SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Gerçeküstü bir anneye; Gemlik'i sevme zamanı...

Yazının Giriş Tarihi: 27.01.2015 11:34

Gözlerinin yeşillenmesinden anlardık serin dağ yamaҫlarını, Karadeniz'in ıslak ortancalarını özlediğini. 'Sarıkız'ı oynamayı severdi biz rahat vermezdik ya, o kızmazdı.

Hastane koridorlarının ağır gecelerinde, siyasi şubelerin canhıraş odalarında izimi ararken, askeri mahkeme salonlarının kıyıcı kararlarını dinlerken, görüş günleri kederini sebatla gizlerken de kızmazdı.

O gün kızmıştı işte. 'Sen ҫok bilme' demişti, kaҫ şafak sökülüşünü gördüm bu dönemeҫte.. O levha o tarafta değildi.

Körfez dönemecinde Orhan Veli dizelerinin yer aldığı levhanın yeri Gemlik'le ilgili ilk meselemiz olmuştu. Bizimkilerin o vakit Gemlik safhası başlamış değil. Benim Körfezle miladım önceden. De, nedense iҫimde kekremsilik, pek hoşlanmazdım. Daha darbeden bir ay evvel büyük bir miting hatırlarım. O zamanki limandan Gemlik'in iҫlerine taşan, işҫiler öğrenciler, Petrol İş Sendikası...

Sonra o güzelim manzaralı Gemlik Lisesi'nden neredeyse bin öğrencinin bir gecede gözaltına alınışı. Onlarca, hatta her evin neredeyse iki tutuklusu vardı. Gölcük'te öğrenci ögretmen birlikte kaldıkları olmuştu. Bu gözlerimle görmüştüm.

Cengiz Göral'ı Adliye Köyü'nde anmada olurduk sonra, bir kuytulukta bekleyen hüzünle. Yılmaz Akkılıҫ'la gitmistim en son. Yahya Şimsek, Asude Şenol, yanılmıyorsam Ali Arabacı, Ali Aksoy, Bursa Barosu'nun ҫağdaş, sosyalist, anti faşist avukatları olurdu. Hem herkes ҫok genҫ daha. Cengiz Göral'ın vuruluşundan iki gün önce fakülte arkadaşımız Ali Ünver katledilmişti, aynı yaz, aynı yıl, aynı ay.

Nadir'in babası da radyodan duyup, ev arkadaşı öldürülen oğlu iҫin ҫıkıp gelmiş Ürgüp'ten. Sanki şu kapıdan geliverecekmiş gibi demiştik Ali iҫin de, bir müddet öyle gelir ҫocuğum demişti, biz o zamanlar daha yirmi yaşlarında bile değiliz. Altı ay sonra ama Kahramanmaraş katliamının protestosunda Nadir Ölmez de Mesken'de vuruldu aynı yıl.

Birşey olmamış gibi sayılır ya, annelerin gözünden Gemlik Körfezi'ne süzülen martılar gibi gözyasları akmıştı da, Körfez bir dalga bile ҫalkalanmamış gibi gelirdi. Öyle bir serinlik iҫimde.

Yine ANAP döneminde Manastır'ın imara aҫılıp kaҫ yıllık kültür ağaçları zeytinliklerin kesilmesine tepkilerin olduğu bir vakitte dönemin Belediye Baskanı Hakkı Ҫakır'a gazeteciler Kadri Güler, Cemal Kırgız'ın da bulundugu basın toplantısında sonraki Başkan Nezih Dimili'nin gösterdiği tepki hatırlardadır ya, imar kararı değişmemişti yine de.

***

'Gemlik'e dönerken denizi göreceksin şaşırma sakın' dizeli levhanın yerinin değiştiğini doğru hatırlamıştı annem. Gölcük Sıkıyönetim Askeri Cezaevi'nde tutuklu oldugum dönemde hep geҫmişti o dönemeҫten. Sıkıyönetim bir süre sonra o levhayı kaldırtmış. Yıllar sonra da şimdiki yerine konmuş.

Biz tutuklu yakınları ziyarete giderken, gece biter, sabah daha inmemişken geҫerdik oradan. 'Birden denizi görüp sevinirdim' demişti annem. Ege'nin en verimli vadisinde bir adada, hayatının en güzel yılları saydığı masal gibi zamandan kalma bir seviҫti bu denizle tanışıklık.

İmroz adasına elli yıl önce bir ağustos gecesi ayak bastıklarında müthiş insanlarla ҫevrili bir masaya davet edilmiş ve bir masala da girmişlerdi.

Yakalarında davetlilerin taktığı karanfiller olurdu. Yüzlerine bakar, ne genҫ annem babam var diye sevinir kaҫardım oyuna. Öyle güzeldi ki o yıllar, Belgin Önal, doğduğu İmroz adasına yazmıştı Ada Düşleri kitabını, bize bu kadar güzel bir ҫocukluğu yaşatmış olmalarına bir nebze teşekkür edebilmek iҫin.

***

O gün, şimdilerde Zeytinliköy'de yeniden öğretime aҫılan, benim de okulum olan Rum ilkokulu olarak geҫen köydeki okulun Rumca ve Türkҫe ders veren öğretmenleri arasında yer alan babam ve arkadaşlarıyla Araşa tepesine ҫıkıyorduk. Belgin bir yaşında, radyoda, 'Akasyalar Aҫarken' şarkısı ҫalıyordu, annem o sıra gösterdi ağacı, bak akasya bu. Ҫekilen fotografta tarih 1 Mayıs 1965... Zeytinliköy'deki evin önündeki akasya, annemden öğrendiğim ilk ağaҫ olmuştu.

Şahinaz-A. Latif Önal-Gökҫeada(İmroz) Cumhuriyet İlkokulu bahҫesinde. 29 Ekim 1971'de ҫekilen bu fotoğraftan tam kırk iki yıl sonra aynı gün uğurladık annemi sonsuzluğa...
 

Sonraki yıllarda kara ağacı, zeytini, inciri, bademi, köknarı da öyle öğrendim ondan hepsini bilirdi, her ektiği biterdi, en son evde saksıya diktiği avakadoyu genzimiz sızlayarak budadık, ya bir zarar gelirse diye. Bir de masalı vardı ki zeytinle ҫamın neden yaprağını dökmediğini anlatan, kanadı kırık kuş ҫok kar yağan adadan göҫememiş... Arkadaşlık masalıdır, başka zamanlar anlatılmalı.

Karҫal yamaçlarının, sert dönemeҫlerin, ҫicek dolu uҫurumların kızı annemin toprakla ilişkisini Barba Kalamar da bilirdi, anneme haber verirdi her yeni fide filizlenince.

Arkadaşımız Nikodoros Damdas´ın babası Papaz Kirio Damdas bayram kutlamasına eve gelirdi, yortu kutlamasına da biz giderdik, likörlü kahveyi büyükler iҫerdi, biz cevizli baklava yerdik. Marika, Kiryakiҫa Maria, Meri, Vasilipulo, Eleni madamlar, anmazsam simdi Tiryandafilyo madamın hatrı kalmaz mı?

Zeytinliköy'ün ortasındaki üҫ kahvenin taşıdığı anılar ve anlar bilmem ki kaҫ hayata şenlik sağlayacak kadar ҫoktur. Ceviz ve dutlarla dolu kuzeydoğunun bir köyünden yolu bu köye düşmüş annem, Fener Rum Patriği Bartholomeos'un annesi madam Meropi ile şu kahvede kahve iҫmişliğini ne sevgili bir hatıra olarak anmıştır. Ne önyargı, ne mutlaklık tanımadı. Tutkulu kişiliğine bakıp, bazen bir Sevim Burak kitabına girer gibi olurduk ama, yok derdi ben Cemile'yi ҫok severim, Latife hanımın hayatından alıntı yapardlı bazen de.

***

Kangırlı Köyü'nün en güzel kızı, bizim sevgili komşumuz Sevim Özyayla ile dünyanın en güzel yerlerinden Ҫanakkale ögretmenevi'nde yeniden buluştuklarında herşey yeniden eskisi gibi gelmişti bir an bile olsa.

Izdıraplı uzun süren hastalıklarına derman aramaktan bitkin ve hırpalanmış haliyle bile Sevim teyzeyle, biz öğretmen olsaydık kapattırmazdık buraları edasıyla, nasıl da ҫıkışmışlardı bu kararları alanlara. Ne Validebağ kaldı ne Gemlik ögretmenevi diye hayıflanırken, önünde rengarenk kayıklar bağlı Ҫanakkale ögretmenevinin de kapatıldığını görmedi...

***

O'nu bir orada bir burada, bir yanında Kaҫkarlar'ın tutiyaları, bir yanında Ege'nin zakkumları öyle hayal etmeye başardığımda düğünler dernekler gelir aklıma.

Cevizli Köyü'nde Nermin-Azamettin Alkan'nın, Aşağıırmaklar'da öğretmen Kadriye-Metin Gün'ün düğünlerinde yemek yapanlar arasındaydı mesela, ne ҫok neşeliydi. Dernekler faslındaysa arkadaşım Atanaş'ın anneannesi yaya Venetia ile peksimet yapmalarını, adaya yapılan limana sabaha karşı gelen ilk gemiyi karşılayanlar arasında yer almalarını, Gemlik CHP'ye üye olmasını, HDP'li bazı kadın siyasetҫileri beğenmesini, sadece Almanca bilmiyorum demeyi bilip hastanede Alman arkadaşlar edinmesini saysam yeri var...

İkisini de erken ve aniden yitirdiği kardeslerinin de kederiyle, uzun ağır hastalıklarıyla mücadeleden yorulmuştu. Ameliyatlar, sonuҫsuz tedaviler, ağrılı geceler ve bir gün yurtdışında Dr. Claus Reiner Pohl gibi bir hekimin uğraşısıyla iyileşti annem.

Belirsiz günlerinde ona güҫ veren diğer hekimse Dr. Ender Uҫar oldu. Dr. Atilla Yeşil'e de hep şükran duydu. Annemin bu onulmaz gecelerinde geceyarılarında dolaştığımız Gemlik sokaklarını, Körfezden nefes alışını sevdiğini görürdük. Bazen, Edward Said'in babasına benzedin derdim, umutsuz beklerken ertesi gün iyileşip kalktığını yazmıştı bir kitabında. Biz de Brüksel, Rotterdam, Köln dolaşıp, adada denize bile girdik.

İҫimde bir an vardı silinmeyen. Anneme bakar ve anardım ama birşey diyemezdim. Yıllar yılı öyle dondu o an.

Bir önceki yaz evde herkes uyurken, 'Sonbahar' filmini izlerken geldi annem de, oğlu cezaevinden ҫıkmış Karadenizli annenin sahnesinde birden söyledi, annelere ne kadar azap verdiler...

Körfeze baktı, derin bir keder yaladı geҫti suyu...

Bu sesi duymaktan, bu azabı duymaktan öyle korkmuştum ki, annemi kaybetmekten korktuğum kadar ҫekinmiştim bunu duymaktan.

İҫimdeki o anda, anne diyordum sen yani elinde o beyaz mendilli kadın, Emniyet Müdürü Nihat Kaner'e hayır ne bu, nasıl olur diyorsun, beni gösterip, saҫlarımda kurumuş kanı okşuyorsun, kelepҫelerimi görüyorsun, ben sana sen gerҫek misin diyorum... Anne o kadın bu an iҫin otuz yıldır bir şey demeyecek mi diyorum... Annemin gerҫeküstü oldugunu anlıyorum, Gemlik Körfezi biliyor, annem Gemlik'i seviyor...

Şimdi artık Gemlik'i siz de sevin derdin ya kim götüerecek bizi bunun iҫin Kafkas'a.

***

Annemin Su İşleri'ndeki kısa ҫalışmasından sonra gelen küҫük bir aylığının şifresiydi, 'hadi Kafkasa gidelim'...

Bir seferinde bir hasta ziyaretinde hastanede yıllar önce Yılmaz Akkılıҫ ile karşılaşıyoruz, Yılmaz amca zarif insan. Bir anneye kızı iҫin hoşlanacağı şeyler söylüyor, annem hadi diyor Kafkas'a gidelim.

O vakitler Yol-İş vardı, işҫiler ve sendikaları vardı. Ne bileyim biz gazeteciler bir şeyler olunca yazardık. Olay ya da Bursa Hakimiyet'teyken şimdi hatırlamıyorum, bir yazı yazmışım. Otobüs beklerken, yolda bir şeyler yapan işҫilerin yazımdan konuştuklarını duymuş annem. Bir memnun, gene Kafkas'a götürdü beni, şımarma dedi, aklın başında dursun, hem de az sevin terbiyesi. İtiraf edeyim ki bizim Belgin, bu Kafkas Pastanesi'ne daveti en ҫok alan oldu hep.

Annem bizi annemsiz bıraktığında birden bire, bu bizi tutan, sevindiren dal da kırıldı işte.

Bunu ҫok sevdikleri akıllarının sağlamasını yapacağına güvendikleri birisi ya da annesini kaybetmiş kızlar anlayacaklar şimdi kimbilir?

Bıraktığı tarif edilmez boşukla başetmeye uğraşırken, geҫen haftanın annemin doğum günü olarak kaydedilmiş bir gününe bakıp hayatın ve devletin kuşatmalarında şu dünyaya hiҫ yüksünmeden kendi nizamınca karşılık vermiş sevgi dolu, Anadolu'nun doğduğu günü bilinmez annem gibi bütün yüce kızlarının doğum günlerine selam ettik usulca. Yarım kalmış tamamlanmamış nice hayal ve umudun gölgeleriyle şimdi bütün hatıralar...

Tanrının Antonisusu bırakmasıdır gibi bir şiirden ҫıkıp, 'Toprak sevdiklerimizi aldığı iҫin mi güzel kokar' diyen Turgut Uyar şiirine girelim anne, peki.

Şimdi bizim iҫin de Gemlik'i sevme zamanı mı?

Gemlik'e dönünce denizi görüp şaşırmayalım senin kokunu alalım...

Stella Brigo Kutufo ne dedi biliyorsun değil mi senin iҫin, iyi insanlar ölmezler unutulmazlar.

Ah anne...