SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Her şey bir çocukla başlar bu hikâyede

Haber Giriş Tarihi: Yazının Giriş Tarihi: 19.06.2022 15:58

Haber Güncellenme Tarihi: Yazının Güncellenme Tarihi: 19.06.2022 04:08

Evet, tam da böyle, bir çocukla başlar her şey. İnsanın önce kendi çocukluğuyla. Sonra anne ve babasıyla devam eder yolculuk. Yola çıkılır da tam nereye gidileceğini bilemez insan sonuna varana kadar.

Kendi babası, annesiyle temeli karılan, karmaşıklaşan çocuk büyüyünce baba olur yine bilmeden. Çünkü aslında harcı karanlardan biri de çocuktur aslında. Her çocukta başka baba olunacağını da çok sonraları bileceği gibi.

Bir fotoğraf karesidir eninde sonunda her şey. O karede neler vardır? Herkes başka bir şey görür. Farklı yaşlarda bakıldığında, başka zamanlar geçtiğinde de görülen değişir. Çünkü ruhumuz, yaşadıklarımız, yaşayamadıklarımız, hayatımıza sessizce girip gürültüyle çıkanlar eğip bükerler bizleri. İlk el tutuşumuz anne ve babamızladır. Ellerin ne denli önemli olduğunu giderek daha çok fark ediyorum. Dünyayı önce ellerimizle tanıyoruz, kendimizi ellerimizle ifade ediyoruz sözlerden evvel. Duvarlar sesin yetmediği zamanlardan kalan çizgilerle dolu. İnsan bedenleri gibi.

İzmir depreminde insan elini göçük altında tutan eli çoğumuz unutmamışızdır örneğin. Bir babanın eli neredeyse Tanrısal bir ithafla güçlendirilmiş hatta ”Baba” kavramının içine devlet dahil sağlam anlamlar yüklenmiştir. Korku, ceza, eril gücün sınırsız yetenekleri! koruyuculuk, maddi güven, hatta özellikle kız çocuklarına sahip çıkma, erkek çocuklarına ise örnek olma, ailenin yükünü sırtlanma, nerdeyse çocukların kaderini tayin etme yetkisi dahil okuma, evlenme, alınan kararlarda etkin olma gibi sonu gelmez görev tanımlamalarıyla liste uzar gider. “Erkekler ağlamaz.” düsturuyla yetişen, yüz göz olunmasın diye çocuklarını uykusunda seven babalar bir kadını, çocuğu, insanı, kendisini dahi nasıl seveceğini öğrenememiştir nedense.

Oysa babalar sadece insan. Hem de onca yükü taşıyamayacak kadar çocukluktan çıkmayanları da düşününce üzülmüyor da değilim biraz. Sınırlı, ölümlü bir varlıktan hatta çoğu kez “var olamayan” bir canlıdan bunca şey beklemek bekleyenlerin acizliği olsa gerek diyorum bazen. Kız çocuğunu kartal gibi diğer erkeklerden koruyan babalar kızlarının ya da oğullarının cinsel tercihleri değiştiği zaman da “baba” olmaya devam edebiliyorlar mı? Ya da aile içi şiddet ve taciz gibi insanlık dışı davranışlarında “baba”lar nereye saklanıyor merak ediyorum. Boşanmaların çoğunda babalar sadece evlilik ve eşlerinden ayrıldıklarını çocuklarından boşanmadıklarının farkındalar mı acaba? Pek soru var sorulacak çoğu cevapsız belki. Ama şefkatle evlatlarının başını okşayan, sevdiklerine sevgisini göstermekten utanmayan, atfedilmiş uydurma değerler yerine kendi değer olan babalar da var biliyorum. Bu babaların büyükse ellerinden, benden küçükse gözlerinden öpüyorum tüm kadınlar adına.

Her kavram içi boş doldurulmayı bekler, tıpkı insanların bir sıfat olmadan kendileri olmaları gerektiği gibi. Tüm apoletlerden arınık sadece insan olma çabasıyla baba olma-ki nedir o bilmiyoruz- sadece etrafımızdaki davranışlarıyla kalbimizi ısıtan babalarımıza sevgiyle bakıyoruz.

Kafka” yı Kafka yapan sevgisizliğiydi belki de;

“Çok sevgili Babam,

Geçenlerde bir ara, neden senden korktuğumu savunduğumu sormuştun. Her zaman olduğu gibi sana verecek yanıt bulamamıştım; bunun nedeni kısmen sana karşı gerçekten duyduğum korku, kısmen de bu korkuyu gerekçelendirmek için çok ayrıntının gerekiyor olmasıdır. Her durumda biz seninle çok farklıydık ve bu farklılığımız yüzünden birbirimiz için öylesine tehlikeliydik ki...O zamanlar, daha genç, daha zinde, daha doğal, daha kaygısızdın. Ayrıca işin bütün zamanını alıyordu, bana günde bir kez bile görünmüyordun...İlk yıllara ait yalnızca tek bir olayı anımsıyorum, belki sen de anımsıyorsundur bunu. Bir gece, su diye vızıldamıştım, susadığımdan değildi elbette, muhtemelen kısmen kızdırmak, kısmen de kendimi oyalamak içindi. Yaptığın birkaç sert uyarı fayda etmeyince, beni yatağımdan almış, evin kapısının önündeki koridora çıkarmış ve kapıyı yüzüme kapatarak, beni orada geceliğimle kısa bir süre tek başıma bırakmıştın. Beni gece vakti yatağımdan alıp kapı önündeki koridora bırakabileceğin gerçeği ve senin gözünde bir hiç olduğum yönündeki kahredici düşünceyle yıllar sonra bile acı çektim... Benim ihtiyacım biraz yüreklendirme, biraz güler yüz, biraz da yolumun açılmasıydı ama sen bunun yerine yolumu kapattın... Senden duyduğum şarkıları anlamadan söylediğimde ya da en sevdiğin deyimleri papağan gibi tekrarladığımda yüreklendirdin beni, ancak bunların hiçbirinin geleceğimle ilgisi yoktu... Bütün düşünce sistemim senin ağır baskın altındaydı!... Sözcüklerle kolayca hücuma geçerdin, ne söylerken ne de sonrasında birilerine acırdın, insan senin karşında tümüyle savunmasız kalırdı.”

“Baba’nın Ölümü” üzerine kurgulanmış yaşam örnekleriyle doludur felsefe ve sanat dünyası. Çünkü tanıştığımız ilk otoritenin −Baba−nın Ölümü, yani büyük yıkım, felsefe ve yeniden inşâ için eşsiz bir olanaktır. Baba, tanrının ve devletin bir beden olarak karşımızda bulunmasıdır ve yok oluş kendimizi yeniden kurmak için bir yarık açar trajik olsa da. Baba’nın Ölümü’nün felsefe için bir olanak olması, Baba’ya karşı bir nefretten ileri gelmez; Friedrich Nietzsche’de olduğu gibi bir sevgiden ve güvenden de kaynaklanabilir. 
Aziz Nesin’e de bu şiiri yazdıran bir baba değil midir yine?

“BABAM

Dünyaların en iyi babası benim babamdır./Düşmandır düşüncelerimiz,/Dosttur ellerimiz.
Dünyada tek elini öptüğüm,/Babamdır./Kırkını geçtin, adam olmadın der,/Başım önünde dinlerim,
Önünde tek baş eğdiğim babamdır./Sabahlara dek Kur'an okur/Anamın ruhuna,/İnanır ona kavuşacağına./Bana gâvur der/Diş bilemeden/Dünyada tek bağışladığı ben,/Tek bağışladığım odur.
Başım derde girdikçe bakar çocuklarıma,/Bitürlü ölemiyorum der senin yüzünden,/Çocuklar ortada kalacak,/Ölemez kahrımdan benim,/Yaşamak zorunda benim yüzümden./Gözlerindeki ateş bakışlarında söner,/Tuttuğun altın olsun der./Çocukluğumu tek anlayan odur,/Dünyaların en iyi babası benim babamdır...”

Çocukluğunu içinde, çocuğunu ellerinde, eşini kalbinde taşıyabilen ve o yolculuğu karanfil kokusuyla doldurabilen tüm babalara hürmetlerimle…