SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Felsefe mimarlığı ya da mimarlığın felsefesi üzerine

Yazının Giriş Tarihi: 19.06.2015 11:26

Felsefe insanın en yalın, en hazin, en doğal, en rahatsızlık verici ve vazgeçilmez düşünsel etkinliğidir; mimarinin sağladığı rahatlığa, konforuna, insan için yararlılığı arayan yaratıcılılığına karşı.

Felsefe ve mimari, kişisel yaratıcılığa dayanan subjektif bakış açısından beslenirler. Fakat sonrasında yolları ayrılır. Felsefe evreni, var olanları, düşünceyi ve insanı da temele alan aklın ilkelerini de yanına alarak yoluna devam eder. Mimarlık ise aklın estetik öğelerini, tüm insanlığın hizmetine sunacağı bir köprünün ayağına, bir evin pencere pervazına, bir çatıdan içeriye sızacak ışığın kırılmalarına yerleştirmeye çalışır.

Felsefe gözünün önünde duran, kendisine verilmiş olan, "var mış gibi duran" ya da "var zannettiği" varlığın içine dalar cesurca.

Bir Mimar Sinan olmasaydı nasıl ki "Süleymaniye Camii", bir Rodin olmasaydı "Düşünen Adam" heykeli olmayacaksa; bir Kant, Hegel, Sokrates olmasaydı da onların felsefeleri de olmayacaktı. Özgünlükten insanlığa doğru açılma noktası, mimari ve felsefenin kesiştiği yerdir. Yaratıcıları yok olsa da onlar tek başlarına yaşamaya devam edecek kadar cesurdurlar. Çünkü özgün olan her şey zamanın arkadaşlarıdır.

Yeni varlıklar yaratan mimari, var olmuş varlıklar üzerine düşünceler üreten felsefeden daha güçlüdür bir anlamda. Mimari, estetik yaratıcılığın, ışıyan ruhun gözle görünür, seyredilir, dokunulur, işleve dökülür halidir; Felsefenin görünmez düşünce bahçesinin kokusuz meyvelerinin yanında.

Mimar kalbinin gözlerini bir mermere, bir taşa bırakırken felsefeci kelimelere yerleştirir görünmez izlerini. İkisi de bir hoş sedadır zamanın yankılanan geçidinde. Direnirler, fark edilmez incelikli, zarif ısrarlarıyla ölüme karşı.

Felsefe varken hiçliğe doğru, mimari hiçlikten varlığa doğru büyüyen ve aynı kaynaktan beslenen farklı ağaçtırlar, bambaşka meyveler veren. Birinin ağaç olduğunu herkes görür; diğeri ise görünmez ağacın olmayan meyvelerini verir. Çünkü insanoğlu elle tutulur, gözle görünür, işe yarar, kolaylıklar sağlayan, hayatının içinde olanı çok çabuk benimser. Mimarinin felsefeye üstün geldiği nokta da tam da burasıdır.

Mimari bir ev ise, felsefe onun güneşe dönük belli belirsiz gölgesidir bu bağlamda. Hayatın içinde, tam da ortasında, yaşadığımız evin mutfağında, yürüdüğümüz yollarda bizimledir mimari. Ruhun biçimlenmiş, göze gelmiş halidir. İçimizde uyurken dirilmiş çizgilerin, kalemin ucundan hayata akmış biçimlerin ele, insana karışmış halidir. Bizim içindir ve bizimledir. Felsefe yapayalnızdır oysa. Reddedişlerde, kaçtığımız yok oluşlarda, içine hapsonulan meraklarda saklıdır. Felsefe gizlenir. Mimari açığa çıkar. Mimari hayatın görünen, felsefe görünmeyen yönündedir.

Mimari yaşam için felsefe ise daha yaşamı da içine alan yaşam ötesine kadar ulaşabilmek içindir. Ama felsefi derinlikten yoksun bir mimari bakışın zamanın çok ötesine geçme şansı var mıdır ki? Burada "Ne için?" sorusu cevap bekler bizden. Pek çok farklı yanıtlar içerir bu soru.

Felsefe sadece insan için yapılabilirken mimari temelde insan kaygısı gütse de maddi beklentiyi de içinde saklayabilir. Felsefe yoksuldur bu anlamda.

Felsefe hiçliğe karşı, mimari bir toprağa doğru yaratılır. Mimari mutluluk, huzur, konfor, rahatlık için; felsefe ise belki de hiçbir şey için kendini var eder. Olsa olsa sadece merak!

Felsefe düşünce inşa, mimari ise düşünceleri inşa eder.