SON DAKİKA
Hava Durumu

Şarabi bir hazan; Füruzan

Yazının Giriş Tarihi: 14.02.2026 21:11
Yazının Güncellenme Tarihi: 14.02.2026 21:27

“Çok neşeli bir çocuk olduğu hâlde, Pinokyo’yu da bir üzüntü aldı. Çünkü çocuklar da anlar yoksulluğu, gerçekten bir yoksulluksa eğer.” Pinokyo, Carlo Collodi

Ve Füruzan hem yoksulluğu hem çocukları hem de Pinokyo’yu ömrü boyunca sevmeye devam edecek kadar anlamıştır en başından. Anlatmıştır en sade şıklığına bürünerek. Kalemini türlü benzersiz tafta, saten, ipek kumaşlara bazen çiçekli pazenlere, şarap rengi güllere, akasya kokularına bulayarak.

Babasızlık, yoksulluk, varsıllığın dahi doyuramadığı sevgisizlik, konakların ayrı gecekonduların ayrı yalnızlıklarını doğadaki bütün renk, koku ne varsa birbirlerine sonradan fark edilen geçişkenlikleriyle anlatır. Ebru desek değil, resim desek yetmez. Film bazen sinemalarda, öykü bazen Gül Mevsim’inde, roman bazen Kırk Yedi’lilerde. Sanatçı doğmuş bir kadın elini nereye atsa güle çevirirdi zaten. Öyle de olmuştur Füruzan’ın gözleriyle. İnsanın ikinci dilidir gözleri ve Füruzan gözlerini dünyaya açar açmaz dile gelmiştir. O diliyle tımar eder, gözleri ile yazdıklarını ikinci diline çevirerek bizlere aktarır o kimsesiz çocukların incinmiş kalplerini, sevilmemişlerin kurumuş içlerini, sınıflar arası dert ve kederleniş farklılıklarını tertemiz anlatır. Tüm yazdıklarında sabun kokusu, çiçek aroması saklıdır. İnsandan insana çeviridir bu. Bir ağıttan diğer ağıta. Ruhların kusurları kibarca, üstü örtülerek, çirkinlikler renklere, inceliklere sarılarak incecik bir sızıyla yazılır. Yoksulluk olsa da çirkinlik sevmez Füruzan. Duruşta, bakışta, oturuşta, kalkışta, bir kaşık tutuşta, üst başta şıklık sever. Sonradan fark edilen sade bir şıklık. Yazmalarında da sezilen budur. İnce nakış sözcükler, beyaz iş kolalı örtülere, kadife şarap rengi perdelere saklanarak okuyucuyu gözlerler. Kederin bile yakışığı olmalıdır. Yazar, okuyucusuyla arasına bir fiyonk bağlar, saten kurdeleyle. Ölüme, ölememeye bir başınalığa karşı dimdik durmanın gereği budur. Yakada gözyaşından yapılmış benzersiz broşla ayakta beklenmelidir hayat. Öyküler, filmler, yazarlar bunun için vardır. Ömrün yetmediklerini tamamlamanın başkaca yolu yoktur çünkü.

Bir atın umudu var mıdır yaşarken? Füruzan o umutsuzluğu da naftalinleyip çocukken sakladığı o göz dilini sararmış sandıklardan çıkararak yazar. En çok çocuk bilir o dili. Yetişkinlere bunu anlatmak gerektir. Göz dilini güz diline en yakışığı ne ise öyle yazar. Çünkü ömür bir hazan mevsimidir bütün mevsimlerden önce. Zaman zamansızdır aslında ve herkes kendi gökyüzüne bakar. Bazen bir taş bütün nehri kaplar ve tek bir çocuğun ezik kalbi tüm kalplere eş olur.

Her ömrün kederli alın çizgisini görüp, yelesini rüzgâra satmış bir atın ince bileğiyle koşmak isteyen umudun inciten yanından korkar. Onun için gerçeğin en acı diliyle yazar.

Dalgaların sırrını, dünyaya eğreti oturmuşlardan anlamak gerek. Bunun için sinsi değil yer yer sisli anlatıcılığı seçer. İklimine, duygu rakımına, karakter yamaçlarına dikkat ederek yazar. Rüyalarını sadece uykusuna saklayabilen yalnız çocukların yazar.

Ne kadar ararsalar arasınlar çocukların yüksek sesle ağlayacakları yer yoktur Füruzan öyküleri dışında. Taş ağırlığındaki, bir çocuğun suskunluk öfkesini yamacın ucundaki taşa yazıp zamanın kuyusuna bırakır Füruzan.

Yanlış evlerde doğmuş olmanın yanlış pencere camlarında beklemenin yanlış tenlere heveslenmelerin yalnızlıklarını yazadurmuştur yaşları sınıfsal ayrımları nereye denk gelmişse oraya ait olmayanların yazarıdır. İster konak merdiveninden ister gecekondu sokaklarında atılmış olsun o adımlar bir tek yere varıyordur. Başı okşanmamış bir çocukluk çıkmazına.

Çocukluğunun koridorlarında yetişkinliğe koşarak yetişen çocuklar hayatın acısına doğru koşarlar. Tek bir acı birden büyütür ve o andan sonra bir yetişkindir artık. Çocukluk biter. Bütün bunları bilir de sanki onlar için saadet çalar felekten, yazdıklarıyla.

Uyuyamayan çocukların rüyalarına öykülerden yastıklar yazar. Özenle seçer sözcükleri, onları bir kez daha acıtmasın diye. Çocuk kalbi sırçadır. Bilir. Büyüse de o çizikler silinmez. Babasızlık, parasızlık, yatılılık o yıkanmaktan ağarmış kötülükler yapışır çocuğun tenine. Emanet önlükleri, uçurtmasız gökyüzünü, rüzgârların kurutamadığı kireç sıvalı kalabalık odaları anlatır. Fransız gipürlerle konaklara gelin olmuşların sonradan görgülerine teyeller yetim bakışlı çocukların ayağına büyük gelen ayakkabılarına takılı gözlerini.

Uğur atıdır Füruzan. Terlese de koşmaktan vazgeçmeyen. Çünkü hayat çoktan öğretmiştir, durduğunda vurulacaktır. Yere yığılıp kalınmaz, yürümek koşmak varken.

O terli tene değecek kurşundan kaçmanın tek yolu, bitiş çizgisinde herkesi bekleyen ölümün eline bırakmamaktır hiç bir şeyi. Ondan kaçmak değil ona doğru koşmak yerine başka bir yol bulmuştur kendine özgü. Yazmak. Ölümün elinden kaçırabildiklerini kurtarmak. Her yerde kol gezen yok oluşa, bir ferah oh deyişi hazzetmeyen çevre insanlarına bir çelmedir ve bir yazarın yazmaktan başka çare bulamayışındaki o ümitsizliğin ümidiyle hiç durmaz. Çünkü insan hem masum hem insan olabilir mi? sorusu saklıdır her öyküsünde. Çocuklukta yanıltır bizi. Yetişkin gözlerle bakınca çok fotojenik görünür çünkü.

Dünyanın ilk kriminal olgusu, yaşamın ölümle başlamasıdır. Ve insanlık tarihi en usta öğreticisinin eleğinden, feleğinden geçerken öyküsünü, romanını yazadurur. İzler, imler ve hızlı geçen zamanlara bir not düşer yazı ile. Bir eski albümde kendimizle karşılaşma anları yaratır Füruzan yazdıklarında. Kendi suretimizle yüz yüze geliriz. Aslında fotoğraflar mezar çiçekleridirler, kökleri ölümden beslenen.

Evet ile hayır arasında, iyi ile kötü arasında küçücük bir insan kalbi gümbürder ömür boyunca ve adını koyamaz yaşam ile ölüm arasında çaresiz göğe bakar. Anlamak kesme işaretidir gökle yeryüzü arasında bir imlâ ve bir hatalı manâdır yaşanan. Ve zaman her şeyin ilacı değildir. İlaç olan, unutuşun kendisidir. Bunu en çok Füruzan bilmiştir. Gökyüzünde uçarken ölüp yere düşen kuşlardır kelimeler ve okudukça yeniden doğarlar Füruzan’da. Unutulamazlar.

Hayatın ana yurdu ölümse, hepimiz ölümün mültecileriyizdir. Bunu unutmayız Füruzan okurken. İncecik kalpler kağıt gibi yırtılırken, hangi sazın teli olunacağını kimse bilemiyorken, sağ memedeki sızı soldakini susturuyorken geçiyorduk zamanın içinden öyle kendiliğinden.

Seslerini bu dünyaya saklayanların seslerini, ruhlarını, öykü diline roman diline çevirirken bir ağıt yazar ince margazit kumaşlardan. Kenarı yalnızlıklar biyesiyle bezeli.

Koru karla ovmak hali bendeki. Şarabi gül mevsimine varamadan.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.