SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Duyar-mısınız?

Yazının Giriş Tarihi: 28.08.2015 11:18

Suya atılan bir taşın etkisinin halkalar halinde yayılarak genişlemesi gibi pozitif veya negatif etki yaratan sosyal olaylarda dalgalar halinde büyüyerek yaygınlaşır ve bizi bir şekilde etkiler.

Tolstoy, "Acı duyabiliyorsan canlısın, başkasının acısını da duyabiliyorsan insansın." diyerek bunu epey zaman önce hatırlatmıştır gerçi bizlere. İnsan olmanın biyolojik katmanı dışında ontolojik değerlendirmesine vurgudur bir anlamda.

Tüm varlıklar dört katmandan oluşur Hartmann'a göre. Maddi, biyolojik, psikolojik ve düşünsel. İşte insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli yanı, dört katmanın hepsinde var olabilmesidir. Çünkü insan varlığının "Değerler" kısmıyla ilintili olduğu nokta özellikle o son katman bilişsel, düşünsel yani farkındalık katmanıdır. Bize de sorumluluklar yükleyen kısım tam da burasıdır.

Bireyde toplumsal duyarlılığın oluşması için öncelikle farkındalık kavramının gelişmiş olması gerekmektedir. O halde farkındalık nedir?

Farkındalığa ilişkin olarak Herakleitos şöyle der; "İnsan uyanık anlarında da uyurkenki kadar etrafında olup bitenlere karşı dikkatsiz ve unutkandır. Ahmaklar duymalarına karşın sağır gibidirler; Onlar için ne zaman burada olsalar mevcut değiller deyimi uygun düşer. Kişi uykudaymış gibi davranmamalı ve konuşmamalıdır. Uyanıkken tek bir ortak dünya vardır; uyuyanların ise her birinin kendi özel dünyası vardır. Uyanıkken her gördüğümüz ölümdür, uyurken ise hayaldir."

Sonuç olarak insanın "uyanması" gereklidir. Sanayileşen toplumlarda ekonomik gelişmeyle birlikte insanların bireyselleşmesi ve bunun sonucunda insanın yalnızlığa itilmesi duygusal körlük yaratıp insanın kendisine ve yaşadığı topluma yabancılaşmasına neden olur. Bizim doğrularımız başkalarının yanlışlarıdır çoğu zaman. Ve tek tip insan yoktur evrende. Neredeyse sorumluluk duygumuzun yerini "yenilmişlik" boşluğumuzla değiştirmiş gibiyiz. Çünkü farkındalık ve duyarlılık içimizi acıyor birilerinin yaralarını sarmak yerine.

Bertolt Brecht'in şiiri tamda bunu anlatır;

Her insan kendi adasında yaşar
Takırdatarak dişlerini ya da terleyerek
Gözyaşları, içer
Şeytanın edebiyat bilgilerini
Onun dişlerini takırdatması
Kimseyi yerinden kıpırdatmaz 

Her insan kendi dilinde konuşur
Ve hiç kimse anlamaz ne söylediğini
Kafasındakı ışığın 
Sonra iyi olarak da anlaşılmaz
Düşkırıklığı ve incinmedir
Gerçek utanmazlıklar

Duyarlılık, pozitif bir sorumluluğumuzdur insan varlığımızın. Her birimiz için aynı sorumluluk pay edilmiştir.

Çocuklarımızda aynı paydanın içindedirler ve biz onlara ne yapıyorsak odurlar. Söylediklerimizden çok yaptıklarımız öğreticidir. Bazen, "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" gibi içi boş atasözleriyle onların kalplerini yanlışlarla doldururuz.

O yılanın bin yıl sonra ona dokunacağını, dokunmasa dahi birlikte yaşadığımız her varlığın domino taşı gibi, kelebek etkisi gibi birbirini etkileyeceğini, görünmez bağlarla bağlı olduğumuzu gösterebilmek en büyük sorumluluğumuz olmalıdır.

Bunun için kendimiz gibi olmayanları, doğayı, hayvanları, insanlığı sevebilmek ve o özeni davranışlarımızda gösterebilmek yaşamımızın amacı haline gelmeli. Bu da ancak birbirimize güvenmek, sevmek, paylaşmakla mümkün olur.

"Babana bile güvenme" diyen bir toplumda yaşarken bu oldukça zor bir süreçtir.

Başkalarının çelme taktığı yerden ayağa kalkıp, şöyle bir tozumuzu attırtıp hala insanlığa güvenebilmeyi başarmak yaşamsal sorumluluğu başarabilmek demektir. Ama yine de, "İnsan insanın zehrini alır" cümleleri de saklıdır hayatın içinde bir yerlerde.

İnsanlar, çocuklar ölüyor bu memlekette. Anneler diri diri yaşarken ölmekte evlatlarıyla beraber. Nasıl başımızı kuma gömüp umursamayabilelim onca şeyi?

Kendimize benzemeyenlerden o kadar korkar olduk ki aynada başkasını görüyoruz artık. Tanıyamıyoruz artık o sureti. Sahi kimiz biz?

Başlayan ama bitmeyen öyküler dünyasında yaşıyoruz.

Bizler, sözde büyükler olarak çocuklarımıza kendi hikâyelerini tamamlama şansı veren insanlara dönüşebilmeliyiz.

Belki bizim hikâyemiz de o vakit tamamlanmış olur.