SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Zeytin büyüsü!

Yazının Giriş Tarihi: 07.06.2017 10:03

Kendimi bildim bileli, hep zeytin ağaçları arasında hatırlıyorum. Benim siyah ya da henüz olgunlaşmakta olan yeşil tanelerin arasında yaşadığımı kimseler bilmez. Bilmek, bildiğini zannetmek, bilmeme isteğidir bir anlamda. Görünmem ki!

Beni bilen bilir. Mesela zeytin yapraklarına dadanıp içten içe yok oluşu hatırlatan böcekler, denizden haber getiren kanadı mavi martılar ve gövdesine sarılmaya çalışan yabani otlar bilir.

Zeytin, deniz neredeyse orada olur hep. Denizin tuzu zeytini tatlandırır da ondan. Bunun için martılar denizle zeytin arasında haber taşır dururlar. Ne birbirinden ayrı ne de birlikte olamayan iki sevgilidirler. Kavuşamazlar ama uzaklara da gidemezler.

Aynı havada zeytin çiçek açar, deniz aynı havada dalgalanır. Martıların kanatlarına değen tuz ikisine de hayatı hatırlatır. Hayat zaten kendisini sadece arada bir hatırlatan, saklanıp duran, sere serpe saçlarını savurmaktan kaçınan utangaç bir hayal gibidir. Bu iş hep böyledir. Bunu bilen bilir. Mesela havadaki toza karışmış insan suretleri, gökyüzünde ge-zen bulutlara takılıp kalmış umutlar ve zeytin dallarına dokunup yere düşen yağmurlar bilir.

İnsanlara görünmem. Neden görüneyim? Zeytine verdikleri zararlar kadar bana da zarar verebilirler. Be-nim aklım ermeden, yüreğim yetmeden beni alt edebilirler. Ya da alt ettiklerini zannederlerken kendi hayatlarına verdikleri zararları görmeyecek kadar kör olabilirler. Güvenmem onlara. Ama zaten benim işim insanları anlatmak değil. İşim zeytinleri korumak. Onları yalnız bırakmamak. En azından her gün köklerine sadık kalmaları için onları yüreklendirecek sihirli kelimeleri söyleyebilmek. Bunlar az şey midir?

Uzun ömürlü olmasına rağmen zeytin ağacı çok narindir. Üç yüz, dört yüz yıllık uzun bir ömür için bu narinlik pek çelimsiz görünse de bu böyledir. Yeryüzündeki tufanların yok edici gücüne karşı durabilmek ancak incelikli, dikkat çekmeyen narin bir direncin ifadesidir. Bunu bilen bilir. Mesela yüzyıllardır köklerini sabırla besleyen toprak, gövdesini içten içe kemiren kurtlar ve ağzında zeytin dalıyla yeryüzüne konan güvercin bilir.

Zamana dayanmak narinliği değil daha çok mukavemeti çağrıştırsa da işin aslı incelik ve narinlikle zamanın acımasız labirentinden geçebilmeyi onlara öğretiyor olmamdır. Çünkü zaman hoyratça ezer geçer hayatın üzerinden.

Ve ben her gün zeytin ağaçlarına zamanı durduracak, onu şaşırtacak sihirli kelimeleri fısıldarım dallarına. Zeytin ağacına "Ölümsüz Ağaç" denmesinin nedeni benim. Bunun anlamı ölümsüz değil de aslında "zamansız" ağaç olmasıdır. Çünkü ancak zamanı yenebilenler ölümsüz olabilirler. Zeytinin binlerce yıllık tarihi bunu doğrular zaten. Tarih dediğimiz nedir ki, üzerinde kayıp giderken, koşup yiterken tutunmaya çalıştığımız ipekten kumaşa benzer zamanın üzerinde tırnaklarımızdan geride kalan izinden başka? Bunu bilen bilir. Mesela ondan çok uzağa düşemeyen sevdalısı deniz, yaprakları arasında dolanıp duran kadim dostu rüzgâr ve onu yalnız bırakmayan ışıklı güneş bilir.

Arınmayı, bolluğu, barışı, sağlığı, zarafeti, erdemi ve bilgeliği her bir zeytin tanesine yerleştiririm sessizce. Zeytinin içine akıttığım iksir yağa dönüşür. Yağ gecelerinizi, ruhunuzu aydınlatsın diye yaparım bunu. Dilimde sihirli kelimeler, kalbimde şefkatle.

Her gün yaparım bıkmadan, usanmadan, isteyerek. Kışın yapraklarını dökmemesi bundandır. İlgi ve özenimdendir. Her ne olursa olsun vazgeçmediğimden, bırakıp gitmediğimdendir. Çünkü sevmek böyle bir şeydir. Bunu bilen bilir. Mesela önce yeşile, sonra mordan siyaha dönen zeytin taneleri, ağacımın köklerini kalbinin damarları gibi göğsünde taşıyan engebeli tepeler ve onları havanın ayazında tek tek toplayan çatlamış eller bilir.

Zeytin ağacımı, bana hayatın armağanı diye görürüm. Usanmadan gövdesine dokunup, sihirli sözlerimi dallarına fısıldayarak yaşarım yıllar yılı. Tepeden denize doğru bakar, onun hırçınlığını, içten içe köpüren çaresizliğini anlarım. Ağacıma anlatırım gördüklerimi. O vakur, başı eğilmez, kırılganlığını örtecek bir dal bulur kendine sessizce. Ben onu anlarım. Dallarına, gövdesine, köklerine doğru fısıldarım sessizce; "NIKAS EMLİNEY ICAĞA TAYAH EMLİNEY ANAMAZ" (Zamana yenilme hayat ağacı yenilme sakın) Bunu bilen bilir.

Mesela zamanın örtüsünü kaldırıp gizlice kaçan ben, bir zamanın içinde bu öyküyü okuyan okuyucu ve zamana doğru yazan bilir.