SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

'Herkes biliyor zarların hileli olduğunu'

Yazının Giriş Tarihi: 21.01.2016 08:11

"Herkes biliyor zarların hileli olduğunu. Herkes yuvarlanıyor iyi şanslar dileyerek. Herkes biliyor savaşın sona erdiğini. Herkes biliyor iyilerin kaybettiğini. Herkes biliyor dövüş önceden ayarlanmıştı. Yoksullar yoksul kalır, zengin zenginleşir. İşler böyledir. Herkes biliyor.

Herkes biliyor teknenin su aldığını. Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini. Herkeste babaları ya da köpekleri biraz önce ölmüş gibi buruk bir his var." LEONARD COHEN

Her çağda en doğruları çoğunluk sanatçılar dile getirir. Notalar, renkler, dizeler, kalemler, yontularla. Ellerinde ne varsa onlarla. Çünkü söyleyecekleri vardır. Dile getirilmesi gerekenler. Toplumun kanayan yerinden akanları durduracak bir şeyler yapma isteği.

Duyarlılığı keskinleşmiş her insan da olabileceğine benzer ve onlarınkinden daha da incelmiş o incelikleriyle daha çok görür, koklar, işitir ve hissederler olanları.

Olmayanları... Üzerinden dokuz yıl geçmiş faili meçhulleri, gözlerimizin önünde ölen çocukları...

Ve dahi pek çok şeyi anlatan toplumun bellekleri sayılırlar şiirleri, şarkıları, resimleriyle.

Örneğin, Pablo Picasso tarafından İspanya iç savaşı sırasında Nazi Almanyası'na ait 28 bombardıman uçağının 26 Nisan 1937'de İspanya'daki bombalamasını anlatan Guernica tablosuyla, tarihe not düşmemiş miydi?

 "Sessizce bir türkü söylüyoruz/ İçimizde bir yaraya bakarak." Yannis Ritsos

"Yannis, bu yaralar nerden gelir içimize?" demek gelir bazen, öyle kendi kendime düşünürken. Suriyeli bir çocuğun içiyle, İsviçre'deki bir çocuğun içi aynı mıdır?
Refah toplumlarında yaşayan kadınların içleri farklı, savaşı yaratanlarla savaşan erkeklerin içleri başkadır.

Yaşadığınız topluma bakın içiniz açılsın. Ya da kapansın tam tersine. Yolda yürürken baktığınızda gördüğünüz o mutsuzluk, yalnızlık, güvensizlik ifadeleri içten gelen saklanamaz çaresizliklerin, yorgunlukların yansımasıdır bilirsiniz.

Bıkkınlıklar, taşınamaz yükler, ölümler toplamıdır hayat, gülümsemelerin hafif uçuculuğunun yanında ağır çeken anlarsınız. Bu insanoğlunun tarihsel değişmez kaderidir dersiniz bazen her çağda yaşadığı. Çünkü kötüler her daim vardır ne yazık ki...

"Çürümüş bir şey var bu ülkede/ Çığrından çıkmış devran/Kim dayanabilir zamanın kırbacın/ Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine/ Aşkının kepaze edilmesine/ Kanunların bu kadar yavaş.../Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine/ Kötülere kul olmasına iyi insanın/ Kim dayanabilir..." Shakespeare

Halden anlamak çare olmasa da bir kitap alırsınız elinize. Kendi acıyan içinize bir şey anlatabilmek, avutabilmek için, "...bana öpebileceğim bir yer sakla yüzünde, beni bölen bir şey var orada..." cümleleriyle İsmet Tokgöz okumaya başlarsınız.

Ya da bir nota iyi eder bir an sizi. Yaşama dair bir sestir o."Goran Bregovic - In The Deathcar" dinlersiniz örneğin. Ölüm arabasında hala hayatta olduğunuzu anlatan bir gerçek sestir içinize iyi gelen.

Olmadı bir Angelopoulos filmi izlersiniz tam da kalbinize uygun "Kendi ülkemde kendimi içsel bir sürgünde hissediyorum. Henüz evimi, yani kendimle ve dünyayla uyum içinde yaşayacağım yeri bulamadım." replikleriyle dolu.

Aklınızın bu çürüyen dünyada hala yerinde olduğunu size hatırlatan böyle şeyler gerekir bazen.

Bir de her şeye rağmen sevebilmeyi başarabilmek gerekir çünkü Eluard'ın dediği gibi "hâlâ faşizmin giremediği tek yer, iki insan arasındaki ilişkidir."