SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Direnişten festivale, seçimden düne...

Yazının Giriş Tarihi: 05.06.2015 01:51

Genel Maden Íş Sendikası'nın çağrısına uyarak tıkanan toplu sözleşme görüşmelerinin ardından Zonguldak'tan, Ankara'ya yürürme kararı alan işçilerin yolu Mengen boğazında dağlara çekilen tel örgüler, cemseler, sahra çadırlarıyla kesildi.

Seslerini duyurmak için düştükleri yolda tabip, mühendis, esnaf, eş aile ve çocuklarıyla Karadeniz yamaçlarından akıp doksan bine ulaşan yürüyüşçülere battaniye ve ekmek ulaşmasın diye Zonguldak yoluna da çivili tel serilmisti. 

Yirmibeş yıl önceydi. ANAP hükümetine, isçileri geri döndürmeden sendikayla görüşmeyi reddettirdi Özal. Sendika Başkanı Denizer, Mengen boğazından geri dönme kararını duyurduğunda herşey dağıldı.

***

Zonguldak'tan yeni dönmüştük. Metal isçilerinin görüşmeleri vardı Bursa´da. Binlerce emekçi, direniş sloganları atmaya girişince dönemin Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek arabadan inip azarladı onları. Sonra bir gazino fedaileri ordusuna benzeyen adamların eşliğinde çekip gitti... Sözleşmeler MESS'in arzusuna göre imzalandı.

Yıldırım Akbulut Başbakan, Ímren Aykut Çalışma Bakanı, MESS eski Genel Sekreteri Turgut Özal da Cumhurbaşkanıydı...

Çok sürmedi ANAP bir yıla kalmadı gitti, ancak sekteye ugratılan emeğin neler yitirdiği asıl Soma'da Ermenek´te, binlerce iş cinayetinde görüldü...

***

Merkezi ABD'de bulunan General Motors'un Almanya'daki Opel fabrikalarını kapatacağını açıklamasına derhal işi bırakarak tepki veren IG Metal Sendikası'na bağlı isçiler fabrikaya kimseyi sokmadılar.

Rüsselsheim, Bochum gibi kentlerdeki fabrikalara lojistik, yan sanayi üreten Belçika da dahil yüzbinlerce kişiyi ilgilendiren bu kararın ardından aileler eş ve çocuklardan destek gecikmedi.

Ancak bu doğal desteğin genişletilip derinleştirilmesi ve yerleşebilmesi için kapsamlı, yıllar alan bir süreç başlatıldı.

Gerek işyeri temsilcilikleri, gerek menejerler gerek fabrika yönetimi ve gerekse siyasal otoriteyi muhatap alan görüşmeler kamuyonun bilgi ve gündemine aktarıldı.

Şehirlerin meydanlarında nokta mitingleri, dayanışma günleri, tartışma ve forumların yanısıra tiyatrocusundan memuruna, doktorundan tamircisine, öğrencisinden particisine hemen herkes Opel işcilerinin yanında büyük bir enerji ile yer alarak, önceki yıl sona eren müzakerelerle fabrikadan ayrılışı en geniş ve kazanımlı sosyal planlarla gercekleştirecek bir deneyim yaratıldı.

GM ve kimi aracıların oldu bittisine engel olunmaya gayret edilerek sendikanın da bulunacağı hatta müdahil olundu...

Bu arada şu provakatör ve aranıza yabancı almayın lafları uçustu da kimse ciddiye almadı. Yalnız gerek fabrika yönetcileri ve menejerler, gerekse sendikanın kimi girişimlerine papuç bırakılmazken hemen herşey tartışıldı. Herkes nasibini aldı bu deneyimde... Demişken Bursa'da başlayan, yayılma gösterip dinen sendika mücadelesine de değinebiliriz.

Taşıdığı tarihsel haklılıgına rağmen direnişin ilk ağızda destek ve siyasal zemininden soyutlayarak ispata açılması ilk çekingenlik kulvarını işaret etti. Oysa Bursa ilk grevlerin yapıldığı bir şehirdir tarihinde.

Teslimiyetçi sendikaya itiraz etmek gibi makul ve haklı bir talepten doğan bu direniş girişimine nispeten yumuşak müdahalenin tek nedeni seçim öncesi olması. Yoksa çok değil kaç yıl önceydi Tekel işçilerine Ankara meydanında reva görülen bastırma?

Diğer yanıysa öngörülemez bir durum açıklaması yapan bilmem kaç dil bilen, masterlar yapmış onca menejer, yönetici biraz olsun isçi sınıfı tarihlerine, paylaşım kavgalarına tarihsel çeliskilerine bakma tenezzülü gösterselerdi, neyin hikaye edildiğini anlarlardı. . Ínsan kaynakları denen yerler, üretimin insan denen varlığı veriye indirgeme işi olmadığını bilmiyor mu?

***

Bursa oligarşisiyse büyük beceriyle Tofaş Bursa'ya kurulsun diye Bay Martinotti'ye bu dağda kayak, şu ovada da fabrika diye dil döküp, güzelim ovanın tapularını kaparak nizamsız kahredici tercihlerle gelmiştir bu güne. Demirel'den Özal'a geçebilmişlerdir, oradan da Doğanbey konutlarına dek herşeyde imzaları varken kesmemiştir.

Her gelişimde o garabeti gördükce vaktinde Mithat Kırayoglu'nun yapmayın bunları diye döktügü dil gelir aklıma. Bir de termik santral gibi bir belayı dillendirme cesareti bulurlar ki insan düşünmeden edemez yani.

Bu Bursa halkını kim kimin yanına çırak vermiş ola ki? Küt küt kafaya vurup, kulağa asılıp adam etme muamelesi midir nedir...

***

Şimdi seçim zamanı, peki. Bursa'da izledigim son seçim 1991 Ekim seçimiydi. Akşamüstü arkadaşlarla ÇGD Lokali'nde otururken Leyla Zana'nın Meclis'te ettigi Kürtçe yemin, Hatip Dicle'ye yapılan müdahale yayınlanıyor haberlerde. Birden Dernekler Masası polisi kuşattı lokali, o an yönetim kurulundan sadece ben olduğum için de toplantı tutanak defterini istediler. Hukuki bir gerekçe olmadığından defterleri vermedim. Dernek Başkanı Yılmaz Akkılıç'ı aradılar, O da yasal gerekçeniz olunca gelir bakarsınız dedi, sonra da ne gelen ne giden . Seçimin SHP listesi, Kürtçe yemin denince o akşamüstü gelir aklıma.

Şimdiki CHP listesinde Asude Şenol sevgiyle andığım, Asude Şenol, Ceyhun Írgil, Gürhan Akdoğan, Şadi Özdemir gibi isimler var. Mesela Dr. Írgil, otuz yıl önce, Saruhan Ayber, Engin Özpınar, Erdal Çolak, Erol Bilenser döneminde Bursa Hakimiyet'e başladığımda çocuk sayfasını yaparken beni de yanına vermişlerdi ilkten.ilk şefim sayılır, unutamam elbet.

HDP Bursa İl Eş Başkanı Yüksel Akgün'ü yıllar önce gazeteye basın açıklaması getiren üniversiteli gençlerden birisi olarak hatırladım bakınca. Bunca yıla gösterdiği dayanıklılığa selam olsun.

TKP'nin tüm milletvekilliklerine kadın aday göstermesi kuşku yok ki dikkat çekici. Seçilebilirlilik olaydı yine böyle olur muydu ama diye Sol Dergi'de yazan bir arkadaşıma takılmadan da durmadım hani bu arada.

***

Seçim peki, festival de açılmış. Arif Sağ'dan Moiseyev Halk Danslari Toplulugu'na, Tanita Tikaram'dan Gürer Aykal'a ne çok an var o açıkhavada. Niteliğini Ömer Ersöz'ün Genel Sekreterliğiyle dönüştürebilen festival etkinliklerinde Inti Illimani'nin konseri sanırım unutulmazlar arasında sayılır. Gerçi nedense Venseremos'u bir türlü söyletemediğimiz kalmış aklımda. Sevgili meslektaşım Banu Demirağ dönemindeyse çoktan ayrılmıştım Bursa'dan.

Şimdi festival, dünden şu güne hayatı önüne katmış mıdır merak etmedim desem yalan.

Bir küçük not kaldı sona. Metal işcilerine bu satırlar; Hani bizim işimiz siyasi değil deniyor, sonra da hani direne direne kazanacağız diyorsunuz ya, 12 Eylül askeri mahkemelerinde yargılananların darbe mahkemelerine karşı attıkları sloganlardandı o.

Oralardan süzüldü yerini buldu. Unutmayalım dedim, unutmak ihanet ve felakettir.