SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Ruhun gemisi Mastika'ya gider

Yazının Giriş Tarihi: 12.11.2016 09:59

Nilbanu Engindeniz, tiyatronun senaristi. Bursa Devlet Tiyatrosu'nun güçlü oyuncu kadrosu ile birlikte o senaryo ayağa kalkmış, canlanmış karşınızda yaşıyor.

Ara verildiğinde on yaşlarında bir çocuk heyecanla oyunu çok sevdiğini anlatıyor yanındakilere. "Neden sevdin peki?" diyorum. "Çünkü senaryo çok iyi ve akıcı" diyor kendinden emin.

Büyüdüğünde genetik mühendisi olmak isteyen, bilim adamı olmayı düşleyen bir çocuğun sözleri yabana atılmamalı diyorum içimden. Ve ruhumu gemisinin taze umutlarla dolduğunu hissediyorum sevinçle. Her şeyden iki tane almalı diyorum kendi kendime... İki çift umut, iki çift hoşgörü, iki çift saygı, iki çift sevgi... Sonraki, olası kötü zamanlar için...

Hiçbir oyuncunun yeri bir başkasıyla doldurulamayacak kadar yerinde. Mahallelisi, polisi, müzisyeni, çoluğu, çocuğu, eşi, dostu, berberi, sarhoşu, işsizi, yoksulu, falcısı, evlisi, bekârı, yaşlısı, yalnızı hepsi sizin tanıdıklarınız.

Yabancısı olmadığınız, kapınızı açtığınızda yan mahalleliniz, kapı komşunuz. Hepsi sizden, hepsi tanıdık. Çünkü hepsinin kalbinde bir eksik yarık. O yüzden tanıdık. Aynı yaralardan tanışıklık.

Nerdeyse bir karnaval, şölen, mahallenin hatta hayatın tam ortasındaymışçasına izlediğiniz sahne var karşınızda. Daha ilk dakikadan itibarin izleyicisini de içine alan, oyuna dâhil eden o güçlü enerji tiyatronun bütün boşluklarına doluyor. Artık o andan itibaren mümkün değil sahneden gözlerinizi, müziklerden kulaklarınızı, o neşeden dudaklarınızı ayırıp saklayamıyorsunuz. Sadece hayatın içine gizlenen hüzün arada bir çıkıveriyor karşınıza. Çünkü hayat böyle ve bir tiyatro sahnesi hayatın ta kendisi. Trajik, komik öyle bir ömrün içindeyiz, izliyoruz.

Oldukça cesur, yürekli vurgular var bu oyunda. Çingeneler, eşcinseller, sınıf farklılıkları, küçük hayatların içine sığıştırılmaya çalışılan kocaman umutlar. Zaten toplumun bilinçaltının, dile gelmiş görüntüsü değil midir tiyatro?

İzmir'de bir Çingene mahallesinde, 12 Eylül Türkiyesi'nde geçen hayat. Hatta geçemeyen. Çünkü herkes geç kalmış pek çok şeye. Evliliğe, mutluluğa, paraya, hayallerine, birbirine...

12 Eylül'den bu güne zaman geçmiş sadece. Geçmemiş onca acı, yoksulluk, ötekileşme, dışlanma, azınlıklar, siyasi farklılıklar, bize benzemeyenler, bizden olmayanlar hala aynı yerde duruyorlar. Sahi "Biz Kimiz?" Hikâye hep aynı aslında.

"Kitaplar yakıldı, yazarlar tutuklandı, düşünceler, düşünenleriyle yok oldu. Geriye sadece yaşayamadığınız hayatların oyunları kaldı." diyesimiz geliyor. Oyunda da geçen bir repliğe göndermek yaparsak yoksa "Allah'ın bizimle ne işi olur?"

Farklılıklarımız rengimiz oluyor fark etmeden. Ya da birbirimizi anlamadığımız için sevmeyi de beceremiyoruz yine anlamadan. Yine birbirimizleyiz yaşarken. Kavga, nefret yerine barış daha iyi bir çözüm olmalı.

Tiyatronun tamamlanmasında sonuç seyircinindir derler. İzleyicilerin alkışlarına bakılırsa sonuç tamamdı. Yaşamdaki gerçeğine o kadar benziyordu ki izleyicide tamamlanmaması mümkün değildi.

Oyuncuları izlerken kendimizi, birbirimizi anlayabiliyor ve sevebiliyorduk. Sanırım oyunu sahici kılanda buydu. Kendimizi bir başkasında görebilmek, kıymetli bir tecrübe olsa gerek. Yoksa çok geç kalmış oluyoruz sevgilerimize. Her şeye geç kalmış olsak da bu oyuna geç kalmayın derim.

Hem belki birbirimize benzemeyen yönlerimize, başka hallerimize rağmen sevebiliriz birbirimizi ve ruhlarımızın gemilerine bineriz belki kim bilir?