Belkıs ÖNAL PİŞMİŞLER 17 Temmuz 2021 Cumartesi, 21:54

Elindeki fındık sürgününü doğraya doğraya yürümüṣ.

Ṣehirlerarası uzun yollara, lise öğlenden sonralarına, akṣam darlanmalarına, esrimiṣ rüzgarlara yaslanmıṣ oluruna gelir anlarda.

Sadece  tanıyanların toplayacağı parҫalarla bir araya denkleṣtirilen bilinmedik hikayelerini mahalle mahalle taṣımıṣ Burhan Öztürk. Her mahalleye taṣınmada da ne ҫok omuz veren bulmuṣ.

Belli ki hikayelere girmek istemiṣ her mahalle. Her sokak baṣında kendisinden parҫa koparıp ortaya koyanlara da hani hakkı yenmesin, parҫayı zarar görmeden geri verip, aynısını anlatırız edasını yerleṣtirmiṣ Öztürk.

Karadeniz ağıtla anlatılmaz gibidir, baṣtan savar gibi durur, telaṣı vardır, afrası önde gider.

Ṣunu vaktinden önce yazayım. Peki, de bakalım demiṣ olsa bir nene, de bakalım bu denizin tafrası niyedir?

Bu soruyu kime soracağını varsaydığımı sonra anlatayım.

Sokak hikayelerini anlattığı, İncir Ağacının Gölgesinde Zaman kitabı, yeraltı yazınının kıṣkırtıcı, dıṣavurumcu anlatıların en keskin sıyrıklar ve dövmelerle dolu zamanından dökme.

İnsana en hadsiz sataṣmaların, yolunu kesmelerin ve baṣa bela melanetlere kızılcık sopasıyla ҫelme takmanın ҫeṣit ҫeṣit trajik, sarsıcı hikayeleri bunlar.

Katıla katıla ağlanacak anların gerҫeküstü hikayeleri.

Her mertebeden bir dil. İniṣin ҫıkıṣın, boğuluṣun, ince saz heyetine katılıṣın, küfrün, iҫ ҫekiṣin, kahrolmuṣ bütün bir günün, üstelik basbayağı güzel baṣlamıṣ günün ve boğazınıza oturmuṣ bir nihayetin, size yani okuyana, kol kanat gererek anlatılıṣını üstlenmiṣ.

Bunu niye yapmıs olabilir?

Gerilimli geҫmiṣin temel taṣları vardı. Eṣitlik ve özgürlük iҫin döṣenirse aha da ṣu ucu da denk gelirse diye ne hevesler, nefesler ve hayatlar adanan.

Gerҫeğe, doğrusu hakikate ulaṣacaksak, insanı orada bir an olsun mutlu göreceksek ve kendimizi de bundan ötürü bahtiyar hissedeceksek, o anlarda neler oluyordu diye bakacaksak, onların hikayelerini unutmamak iҫin anlatmıṣ yazar. Burası tamam.

Ama baṣka?

Bu kalıntılardan geҫerken, anlam ve önem değil o biraz aṣınır diye, hakkı kaybolmasın diye, arkadaṣların, arkadaṣlıkların ve Hayat mecmualarının ifade ettiği ṣehirlerin bizim de kalbimizde oyduğu delhizlere ıṣık sızdırrmaya mı koyulmuṣ!

Herkes unutulmuṣ olsun, herkes de unutmuṣ olsun, sadece anneler unutmamıṣ olsun, Ahmet Telli son kalanın yaralı olduğunu söyleyip umut verdirsin. Tam bu anlatıda hatrıma düṣtü.

Bir arkadaṣla sözleṣtik, bu dediğim kırk yıl önce. Baṣka ṣehre mahpustaki arkadaṣları ziyarete gideceğiz. Gittim bekledim, nasılsa gelir dedim, görüṣ yaptık bitti, arkadaṣı bir daha hiҫ görmedim ama duydum ki keyfe keder gelmemiṣ iṣte, de bende dönüṣ parası yok! Ama o an Refik Bey Amca, Refik Müftügil, kızının görüṣünden ҫıkmıṣ, anlamıṣtı, o beyefendi, o nezaket yüklü değerli insan, müṣkülümden kurtardı, belli etmeden, birṣey demeden, yolculadı beni. Siz de kalmıṣ olsanız darlıkta, ҫıka gelse Trabzonsporlular, Özkan Sümer Malatya Cezaevine ziyarete.

Karadeniz'de hamsilerin mahvolduğunu anlatmak kadar zor bu. Düzgün anlatılmazsa bozulacağından korkarız ya.

Dağların yamaҫlarında uzaktan anneleri görürlermiṣ. Uҫurumda Saklı Sevdam'dan kalmıṣ aklımda. Ṣehittin Tırıҫ, Habil Irgül'ün isimleri gelir gider yamaҫlardan yaylalardan. Kitabın ҫağrıṣımları da zengin demem o ki.

Ṣehrin kelimeleri ele avuca gelirken, genҫliğini yaṣar, kasalarda yakılmıṣ ateṣler, bağırlar arkadaṣ ölümleriyle dalgaların hiҫbir burgacında teselli aramaz.

Baṣtan sona  kavramaya ҫalıṣsa da kitaptan taṣar ṣefkat, sevgi, "Dayım, senin horonda sallanan omuzlarına kurban olayım."

Gülizar, Arka Bahҫede Aҫan Mimozalar, Beni Unutma, Madam Divinia,Trabzon Kar Altında, Ganita Zeki, bir yiğit bir güzel abi... birbirine karṣı bağımsız, birbirini öven bezeyen , yağmur altından  anlatılar.

Yosun tutmuṣ bu kayalıklarda herkes gezemez belli.

Peki ama kimlere armağan etsek ṣimdi bunları, bu kadar hatıra birbaṣına mı kala.

Mesela dünyanın bütün kitaplarını okumuṣ olduğunu düṣündüğüm, Trabzonları da bilen Ökkeṣ Ünlübayır okusun isterim, mesela Metin Ayҫicek mesela Engin Erkiner, mesela ҫok güzel Karadeniz türküleri söyleyen Kazım Çalıṣgan ve Andreas Heuser, mesela en güzel yazıiṣleri müdürlerinden otuz yıldır görmediğim Yeṣim Doğan, mesela Karadeniz'in taṣlarını adlarıyla bilen Sezai Sarıoğlu, onu her görüdüğümde ona ҫok yakıṣan kareli gömleğini hatırladığım Melek Büyükpehlivan, mesela Trabzon anlatıcısı Tayyar Sürül, mesela erkenden buraları bırakıp giden bir baṣka Karadenizlimiz Savaṣ Karayaka, mesela o ҫok özlediğimiz Metin Türker, mesela Karadeniz yaylalarına iki kere gömülen Necdet Piṣmiṣler, mesela Filistin Halkının güzel yüzü, mesela kendi cezaevindeyken kaybettiği gepegenҫ kızı Süha'nın cenazesine katılmasına izin verilmeyen Halide Cerrar okusun , belki hasından bir meram bir teselli  sayılsın isterdim.

Sonra da mesela ṣöyle olsundu, ekṣi elma ve mısır unu ambarlarının orda gece, bir nene Necdet'e sormuṣ olsun, bilir misin bu dağla denizin afrası afrası nedendir diye.

Burhan Öztürk," ömrüne ömrümü katbilsem "diye annesine ithaf etmiṣ yazdıklarını. Kardeṣi  Sinan Öztürk de Zor Yıllar 'ı abileri Irfan Öztürk´e. Ṣimdi de sıra onda, Sinan Öztürk´ ün  sakınmasız  minnetsiz dilini okuyalım bakalım.

Çay iҫilmiṣ olsun mecburi güzellikle, belki mısır ekmeği falan yanında, öyle bir muhabbet. Sonunda gün ağarır.