SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Haksızlıkların hakkı

Yazının Giriş Tarihi: 10.12.2020 00:29

Kim söyledi bize mutlu olacağımızı? Kulağımıza ilk kim fısıldadı her şeyin yolunda gideceğini? Bunca savaşın, yoksulluğun, acımasızca ve hoyratça, bir türlü paylaşıla paylaşıla doyurulamamış gözlerin varlığından korkarak kendimiz uydurmuş olmalıyız bu repliği. Ayakta kalmak, o korkunç gözlere sendelemeden bakabilmek, bir dayanacak güç bulabilmek için.

Bizler neler uydurmadık ki? Onca eşitsizlikleri, yerinden yurdundan sürgün edilmeleri, işkenceleri, bir lokma ekmeğe muhtaç etmeleri, şu küresel salgında dahi kimin ölüp ölmeyeceğine karar verme küstahlığını uyduran bizler değil miyiz? Adı "İnsan" olan bizler. Barışı, sevgiyi, sanatı, felsefeyi yaratabilen bizler. Nasıl da korkunç olabiliyoruz? Aynı güneşin altında onca hak edilmemiş yoksulluk ve hak edilmemiş varsıllık nasıl bir arada olabiliyordu? Asıl soru buydu.

Ve başkaldıran insan kimdi? Kaldırması gereken. "Hayır" ve "Evet" deme noktası tam da burasıdır. Kaderin! ya da özgürlüğün en karanlık noktasıdır hatta. Ölüme "Evet" demek aynı zamanda yaşama "Hayır" anlamı taşır.

İnsan başkaldıramıyordur ve zorunluluklara "Hayır" da diyemiyordur.

Çaresizliğe "Evet" demek tek marifetimiz. Bir dilim ekmek, bir nefes karşılığında artık.

Yoksunluklarımızda, korkularımızda, acizliklerimizde, eşit olamadıkça hak ve özgürlüklerimizden söz edemiyoruz. Haksızlıkları hakkaniyetle dağıtabildiğimizde belki de adaleti yaratabileceğiz.

Küresel salgının yarattığı panik hallerimize acıyarak bakarken politik, sarsıcı ve çok da eşitlikçi, hakkaniyetli bir virüsle karşı karşıyayız bana kalırsa. Aramızda maske olsa da hepimize ulaşmak için aynı çaba içinde olan virüsten söz ediyorum.

Asıl eşitsizlik sınıfsal, ekonomik farkları yaratan virüse karşı aldığımız ya da alamadığımız önlemlerde ortaya çıkıyor. Belki de aramızda en masum olan virüsün kendisi bu anlamda.

Hak, adalet, eşitlik, yaşama ve sağlık haklarının yanında, insana yaraşır ölüm hakkı da kendinden söz ettiriyor. En azından buna hakkımız olmalı.

Başkaldırma aynı zamanda bir hakka geçişi de saklar içinde. Neye karşıyız? Sistemlerin yetersiz olduğunu değil de tam tersi, kendi çıkarlarına göre son derece sıkı biçimde organize olmuşların başarılarına tanık oluyoruz.

Bizler, içinde insanın da olduğu sistemler düşündüğümüzden dolayı başarıyı göremiyoruz. İçinde öğütüldüğümüz, yok sayıldığımız düzeneklerin herhangi bir parçasından fazla sayılmadığımızdan şaşkınız. İnsansız araçlar gibi artık pek çok şey. İnsansız hayatlardayız.

"İnsan" olmaya hakkımız olduğunu düşünmeye dahi hakkımız yokken çok şey istemiş olmuyor muyuz? Bizler kader yaratabilen varlıklar mıyız? Belki de üzerinde düşünmemiz gereken en önemli sorulardan biri de budur. Adaletin temelinde, "adaletsizliğin acısını çekme korkusu" vardır ve erdemler ahlakın başrollerini oynarlar. Adaletin, iyiliğin, başkalarının varlık alanlarını koruyarak yaşamak ve acıyı bile paylaşmak bunlardan sadece birkaçıdır.

Ancak ondan sonra haklarımız konusunda bekleyeceklerimiz olabilir. Özgür irade kavramı, belki de son süreçlerde virüsün temsil ettiği insanın yapıp etmelerini, kötülüğü yaratanlara karşı her şeye rağmen mücadele etmeye devam etmeyi öğretecek bize. Bencilce sadece kendisini değil, artık bir başkasının varlığına da kıymet vermeyi bilenlere moral, unutmuş olanlara da bir hatırlatma niteliği de taşıyacak. Yalnız değil, birlikteyiz ölüme karşı. İnsana yaraşır biçimde yaşayıp ölemesek de. Çok acı var içimizde, sadece virüs değil. İnsanlığımız entübe edilmiş, geri döndürülmeyi bekliyor. Çok zorlu ve yabancı ve soğuk zamana doğru gidiyoruz bilmeden.

Sıkış tepiş metrolarda, otobüslerde, iş yerlerinde karın doyurmak zorunluluklardan işlerine gitme karşılığında hayatlarını takas eden yetişkinler olarak, hayatı öğretemeden ölümü öğretiyoruz çocuklara. Yaşanası dünya böyleymiş gibi. Başka türlü yaşamak mümkün olamazmış gibi.

Hesiodos şöyle diyordu: "Balıklar ve hayvanlar ve yırtıcı kuşlar birbirlerini yiyorlar. Ama Zeus insana adaleti verdi. Adaletin yeri Zeus'un tahtının yanındadır."

Peki, o tahtın yanında kim oturup Zeus'un kulağına yırtıcı kuşların kaderini insanlara vermesini fısıldayıp duruyor hala?