Felsefenin dünyası

Belgin ÖNAL 18 Kasım 2021 Perşembe, 02:08

Bir fikir onu düşünen insandan daha güçlüdür. Çünkü hepimize aittir. Eleştirel, akılcı, tüm insanlığı kuşatıcı özellikleriyle felsefe, filozofların fikirler dünyasından çıkıp bize ulaşır. Refleksif oluşu onu ayakta tutar. Akıl yürüten, bağlantıları düşünceyle görmeye başlayanlar o uzun yolculuğa kendi adımlarını da ekleyerek gücü arttırırlar.

Oynamadığımız oyunun yenilmişleriyiz aslında. Başı kopuk kendi kanında boğulmuşlarız. Bilginin cahillikle aynı hızda çoğaldığı başka bir zaman var mıdır acaba? Ne kadar çok ve çabuk bilgi denene ulaşabilirken nasıl oluyor da bunca cehaletin içinde debelenip durduğumuzun dahi farkında değiliz? Olamıyoruz.

Felsefe farkındalık ve insanlaşma işidir. Bunu düşünebilme ve bilgisine ulaşabilme işi. Etrafımızda bizi bombardımana tutan verilerin hepsini bilgi sayıp arama ihtiyacı duymuyoruz. Çünkü insan merak ettiğini, eksikliğini duyduğunu, bulmayı istediğini arar. Bilginin sanmaktan farkını görmek için aklın ışığı gerekir. Maden ocağının en derinlerinde ince ince, oya oya öğretilerin dikenlerini ayıklıya ayıklıya belki parlak bir bilgi kırıntısı bulma uğruna verilecek çabalara ihtiyacımız var. Hem de bilge olmayacağımızı bile bile, bilginin yolunda tek başına yürüme işimiz var. Felsefe de, yaşam da, anlam da budur. Başkaca da bir şey değildir aslında.

Bilmekle dünya arasında düşünmek diye beceremediğimiz bir becerimiz var. Dile geldikçe sesimiz hiçliğin boşluğunda kaybolup giderken, yine de merak eder bilmek isteriz. Çünkü varlığımızın başkaca bir anlamı yoktur. Felsefenin doğuşu hiçliğe karşı ısrarla durmak istegimizle başlar. Yok oluşu biliriz de var oluşu kavrayamayız bir türlü. Yitip gittikten sonraki var oluşu da olmayışı da.

Ne çok işimiz vardır şu dünyada. Çaresizce kör gözlerimize yeni alfabeler yaratır dururuz. Her filozof dilcidir esasen. Kör gözlere, başsız beyinlere kendilerince yeni diller yazarlar dünya okunsun, anlaşılabilsin diye.

Ama aslında ne oluyordur? Dünya kadar felsefi bakışın tek bir dünyaya yetmediği, soruların bitmediği, o son noktanın konamadığı gerçeğiyle başımız ellerimiz arasında kalakalıyoruzdur.

Acı keskindir onun ne olduğunu herkes öğrenir. Özgürlüğün, iyiliğin, suçun neler olduğu konusunda dilimiz dolanıp durur. Ama en çok kötü neyse ve ne hikmetse and içmiş gibi heryerde yaşatırız onu. Ölümle teyellenmis dünyada yaşarken bu nasıl bir cahil cüretidir şaşarız. Şiirlere, öykülere, sözcüklere özenle yerlestirdigimiz sevgiyi, başka biri olmanın hakkını, kendi olma sorumluluğunu bir yerlere koyamayız. Bunca kederi, fikirsizligi, insanlaşamayışımızı; tarihin öfkeyle durduğumuz şu çağın gergefinde işlediğimiz hangi nakış bizi anlatır? İşkence yapan da insan, işkence yapılan da. Silginin bir yanlışı siliyorken kendini de sildiğini unutan insan.

Yapıp etmelerimiz bizi biz yapar oysa. İnsanın ilk icadı "ateş" deseler de, bana kalsa ilk icadı "yalan"dır. Hepimize ait dünyanın, keyfince istediği parçasını çevirip "Burası benimdir" dediğinde ilk zehirli oku bir başkasına ve de kendisine atmıştır bile çoktan. Birlikte barış içinde yaşayamayacağımızın, savaşları başlatacağımızın, hakkımızdan fazlasını alacağımızın ilk işaret fişeğini atmışızdır bir kere.

"Öyle eyle ki senin davranışlarının ilkesi ..." cümlesini koşulsuz bir ahlak yasası olarak ifade edebilen insan aklı da var olabiliyorken nasıl oluyor da kendisi gibi düşünüp inanmayanları öldürme amacı taşıyan insan da var olabiliyor?

Doğanın ayrık otları, zehirli sarmaşıkları olan insanoğlu artık aklını başına alma zamanının çoktan geçtiğini fark etmeli. Ne çok ilerledik teknolojik olarak oysa. Uzaya seyahat planları, insansız araçlar, vatandaşlık dahi verilen robotlar derken kendimize ulaşamaz durumdayız.

Kendimizle kendimiz arasında kablolar var kalpten çok. Konformizmin dibinde sarhoşuz. Ama Platon'dan, Kant'tan daha ileride değiliz örneğin. Çünkü zamanın soğuk sularından geçerken herkes kendi değişimini, dönüşümünü tek başına başarmalıdır biricik aklının aydınlığıyla. Felsefe budur. Ölüm ve doğum varken doğanın ömrümüzün boşluğunda bizim için yapabilecegi hiç bir şey yoktur. Ama bizim vardır. Çünkü kötülük dediğimiz, bu kavramlar üzerinde hiç kafa yormamış insanların marifetidir. Oysa dünya diyalektik işleyişini sürdürür. Hersey kendi zıddını dogururken iyilik çıkagelir usul usul nezaketiyle. Yokmuş gibi, fark ediliyormuş gibi sahneye çıkma anını beklerken.

Oysa yasalar suçu ve hakkı yaratırken, kötülük iyiliği, ölüm yaşamın toprağını besler. Ve Turgut Uyar der ki; "Günler geçer ve çalışır şafağın değirmeni kim bilebilir ki kimi neyi eskittiğini"...