SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Lâl

Yazının Giriş Tarihi: 27.04.2015 02:39

Kalplerimizin, badem kabuğu gibi çatlayan kenarlarından sızar mı insanın kendisi?

Akasyanın iç kanatan bembeyaz kokusuna bulanmış çocukluğuyla, hüzünlü bahçelerden koşup gelir mi insanın kendisi?

Hayatın neresinde saklanıyorsa insan, onu bulmada tek kılavuzumuz felsefedir. Felsefe, düşüncenin iz sürmedeki ustalığıdır.

Dünyayı çepeçevre saran felsefenin görünmez ağlarını dil oluşturur.

Sorularla başlayan felsefe adımları kelimelerin dansına dönüşür.

Usta bir düşünür aslında usta bir yazandır da.

Düşünülemeyen ve dile gelemeyenleri yok sayamasak da düşündüğümüzü var kılmanın tek yolu dilden geçer.

Bunu şiirle, mitolojiyle, masallarla yapar en önce.

Çünkü gördüklerini anlatacak büyük harflere ihtiyacı vardır.

Anlayamadıkları çoğaldıkça dilin gücü dirim gücüne dönüşür hayat karşısında.

Metafizik anlamda "Hiç" ile karşılaşıp yokluğa düşmemek için kelimelerin gücüne tutunur.

En azından "Hiç"i anlatmak için "H-İ-Ç" harflerini yaratır.

Olmayanı var etmek dil ile mümkündür. Var olana dil yetmese bile.

Anlatması gerekir insanın kalbindeki acıyı, ölüme giden yolun anlamsızlığını.

Doğum ve ölüm arasındaki tahterevallide ayakta durmaya çalışan insanoğlunun zavallılığına ve neden orda durmak zorunda oluşuna bir anlam yüklemelidir.

Şiirde, romanda, öyküde yarattığı yeni hayatları görmek ister.

Toprağın üstü ve altı arasındaki tülden duvarı anlatacak kadar vaktimiz olmadığını anlatır.

Neşeyle hüznün bir dudak büküşü kadar yakın olduğunu anlatır.

Anlatmalıdır.

Çünkü insan "dile" gelmelidir.

Ama yine de sadece yaralarımızla sanat yaratamayız.

Varlığın ve aklın ötesinde dilin sınırlarını zorlayan bir yerler var gibidir.

Oraları da akıl edip dillendirecek yaratılara ihtiyaç vardır.

Kelimelerin, renklerin, notaların ve düşüncelerin kötüsü de sanatın iyisini yaratamaz.

Yetkin düşünce, tahterevalli üzerindeki insanoğlunun elindeki tek güçtür. Yoksa orada öylece aşağı yukarı anlamsızca hareket edip duracaktır.

Gökyüzünü avuçlayamaz, devinimi durduramaz.

Oysa dil ile birlikte tragedyalar, destanlar yaratabilir kendi absürd haline bakarak.

Doğadaki eksik parçayı bulup ortaya çıkarmaya çabalayan kendisi de bu doğadaki eksik parçadan biri değil midir aslında?

Yüzyıllardır kendisini arayıp duran insan aslında o yarattıklarıyla kendisini tamamlamaya çalışmıyor mudur?

Kendisini bir leylak renginde, bir kemanın telinde bir kalemin hünerinde arayıp durması, bulup kaybetmesi, ulaştıkça uzaklaşması bundandır.

Ezgileri mermere yazabildiğinde, sözcükleri bir ceviz kabuğuna iliştirebildiğinde, renkleri denizin üzerine serebildiğinde içi huzur bulacaktır.

Ve ancak o vakit dili lâl olacaktır.

Kitap Önerisi: Felsefe bize ne verebilir? Yaşamımızın neresindedir? Bir işe yarar mı acı, ölüm, erdem ya da aşk karşısında? Pragmatist yaklaşımdan uzaklaşıp ille de bir yarar beklemeyelim dersek nedir bizim şu felsefeyle alıp veremediğimiz? Verip veriştirdiklerimiz var hakkında biliyoruz da ya ondan alamadıklarımız? Hatta şu soruların tamamı bile felsefe yapıyor olduğumuzun habercisidir aslında. Bizi teselli ederken sıradan yaşamlar içinde filozofların yaşamlarından feyz, ilham, güç almamız için oldukça bilindik, bilinmedik ayrıntılar var kitapta. Sokrates'in ölümüyle nasıl ölümsüz olabildiğinden, Epikuros'un hedonizme kadar pek çok filozofun yaşam karşısındaki zorluklar ya da sıradanlığın bilgeliği hakkında keyifli bilgilere ulaşabileceğiniz bir kitap. Okunmasa olmaz, bir şeyler eksik kalır gibi sanki. Ya da okunsa pek hoş olurdu gibi.