Neden kötüyüz?

Belgin ÖNAL 26 Mart 2021 Cuma, 08:54

Çünkü korkuyoruz. Var olamamaktan. Her yaşayan bir enkaz, bir yangın külünden ölene kadar yeniden doğmalardan oluşur. Yaşam, kendisine boyun eğdirendir. Bu böyledir. Hala ayağa kalkacak gücü nereden buluyoruz?

İçimizdeki korkuları birbirimize göstermek bunun en iyi yollarından biri kanımca. Kim bu yaralara bir tane daha eklememeyi düşünebilir? Çünkü insan bir yanıyla iyidir de. O yaraya tuz basmamayı, bir başına bırakmamayı, kendi yarası gibi görenler de vardır. Azdır ama vardır. Zordur ama mümkündür. Güven duyabilmeyi ve güven verebilmeyi başarabildiğimiz oranda ayakta kalabiliyoruz.

Korkularımızla ve kötüyle baş etme yolu, özgürlüğü hissedebilme yoludur bu. Kendinden vermek aslında kendini var etmeyi de içerir. İçimizdeki değerleri pay ederken, kendimizi görünür kılarız. Ve bu başkalarıyla bağ kurmalarımızla mümkündür. Saygı, sevgi, acı, hoşgörü iyiliğin ışığını parlatır. Bu da eğitimin, öğrenilebilirliğin ışığıdır. "Kendi olmak", kendisiyle tutarlı ve diğerleri için var olmayı da kapsar. Korkuyu, kötülüğü öldüren de budur. Başarıdan çok başarısızlıklarımızı yendiğimizde özgürleşiriz. Doğadan kopmadan, teknolojinin tellerine takılmadan yaşayabildiğimizde özgürüz.

Peki, onca gelişmiş(!)liğimize rağmen özgür ve daha iyi miyiz hala? Varlığımızın problematik yanlarıyla doluyuz. Bir kere yaşarken ölüme koşuyoruz. Özgürlük hem iyi hem kötüyü elinde tutuyor sıkıca. Kendi durumumuzun farkındayız ayrıca da. Asıl gücümüz "Hayır" diyebilme becerimizde. Her hayır bir yanlışı susturur. Değerler dünyasında hoyratça gezen korkuyu, kötülüğün sesini keser. Hayvan ve insan arasındaki en temel ayrım burada başlar. İnsan hayvanların kendi tamlıklarından daha eksik donanımına rağmen eyleyen varlıktır. Doğal güdüler yetmez insanoğluna. Estetik beğenileri, iradesi, inançları, kültürü yaratmasıyla kendisini tamamlamaya ve korkularının tutsaklığından kurtulup özgürleşmeye çabalar.

"Atom bombası 'büyük bir karar' değildi. Sadece doğruluk cephaneliğindeki bir başka güçlü silahtı." Truman.

İşte bu söz, "Amor Fati" (Kaderini sev!) Nietzsche beni rahatsız etmiştir. Çünkü o "doğruluk cephaneliği"ni saklayanlar başkalarının kaderlerini alt üst edebilme gücüne sahipler ve bizim özgür irademiz hiçtir bunun karşısında. "Kaderini sev!" sözünün aslında her şeye rağmen değerli eylem olanaklarından vazgeçmemeyi imlediğini biliyorum. Ancak savaşta evladını yitiren, tecavüze uğrayan, dayak yiyen, yoksulluktan okuyamayan, kadın, çoluk çocuk her insanın kaderini nasıl seveceğini bir türlü anlayamıyorum.

Toplum içinde yaşarken insan durmadan seçimler yapar. İnsan olmak, kaleydoskoptaki birçok görüntüden diğerine geçmek demektir biraz da. Seçebilme özgürlüğü tehlikelidir de aynı zamanda. Çünkü kötülüğün de yakın arkadaşıdır özgürlük. Suç ortağıdır bazen. Belki de kötülüğü oyalayıp iyiye şans verme telaşındadır.

Özgürlük korku ve sorumlulukla doludur. Yaşamayı, doğru eylemeyi başarmak o kadar da kolay olmasa gerek. Atom bombası atılırken, vatan, millet uğruna ölünürken iyi mi yoksa kötü mü özgürlüğün ellerinden sıyrılıp koşmaktadır? Hangi korkulardan korkmalıyız? Ölüm korkusu belki de en insana yaraşan korkudur. Ölümün bizim gücümüzü çalmasına rağmen yaşamaktan sorumlu olamıyor olmamızın korkusu.

Sartre, "Korku içindeyken özgürlük, kendi kendisinden korkar." der. Kötülük içimizde ayrık otu gibi yeşerir. Bin bir tohumun içinde o da vardır içimizde var oluşumuzun kökünde.  Değer taşıyıcısı olan bizler, değersizliği de taşırız. Tıpkı yaşarken ölümü içimizde sakladığımız gibi. Doğa insanı hazır yaratmamış, ona yetiştirmesi için pek çok tohum vermiştir.  Kendisini geliştirmeyi insana bırakmıştır. Eğitim burada başlar. Bu tohumların varlığını ilk fark edenler filozoflardır. Sokrates "Kendini bil!" derken, kendindeki o tohumları bul demek istemiştir. İlk kötüyü, ilk günahı, ilk hatanı bul!

Aslında kötülük, insanın yaşama "evet" demesidir. Çünkü en korktuğumuz şey ölüm değil, yaşayamamaktır. Ve Voltaire'nin söylediği gibi "Bu dünyayı, tıpkı dünyaya geldiğimizde onu bulduğumuz gibi, aptal ve kötü  bir biçimde terk edeceğiz."