SON DAKİKA
Hava Durumu

Uğur Adalıoğlu; Kötü gün görmemizi istemeyen öğretmenlere bin selam

Yazının Giriş Tarihi: 31.01.2024 20:46
Yazının Güncellenme Tarihi: 01.02.2024 00:24

Takvimi indirdim.

Bir vazifenin alt üst edici gücünün sona erdirilmesiymiş o kararlar. Sonra öğrendik. Güzel neşeli hayatların sürebilme ihtimallerinin simgelediğı aklın kalbin keyfine bedel öğretme ve öğretmenlik, boylu boyunca hedefti.

Kalabalıkların kendi aklı yoktur demişti Salvatore'ye Cennet Sineması'nın emektarı Alfredo. O lazım geliyordu.

Toplumlar kendi aklı olamayan yığınlara dönsün diye akıllar bozulacaktı.

Kült öğretmenlik köyden kırdan, evden işbirlikçi sermayeden, feodal kördüğümden, şehirden ve akıl vermekten mütevellit hedefti.

Bu değer imha edilmeye mahkumdu.

Müfredatı, hakim yaklaşımı, tarih ve coğrafyanın hükmedici kaderi olarak cetvel, tokat, kıyıcılık ve inkar mütemmim cüzünde, hep o aydınlık işareti olarak kült öğretmenler dalgasına saldırı  sürekli vardı. Hikayeyi biliyoruz.

Fakat öldürücü darbeyi, çoklu öğretmenler cemaati gibi bir aileden ve memleketten gelen öğretmen babamın çok değerli bakanı Mustafa Üstündağ'la şair Ecevit indirdi.

Toprakla ilişkisi yanlış yerden kesilen Anadolu'nun, çocukları da ABD kaynaklı tavsiye icabı aceleyle kazanılmış haklarından edildiler. Öğretmen Okullarının canı bir an evvel alınmalıydı, sene sonu bile beklenmeyecekti. Dördüncü sınıftakiler öğretmen okullarının son mezunları, bizler lise mezunu olacaktık. Bu kadar. Sonrası kanırta kanırta gelecekti.

Kararı duyunca, Gökçeada Atatürk Öğretmen Okulu öğrencisi, onbeş yaşın ince bilekleriyle uğradığı gadre inanamamış bir kız çocuğu olarak evdeki Ecevit takvimini indirmekten başka birşey gelmemişti elimden.

Tekinsiz bir alaşım ruhları bayağılaştırmaya and içmiş. Tamam. Ada da, her yerde yine huzursuz ve gücenik olacak. Kötülük her yere bulaşacak yine.

Darbeler bir yerlerde bitecek, sonra yeniden cuntalar olacak da boğaz boğaza gelme sırası bana da gelecek, daha bilmiyoruz.

İmroz'da zaman heyecanlı bir kitap gibiydi.

O ümitsizliği tam bilmediğimiz günlerde adadaki öğretmenler, bahtımıza gökten düşen elmalardı bizim için. Bu hikaye de zaten orta yerden başlamıştı.

Öğretmen deyince Todori Okumuş, Konstantin Terzi, Minas Yalyas, Sofokli Kiryakopedi, Şerife Üzümcü, Sotir Brigos, A. Latif Önal, Foti Ranağo, Vasiliki Hacudi, İzmirna Çamuri, Sedat Turan, Adnan Özyayla, İsmail Hakkı Tekin, Mehmet Saraçoğlu, Yılmaz Turan, Şeref Ok, Güler İnan, Sündüs Ergun, Şerife Maya, Özen Sözen, Nebiye Kutlu ilk aklıma gelen isimler. Ev ziyaretleri sevimli muhabbetler çocukluğun müthiş keyfine bilye gibi yuvarlanıp durur.

Adanın katmerli tarihinde, kim var imiş biz yoğ iken hizasında aranacak değerlilikleri için aslında adadaki öğretmenler kitabı yapılabilse ne güzel olurdu. Mesela Limni Lisesi mezunu en az yedi öğretmenin adada görev yaptıklarını görmüştüm bir meclis tutanağında.

Bu sevgili isimlere bakınca, Türkçe öğretmeni Erol Saygı'ya, hocam dedim bu yaz, sizin de mi doğum tarihiniz yeriniz var yani, oysa sizleri ezelden gelmişsiniz diye biliriz!

Adada herkes birbiriyle en az iki kez karşılaşır, o zamanlar öyle olurdu. Biz de dolaşırdık ne yapıyorsak artık dolaşıp, e hocalara da denk gelirdik mecburen.

Resim dersinde unutulmaz bir perspektif anlatan Nail Karabulut ve Türkçe'nin uzun kenarlarını bulduran Erol Saygı'yla karşılaşınca çekilirdik kenara. Sennur hanım bizi görse de selamlaşsak ay ne mutlu olurduk, hep o zarafet. Ortaokul müdürü Yücel Akgün ve Mergup Kamtekin matematiği sevdiren öğretmenlerdi. Evet matematikçilerden devamla Mehmet Ali Atlıhan öğretmenim olmadı ama, arkadaşlarına en zor zamanda dayanışma gösterdiğini öğrenecektik. Anısına saygıyla Ali Voyvoda da güzel bir matematikçiydi, Yeni Ortam Gazetesini onda gördüğümü sevgiyle anarım.

Matematiğin güzel hocası Uğur Adalıoğlu da bize düşmüştü. Simdi vay olsun, yemin kasem olsun, kim sansın ki uğurlandı.

Çok parlak bir matematik öğrencisi değildim ama sevdim dersi. Fakültedeyken ara dönem eve geldiğimde istatistik ve ekonometri öncesi destek almak için bir gün evlerine gittim adanın en zeki kadınlarından diye düşündüğümüz Remziye hanım ve Uğur hocanın. Gökçe daha kundakta bebek, o kadar vakit önce hani.

Uğur hocam, o kıyamet içinde  fakülteden mezun olmamda Prof. Dr. Mustafa Aytaç ve anısına saygıyla Prof. Dr. Nuri Burhan ve siz ne iyi etmiştiniz, fonksiyon ve farkettirdiğiniz grafik analizi, minnet olsun sizlere.

Ah o 16 Martlar

Bahşedilmişler olarak bahtımıza düşmüştü ya öğretmenler o ümitsiz günlerde.

Bize bahar gibi birşeydi daha hayat.

Toplu bir hareket ve büyük bir hazırlık. Öğretmen Okullarının Kuruluş Günü 16 Mart kutlamaları, şimdi bakınca, atfedilmiş kültür emekçiliği ruhunun iradeleşmesi için yoğun ifade günleriydi. Sergiler, korolar temsiller, halkoyunları birlikte kolektif sahneler, seyirciler davetler.

İç Ege ve Göller Bölgesi'nden erkek öğrencileri yatılı bine yakın öğrenciyle uzun bir dönemin sembolleşen yıllarıydı.

Bilgi Demir, Nazlı Koçak, Naziye Çetin, Ürhan Uzma, Alime Uygun, Mehmet Maraşoğlu, Hanife Alaylı, Ahmet Şen, Güler, Fatma Kardaş, Fatma, Ayşe, Gülten, Feride Demir, Ilknur, Aysel, Sadullah, Mustafa Sıypak, Mustafa aynı zamanda Uğur beyin en iyi öğrencilerindedi sınıfta, yüzleri akımda isimleri gülüşlerde kalmış nice arkadaş mesela Ahmet Hamdi Bozkuş, Atılay Işık, Yaşar Yaman, Feridun Bahşi, Mehmet Dağınık, üst sınıflardan Selma Aratman,çok erken veda eden Nazmiye, Bingül, Nuran ve Nurcan Şen, adanın en naif yüzlü kızıydı Feride Demir, Yalçın, Sabriye, Mutlu, Mızrak, Habibe, Ali, Ertuğrul, Aydoğan Yavaşlı. Umarım belleğimin yanıltmadıği isimlerdir, zaman, kim nerede ne düşüncededir?

Keman deyince Ali Seçim Pak, piyano Gül Anar, Filiz Akdemir, hocaların yetenekleri bizi sevindirir, Rüveysa  Göllücü'ydü biz tanıdığımızda, resimde renkleri güzel bir kızdan yeniden seçerken, Kemal Yazgan hepimizi dinleyen sakin bir genç, ay ne üzülmüştük hocam hatırlar mı bilmem ki, 19 Mayıs  gösterileri yağmurdan ertelenmişti heyecanımız of yine yarım kalmıştı, Handan hanım gelir geçer gözümden, Ömer Tanrıkulu,Niyazi Dirik, Talat Gökçesular. Rukiye Karabulut İsveç Kibritleri'ni vermiş, kaç sefer okudum sorarsa  bileyim, Henrich Böll'den ilk Yılların Ekmeği sömestr ödevi. O tahtaya yazdığı yazıya şükranla.

Ko aparsın sular seni, geçme namert köprüsünden.

Tahtadaki bu deyiş, çok değil dört yıl sonra kötü rezil bir günde bağrımı ferahlatacaktı. Kan kokan izbe pis hücrede gözbağımı açtım. Okuyanlarıyla  gözaltına alınmış kitap yığınlarının arasında bir yere dayandım. Kitaplar ve o deyiş, sevindim. Kitapları araladım, Enver Gökçe

Selam olsun bizden önce geçene, selam olsun dayanana düşene.

Eyvallah.

Gelsin Fahrenheit 451!

Sevgili Uğur öğretmenimiz sizleri niye çok sevmişiz biz?

Selçuk Tanır coğrafyada ilk kez denizden balıktan hayattan anlattı.

Ali Maya keskin ütülü pantolonuyla hiç noksansız coğrafyaya dakiklik katmıştı. Ali Rıza Ertürk felsefenin ve uygarlık tarihinin kelimelerini tanıttı.

İktidar değişirken sürgünler tayinler yeni dönem gösterecekti kendini. Halit Deringöl için niye üzülmüştük bilmiyorum da Mevlut hoca bizi sever miydi neden sevmesindi, milliyetçi değildim ama. Gazi Akar yeni edebiyatçımızdı. Türkçülüğün Esasları, Çağlayanlar yeni okumalarımız.

Esat Sağcan'dan fen derslerinde eh biraz biraz çekinirdik müdür diye de galiba.

16 Martlar'ın ruhu, takvimi indirten nedenlerle birden kaybolup bitti. Okul tatili gelip arkadaşlardan ayrılma hüznü gibi çoçukca bir halin ötesiydi artık.

Diğer 16 Mart,1964'te o mukavelamenin iptali. 20 kilo 20 dolarla gitme emri. Daha Belgin doğmamış.

Adadaki geçen yaz duyurulan bu kararın sergisinden bir sözle vazgeçmek hiç doğru değildi. Nehirim dendiyse akılacak. Şair nehirlerin isim değıştirerek aktığını boşuna demediğine göre, iyi coğrafya bilmeden olmaz.

İlk gençliğinden tanıdığım kendi de öğretmen Ünal Çetin ,tartışmalı bir dönemde görevden alınmasaydı, sergiye bir hitab-ı kabil bulunurdu belki düşünürüm.

Toplumsal irade apolitik acemiliklere gelemez. Sergi hazırlanırken bunu gözardı etmemek yerinde olurdu.

Diğer 16 Mart 1968 May Lai Katliamı

Onu da filmini çocuk yaşta Zeytinliköy'de, bizim Atanaş'ın dedesinin kahvesine çapraz dibekli kahvede seyretmiştik. Namık ustayla kızı Bebeka oynatmıslardı. Afişteki acı hala akılda. Vietnam'da katliamlar olurken, demek ki Albaylar Cuntası Ritsos'u, Teodorakis'i öldüresiye dövüyor, Melina Mercuri, cuntanın içişleri bakanına o ünlü sözü söylüyor "Pattakos faşist doğdu, faşist olarak ölecek." O vakitler açıktan faşist olmak çok yüz kızartıcıymış belli ki.

Peki bu son olsun. 16 Mart 1978 İstanbul Üniversitesi Katliamı. O gün öğlenden sonra oldu, üstlerine bomba atılan öğrencilerden yedisi öldü çok sayıda yaralanma ve dehşet.

Simdi söyleyeceğim hocam. Bizler sizi bu ada hikayesinde, gençliklerinizi hiç yüksünmeden kötü gün görmeyelim diye bize dağıttığınız için sevmişiz.

Adanın sonsuzluğundasınız, yok ama bu böyle bitmedi ki daha.

Hadsizi görgüsüzü, geometri bilmez ama yer çevirir, cebir denklemi bilmez cebren iş yapar, adayı boyayıp birkaç kez satmaya heveslenir, ne yapalım bilinmeyeni sormaya geliriz arada size. İstisna kaideyi bozsun.

Sotirios Theoharis'in Nikolaus hikayesini başka yerde anmıştım, Rukiye Hoca'nın bu yaz Aşık Veysel'den söylediği bir deyişle kalsın bu yazı.

"Ah ki bala da tuz katmışlar."

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.