştirmek hiç değil. Yüksel Baysal da Fethullah Gülen'in "eğitim harekatından" sonra şimdilerde MHP'nin "vur de vuralım, öl de ölelim" sempatizanlığına başlamış olabilir. Olabilir, dert değil. Aydınlık Gazetesi'nden beslenmeye başlamışsan zaten yolun başka bir kapıya çıkmaz. Özlem ve Cennet barışa ayak direyen kalabalıklardan "ürpererek", meseleyi Nihat Doğan'a haksızlık gibi bir "geyiğe" dayamış olabilirler. Olabilir, dert değil.

Ama başkaca bir derdimiz var. Arkamızda bıraktığımız 50 bin genç ölüm, bu kör çatışmalarda yitirdiğimiz. Bir gün bu ülkede şiddet, savaş, çatışmalar biterse Yüksel Baysal sadece "barışa ayak diremişliği" ile hatırlanır. Ayıp olur. Olsun, olabilir.

Nedense ortalığı akil insanlar meselesi kapladı. Nerdeyse yaşanan barış sürecinin önüne geçti bu akil insanlar. Normal insanlar meseleyi bırakıp, akil insanlar meselesine takıldılar ve kaldılar. Bu konuda asıl meselenin isimleri tartışmak, listeyi beğenip-beğenmemek meselesi değil, bu heyetin ne yapacağını tartışmanın dışına düştük hepimiz. Sen ne kadar "akilsin", ben ne kadar "akıllıyım" egosuna takılıp kaldık. Listeyi beğenmeyen, karşı çıkan, küsen, öfkelen, gönülleri hoş olmayan akil değil ama normal insanlar kalabalığı oluştu birden. Tuhaf bir duyarlılık yani. Bu sürece toptan karşı çıkan "komando gazetecileri" ve "komando siyasetçileri" bir kenara bırakarak değerlendirmelerime geçersem;

1- Bu listede bu sürece karşı çıkan figürlerin bulunmamasını eleştirmek fazlasıyla tuhaf bir durum. Sürece karşı olanların "barış olsa iyi olur" türünden bir yaklaşımı olmayacağına göre, kimseyi barışa ikna etmek için uğraş vermeyecekleri açık.

2- Kürt siyasi çevrelerinden yeteri kadar temsilci yok demek daha bir tuhaf. Kürtleri ikna edecek olan duygu, Öcalan'dan gelen mesajlar. Başka isimler olsa bile başkaca bir anlamı olmayacağı açık.

3- Esas sorun AKP'nin tabanı, yani AKP'yi destekleyen çevreler. Gerçi bu çevrelerde Başbakan'ın söylediklerine daha çok itibar ediyorlar, tıpkı Kürtler gibi. Ama durum tam da bu değil sanırım. AKP oy verenleri ve hemen onun yanında bulunan sağ-muhafazakar çevreler savrulma yaşayabilir. Şoven ve milliyetçi itirazlara kulak kabartabilir. Benzer bir durum izlediğimiz kadarıyla CHP'nin bir kısım seçmeni için de geçerli. Ancak MHP'nin muhalefetinin AKP'ye oy verenleri etkilemesi ihtimali daha yüksek.

4- Bu nedenlerle, iktidarın sağ-muhafazakar seçmenleri "yatıştırması" daha bir ihtiyaç. CHP açısından durum daha bir karmaşık. Çünkü daha önce "akil insanlar heyeti kurulsun ve sorun şiddetten arındırılarak çözülsün" diye bir öneriyi tartışmaya açmışlardı.

5- Akil insanlar listesi daha çok sağ-muhafazakar çevreleri Kürtlerle barışa hazırlamak, hadi kendi deyimleri ile söyleyelim "helalaşmak" için oluşturulmuş bir görünüme sahip. Bir tür milliyetçi hezeyanlara savrulmaları engellemek ve sürece "kalpleri ısındırmak" için oluşturulmuş gibi. Gerçi "popüler isimlerin" bu listeyi "sulandırma" gibi bir riski olabilir. Diğer taraftan bir avantaj da sağlıyor bu popüler isimler. Listeyi "iktidar listesi" görüntüsünden uzaklaştırabilir.

Komando gazetecilerin niyetlerini saymazsak, itirazlarda anlaşılabilir nedenlerde mevcut. Şiddetin ve çatışmaların bitmesini arzu eden önemli bir çevrede, bu süreç bir "demokratikleşme" getirmez diye kaygılar taşıyor. Bu son derece anlaşılabilir bir durum.
Şimdilik yaşananlar "demokratikleşme" üzerinden değil, "barış" üzerinden yürüyor.

Anahtar soru şu; "demokratikleşme olmadan, barış olur mu?" Bence olur. Silahların susması, kanın durması, gencecik insanların ölmemesi ise konuştuğumuz, evet olur. Bunu söylemek ise demokratikleşmekten vazgeçmek anlamına gelmez. Bunun için mücadele etmemek anlamı hiç taşımaz. Demokratikleşmekte ısrar etmek, bundan vazgeçmemek boynumuzun borcu.

Ama maalesef barışa karar verenler, aynı zamanda savaşa da karar verenler olur. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Savaş için mücadele edenler, bedel ödeyenler nasıl bir barış yapacaklarını da karar verirler maalesef ki.

Barış hangi koşullar altında gelirse gelsin, buna destek vermek için "akil" olmaya gerek olmaz. Akıllı olmak, vicdanlı olmak, insanları ve insanı sevmek, en önemlisi savaşan genç umutların sönmemesini görmek yeterlidir.

Kısacası iktidar akil insanlar listesi oluştururken "akıllı seçimler" yapıyor. Bizler de demokratikleşmeyi Kürtlerden ya da iktidardan beklemeden "akıllı bir demokratikleşme mücadelesi" yürütecek siyasi-insani akla sahip olabiliriz.

Sorun ne? Küsmeden, öfkelenmeden, günlük basit siyasi hesaplara kapılmadan, kan üzerinden gelecek oylara gözümüzü-gönlümüzü dönmeden, bu sorunu siyaset meselesi görmeden adımlar atmayı ve mücadele etmeyi becerebilmemiz meselesi.

Barış iyidir yahu. Sulandırmaya, magazinleştirmeye, burun bükmeye, listelerden hoşlanmamaya, basit siyasi hesaplara girmeye hiç gerek yok. Hele "komando gazetecilik" çok ayıp yahu, hiç gerek yok. Akıllı olsak ve biraz da vicdanlı olsak yeter.