SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Yalnızlığın şarkısı

Yazının Giriş Tarihi: 20.04.2015 03:03

Haberi olsa belki bana sezdirmeden gizli bir plan hazırlığına başlayıp yine beni alt eder korkusuyla, bu sefer hiç renk vermedim.

Şöyle bir başıma yalnızlığım olmadan sakince sokaklarda gamsız, kedersiz, dertsiz, tasasız dolaşayım. Azıcık, aklımla arama giren yalnızlığım olmadan bir başıma olayım istedim.

Belki yolda ben gibi dolaşmaya çıkmış bir dosta rastlar, onunla laflamaya başlar sonra o dostla havadan sudan konuşmayı uzatmak için bir kahve içer, ikimizin de dile dökmeden bildiği bir kaçak olduğumuzu anlarız gözlerimizden sessizce diye geçirdim içimden.

Yüreğim kuş olsun istedim. Kanatları tüyden, gözleri maviden.

"Gölgen bile var olmak için ışığa hapsolmuş. Oysa ben sadece seninim. Her rengin bir karşıtı olduğu gibi sadece seninle varım." diye fısıldamaz mı kulağıma arsızca.

Neden beni bırakmıyorsun? Bir an olsun kendime bırak beni. İnsan belki bir kerecik eşitlenmeli kendisiyle. Hiç olmazsa bir kere. Ekinoks olmalı. Eşitlik. Kendisi ve kendisine benzer durumlarıyla. Sen olmadan. Sensizken.

Ama gece ile gündüz asla kavuşamaz birbirine. Kendini bekleme boşuna. Doğarken bana emanet edildin, ölürken yine ben emanet edeceğim seni. Yaşadığın sürece koruyucun olarak yanında olacağımı aklına yerleştir bunu artık.

Neden bu ceza? Bu yük? Kim benim hakkımda bunca kararlar alıp yaşamın içine atmış? Bana verilenin, bana ait olanın ne kadarını yaşamalıyım? Bunu bile bir başıma belirleyemezken güneşin doğuşunun, bir dalganın kıvrılışının, akşam serinliğinde kirpiklerime değen rüzgârın nasıl tadına varacağım? Sen de durmadan bir kenardan bana ait olduğundan bile artık şüphe duyduğum hayatımı çalmaya çalışıyorsun. Bırak beni!

Hah hah hah! Ben hırsız değil, aksine senin hoyratça harcadığın zamanlardan arttırıp, sakladıklarımla geleceğini kurtaran anı koleksiyoncusuyum. Seni senden çoğaltıp, biriktiriyorum. Tükendiğin zamanlarda, senden sakladıklarımı yine sana vermek için.

Ben, eriyip giden umutlarının topluyorum avuçlarımda sessizce. Yanı başın boşmuş gibi hissetsen de, kalbindeki buzdan duvarlardan üşüsen de seni çoğaltıyorum, senden yine seni damıtıyorum bilmesen de.

Ne dersen de bence bu yaptığın saygısızlık, had bilmezlik, bencillik. Bazen sevdiklerimle olduğumda, en neşeli kahkahalarımı atacakken bile, seni kilitleyip, kapını örtsem de kokunu duyuyorum. Kurtulamıyorum bir türlü. Ağzımda hep buruk bir tat. Doğarken kalbime saplanmış zehirli oksun. Çıkaramıyorum ve zehrin içime yavaş yavaş yayıldığını biliyorum. Ne keder!

Hah işte tam da aradığım kelimeyi sen söyledin bana. Ben-cillik. Ben Sen-cilliğim. Senin genetik mirasınım. Kime kılıç kuşanıyorsun genlerine mi kendine mi? Genlerinle savaşı kazanamazsın. Koy kınına kılıcını. Beni düşman değil dost bilmeyi öğrenmeye, alışmaya bak, didişmeyi bırak artık. Beni nasıl kabul edersen öyle olurum. Birlikte nasıl dost kalacağımıza karar verirsen özgürsün. Ama beni yok saymak gücüne sahip değilsin. Mutsuz mu yoksa yaratıcı mı olacaksın onu bilmelisin. Sende beni çoğalt. Sana ipuçları veriyorum daha ne yapmamı istiyorsun. İkimiz de hapsolmuşuz birbirimize.

Gökyüzünde takılı kalmış yıldızlara benzer bizim halimiz. Değişmeyecek olanlar gibi.
Yoruyorsun ve hep üşüyorum seninle. Hiç bir şeyin tadını bırakmıyorsun. Nasıl benim dostum olabilirsin? Enkazımı kaldıracak bir dostsun belli ki. Görevini tamamlanış, kurbanının boynundan ilmeği çıkaran bir cellâdın dostluğu kadar olabilir seninki.

Kendini bana masummuş, dostmuş gibi göstermeye kalkma. İlk zamanlarda, gençken, seni henüz tanımlayamazken, boğazımda bir burukluk, geçmeyen bir yumruydun. Sonraları, ölüme yaklaşan biri senin gerçek yüzünü görebilir bunu anladım. Çünkü sen benim değil ölümün dostusun. Yaşayan, sevgi dolu bir yüreğin sana ihtiyacı yok. Uzak dur benden. Henüz yaşanmamışlıklarım, yarım kalmışlıklarım var.

Beni en çok salıncakta sallanırken arkandan seni itecek kimse olmadığında, kendi kendini sallamak için ayaklarından güç aldığında ya da sevinçlerine dahi ortak olmak isteyecek biri kalmadığında hissedersin. Öyle, fark edilmeyen boşluklara yerleşirim ben. Çünkü kalabalıkların sahte şımarıklığı seni tembel yapmasın, umursamaz kılmasın diye. Gölgen bile ışık olmadığında seni bana bırakıyor. Henüz zamanın tükenmemişken, bu işaretleri doğru yorumlaman için nasıl çabaladığımı görmüyor musun? Ve senden başka benim de gidecek yerim yok bunu anlamalısın.

Gökyüzüne doğru şöyle bir iç dolusu nefesle haykıramayacağım, ellerim ceplerimde bir başıma gailesiz dolaşamayacağım, bir karıncanın yuvasını yere çömelip izlerken onlar kadar kalabalık ve onlar kadar çaresiz olduğumu göre göre yaşayacağım demek. Demek aslında sen bensin ve ben yalnızlığım. İnsan kendini sevemezse nasıl mutlu olur bana onu söyle o zaman. Sevmek mümkün değildir de belki de insan bir başkasını sevmeyi başararak kendisini de sevmeye çalışıyordur aslında.

Ağaç gövdesinin içindeki yaşını gösteren halkalar gibi içindeyim ben. Aldığın her yeni yaşta yeni yalnızlıkları da alacaksın yanına. Bir halka ve bir halka daha. Hüzünlü bir şarkı çalan cızırtılı plaktaki çizgiler gibi, yaşını değil yalnızlığını anlatacak ağaç gövdesindeki çizgiler. İçin çizile çizile, döne döne ve hep aynı nakarat kısmına takılıp çalan eski bir şarkı değecek kulağına sessizce. Kimseler duymadan. Sana özel bir konser. Sesini açıyorum dinle!