SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

7 yaşında gözaltı. Cümlenin devamını kuramadım!

Yazının Giriş Tarihi: 28.04.2011 10:26

Ellerinizden öper -gerçi benim elimi hiç öpmedi, hatta ben el öptüğünü hiç görmedim ama cümle böyle tamamlanır ya, temenni ettim işte-.Çok küçük yani. Biraz "hareketli" bir çocukluk yaşadığı için, her hangi bir yaramazlığında bir zarar görür diye aklımız çıkıyor. Gözümüz hep üzerinde. Ev içi hayatı/dışardaki hayatı sürekli "proaktif risk değerlendirme" yaparak yaşamak da ayrıca yorucu. Küçük, korunaksız ve her çocuk gibi güzel ve değerli bizim için. Çocuk işte.

İnsan kendi çocuklarının yaşına uygun ne görse, ne duysa bir özdeşim kurmaktan kendisini alamıyor. Eğer insanın yüreği nasırlaşmamışsa çocukların başına gelebilecek her tür müsibet insanın canını daha fazla yakıyor. Böyle yani durum. Her anne-baba bunu anlar.

Akşam olup, karanlıklar çökünce eve giriyorsun. Memlekette ne olmuş diye haberlere göz atıyorsun.

"Şırnak'ın Silopi ilçesinde 7 yaşındaki iki çocuk "polise taş attıkları" iddiasıyla yaka paça gözaltına alınarak Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü". "Nusaybin'de çıkan olaylarda 10 yaşındaki E.D. ve 11 yaşındaki F.A. kafalarına gaz bombası isabet etmesi sonucu yaralandılar. 12 yaşındaki H.İ.'nin yaralanma nedeni ise polis tarafından darp edilmek!".

Haber bu işte. 7 yaşındaki iki çocuk gözaltına alınmış. Gözüm oğluma dönüyor, 7 yaşında daha. Küçücük yani. Nasıl olur yahu, nasıl olur? Demekten kendini alamıyorsun. Yaa olabilirmi böyle bir şey? 7 yaşındaki çocuk gözaltına alınabilirmi? Olmuş işte. Alınmış.

Şimdi 12 Haziran seçimlerine giderken YSK'nın bağımsız adayların adaylıklarını veto etmesi ile başlayan gerilim, toplumsal tepkiler, yaşanan çatışmalar üzerine bir yığın analiz yapılabilir. Ancak içimden gelmiyor. "Hay seçiminiz batsın emi!!". Yaaa 7 yaşındaki çocuklar gözaltına alınır mı? Olur mu böyle bir şey? Ama olmuş. Üstelik "durun ne yapıyorsunuz? Onlar küçücük çocuk, bırakın onları" diyen bir vatandaşta hemen çocukların yanlarına konularak gözaltına alınmış. Olmuş valla.

Olayların sıcaklığı, gerilim hali, güvenlik güçlerinin stresi, falan filan. Hiç bir şey açıklamaz bu durumu. Çocuklar taş atmış mı? Bilemiyoruz. Ama diyelim taş atmış. Olsun. 7 yaşında çocuğun bunu bir oyundan ayırabilmesi mümkün mü? En fazla onlar ortamdaki karışıklığı oyun sanarak oyuna katılmışlardır. Yapılacak şey onları gözaltına almak olamaz herhalde. En fazla "oynadıkları oyunun" içinden çekip çıkarıp, ailesine teslim etmek olabilir. Yapılacak tek şey budur yani. Hatta "durun, onlar çocuk daha" diyen vatandaşa çocukları teslim edip, "bu çocukları ailesine götür" demek de mümkünken, gözaltına almak. Akıl almıyor. 7 yaşında çocuk yahu.

Kaldı ki YSK'nın bağımsız adaylara veto uygulaması başlı başına bir tartışma. YSK'nın sonradan vetodan vazgeçmesi bile "seçim ortamına müdahale etmeyi düşünen güçlerin" nasıl bir keyfiyet içerinde olduğunu gösteriyor. Siyasal ortamı gererek, demokratik olmayan yasaklamalardan hala beklenti içinde olmak da ayrı bir konu. "Dağdakini legal siyasete davet ederken, ovadakine dağı adres göstermek" ayrı bir gariplik ayrı bir tuhaflık. Her tür toplumsal mücadele içinde olan birinin gözaltına alınmaması, mahkeme karşısına çıkmaması, ceza almaması mümkün mü bu ülkede? Hele toplumsal alan "kürt sorunu" ise hiç mümkün değil. Bu bilinmiyor mu? Sonuçta kendi Başbakanını asmış bir ülkeyi, gelmiş-geçmiş siyasi liderlerin hemen hepsinin hapis yattığı bir ülkeyi konuşuyoruz.

YSK sonuçta siyasi bir karar veriyor ve itirazlardan sonra yine "siyaseten vazgeçiyor". Hukuki bir karar yok ortada. Hangi hukuk zaten. Baksanıza YSK'ya adaylık başvurusunun son günü CHP milletvekili adayı olmak için adaylık belgelerini ileten Turhan Tayan, o sırada DP üyesi ve Kükürtlü delegesi. YSK dönüpte " yahu siz başka partinin üyesisiniz, CHP'den aday olmanız hukuken ve ahlaken mümkün değil" demiyor! Gerçi "yılların siyaset esnafı" konuştuğumuz kişi, ayarlamıştır "eski bir istifa dilekçesi". Ama biz hangi hukuğu konuşuyoruz ki. Neyse konu bu değil.

SONRA SÖZ BİTİYOR

Haberler devam ediyor. Samsun'dan, Tekkeköy ilçesinden geldi haber bu kez. 2.5 aylık Kübra Nazar Bakırcı, artık otopsi raporu ile de kesinleşti ki, açlıktan öldü. İşsiz bir baba ile tencerede işsizlik ve yoksulluk kaynatan bir ananın bebeğiydi Kübra. Babası ekranda zorlukla yoksulluğunu anlatıyor. Burda söz bitiyor işte. Artık ne oturup yemek atıştırmak mümkün ne de kahırdan iki duble "tıksırana kadar" içmek. Her şey boğazına takılır artık gözlerin kendi çocuklarının üzerindeyken.

CHP'NİN ÇOCUK RAPORU

Başından söylemeliyim, kuracağım cümleler seçim üzeri basit seçim propagandası içeren cümleler değildir. Çocuklar üzerinden siyaset, istismardan öte bir anlam taşımaz çünkü. Ancak siyasetin çocuğu merkezi bir yere koymaya başlaması mutlaka gerekli. Gerekli ne demek, elzem ve acil.

Böyle düşünürken Kılıçdaroğlu'ndan CHP'nin çocuk politikasını anlatan klip dönmeye başlıyor televizyonda. Dikkatle izliyorum. Hani şu; elinde tartı ile gecekondudan çıkan yoksul çocuğun, bir restoranda yemek yemekte olan varsıl çocuğa baka kaldığı ve CHP liderinin "Hangi ana baba ister, bir çocuk yerken diğeri baksın?" diye sorduğu film. Gerçekten hangi ana baba ister.

Şöyle bir göz attım, CHP'nin çocuk raporu mevcut duruma ilişkin verileri ortaya koyuyor: 6 yaştan küçük her üç çocuktan birinin yoksul olduğu, çocuk yoksulluğunun kırsal bölgelerde yüzde 40'a ulaştığı bir ülke Türkiye. Tüm yaş grupları arasında en yüksek yoksulluğun 0-14 yaş grubunda bulunduğu bir ülke... Kamu kaynaklarının yalnızca yüzde 6.5'ini 0-6 yaş grubundaki çocuklara ayıran ve hiçbir istatistiğin yeterince açıklayamadığı acı tabloyu düzeltebilecek bütçeyi yapamayan bir ülke Türkiye.

CHP'NİN ÇOCUK RAPORUNDA NE VAR?

• Çocuk bütçesi oluşturulacak ve devlet bütçesi içinden çocuklar için yapılan tüm harcamalar ortak bir çerçevede izlenecek, harcamalara şeffaflık gelecek. Şu anda, kamu kaynaklarının çok az bir oranı, sadece yüzde 6,5'i 0-6 yaş arası çocuklara ayrılmaktadır. Çocuk bütçesi ile bu rakam hem artırılacak hem de daha etkin kullanılabilecek.
• Çocuklar terör mevzuatı altında kovuşturulmayacak.
• Öncelikle büyükşehirlerin "çeperlerinde" ve Doğu Güneydoğu'da her semtte çocuk merkezleri kurularak tüm yurda yaygınlaştırılacak. Doğum öncesi ve sonrasında rehberlik hizmeti ile psikolojik desteğin sağlanacağı bu merkezlerde, oyuncak ve oyun alanları, çocuk müzeleri oluşturulacak.
• Buralarda ücretsiz gündüz bakım hizmeti verilecek. Dil konusunda sıkıntı yaşanan bölgelerde yardımcı personel sayesinde hizmetlerden tüm yurttaşlar yararlanacak.
• 2 yıllık okul öncesi eğitim zorunlu ve ücretsiz olacak. Eğitim tam gün olacak, okullardaki katkı payı kaldırılacak.
• Tam gün eğitim dolayısıyla öğrenciye sabahları süt, öğlen ise iki tas yemek verilecek. Öncelikle gelir durumu düşük yerlerde proje hayata geçirilecek sonra tüm yurda yayılacak.
• Bugün sadece 8 çocuk hastanesi bulunan Türkiye'de, CHP iktidarında her ile çocuk hastanesi açılacak. Yılda 2 milyon gebelik olurken, anne adaylarından 465 bini gebelik boyunca hiç bakım alamıyor. Bugün yüzde 83 olan sağlık personeli nezaretindeki doğum oranı 2015'e dek yüzde 100'e çıkarılacak.
• Doğum yapan her aileye yarım altın verilecek, bez ve mama gideri karşılanacak.

Toplumsal eşitsizlikleri tamamen ortadan kaldırıp, barışın egemen kılındığı bir ülke ortamı çocuklarımızın geleceğini güvence altına alacaktır biliyorum bunu ama rapordaki bu hedeflerin bütününü önemsiyorum. Siyasetin çocukları önemsemesini önemsiyorum kısacası.

NOT: Son günlerde CHP ve cemaatler üzerinden yürütülen tartışmayı anlamakta zorlanıyorum. "Cemaatler ve siyasete etkileri" üzerine iki satırı başka bir yazıda değerlendirmek istiyorum. Ancak söylemeden geçemeyeceğim "ülkedeki cemaatler gerçeğini görmeliyiz" demek, niçin cemaatlere göz kırpmak, yaklaşmak oluyor anlamadım. Fazla zorlama bir suçlama değilmi bu. Mesela ben şimdi çıksam "ülkedeki yolsuzluklar gerçeğini görmek durumundayız" desem. Buradan çıkan sonuç "hadi arkadaşlar, kuralım ekibi, böyle bir ortam varken organize yolsuzluklar işine girelim" mi demiş olurum. Yoksa "ülkemizde yolsuzluk gerçeğini göreceğiz ve bu realiteyi değiştirmek için kafa yoracağız" demiş mi olurum. Yanıtı ne kadar zorlayacağınıza bağlı!