Sevgili İoanna Hocam,
“Tuzak ol bir ölüme, denizler gibi, var git çoğala çoğala” Metin Altıok
Yeni yaşınızı başkalarıyla kutluyorsunuz artık.
Üzgünüz, yoksunuz.
Bizler hiçin bekçileri olarak Kant’ın maksimlerinden ruhumuza varlık biçimlendiremiyoruz bu topraklarda. Yok gibiyiz. Sol yanımız göçük.
"Kendinizi nasıl bilirdiniz?" diye sorsa ölüm, "Bu soru üzerine bir daha düşün" diyeceğinizden eminim. Kendini yeniden yoğurup yaratandınız.
Felsefe ölmekten doğmuştur yaşamaktan ziyade. Ölümü de yaşamı da asaletle karşılayan biri vardıysa o da sizdiniz. Kendiniz ne iseniz o olmaya devam ettiniz. Hayatı, çelik gibi sabrınızla, çalışkanlığınızla ve düşündüğünüz gibi eyleyerek nakışladınız. İncelikle ve zarafetle.
Bilgeliğiniz ise gözümüzün yettiğinin ötesindeydi. Bu dünyadan geçmediniz. Yokluğunuzu, tevazu ile ustalıkla oyup emanet bıraktınız.
Hoş geldiniz bu dünyaya. Gittiğiniz yer neresiyse oraya da hoş geldiniz. Sizi tanıyıp da sevmeyen hiç kimse olmayacaktır eminim. Siz hepimize hoş geldiniz.
Uğurlamaya değil, hatıramızı kucaklamayadır bu kelimeler.
"İnsan nasıl olunur", gösterdiniz. Olmamak mahcubiyettir bize artık. Ölüm ne ki, dönüp onun gözlerine bile bakmadınız. Ne de olsa insan her zaman ölümle karşılaşmıyor. Çalışıp yürüdünüz hep. Gerçekten ne istediğinizi bildiniz. Bu ne büyük bir görme, anlama biçimidir, hayranlıkla izlediğimiz.
Gerçeği yorumlama biçiminizi her daim, hayranlıkla izlemişimdir kendi adıma. Varlığınızla değer yaratandınız.

Bize ne söylemek istediniz? İnsana karşı sorumlu olmak gibi, bir dert bıraktınız içime hep dönüp yerinde mi diye bakıp duracağım. Ölürken ölümsüz nasıl olunur, onu da gösterdiniz. Anlatmak yetmezdi çünkü.
Siz bize 88 mezuniyet konuşmanızda, Simurg aynasında kendi suretimizdeki ölümlülüğü de gösterdiniz. Ayna olmak, İoanna Kuçuradi olmaktı.
Kendi hayatı ve hatalarımı seçerken içinde sizin olduğunuz evetlerimi de hayırlarımı da topladım. Tüm sorular, kavramlar yeşile dönüşmüşlerdi sırlı aynada. Dünyanın, tüm zamanların Ekimi bu Ekime toplanmış gibi. Kurtuluş hocam, siz...
Ayrılık, güneşin kuzeyde olmasıydı. Biraz ferahlık beklentisiydi bu. Ama beklentilerin içleri bomboş bulutlar olduğunu sonradan anlayacaktım. O güneşin nerede olursa olsun ışık oklarını etime batırdığında. Her iç çekişte inip kalkan göğsüme batan hüznün acılarını tattıkça. İnsan acıyı da taşıyordu. Tadıyordu. Tanışıyordu yeniden yeniden. Derisini yüzüp çıkaramadığı gibi, içinde daralıp küçülüyordu her kuzeye bakışta. Kol kola yürümenin neşesi yoktu artık. İnsan kendisiyle dolaşıyordu bir başına kederle. Bütün yönlerin yabancısı olmak gibi.
Tüm dalları rüzgârda kırılmış ağaçların gürültüsüydü olup bitenler. Bitmeyenler.
“Yine de, ara vermeden
Başka kimde daha çok var oluruz?
Bizle sonsuz olan geçip gider.
Sen var ol, sen ağız, onu hep duyalım diye,
sen, bizi sözliyen: sen var ol.” Rilke
Yarın ne kadar sürecek hocam? Sonsuzluk ve bir gün mü?
İsmini unuttuğum tüm duygularımla…