SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Deprem ve felsefe

Yazının Giriş Tarihi: 26.01.2020 22:38

Felsefe bir düşünme etkinliğidir en yalın anlamıyla. Düşünmenin belirtisi ise sorgulamaktır. Soru sormak ise öğrenme ve bilme isteğinin sonucudur. Çünkü insan bilme ve anlama ihtiyacında olan bir varlıktır. Cümlelerimi tane tane yazmaya özen gösteriyorum hiç abartıya kaçmadan. En derin acılar süslenmeden dile getirilebilenlerdir kanımca.

Bu ülkede oldukça dertliyiz. Yazılarımı karamsar olarak yorumlayanlara karşı hep gerçekçi olduğumu savunmamın nedeni, bu topraklarda hep bir darbe, faili meçhul cinayet, yetersiz gelir dağılımı, haksız kazanç, taciz, cinayet, eşitsizlik ve adaletsizlik görüyor olmam.

Bir Türk filmi repliği hoşluğu dışında "Görüyorum!". Maalesef ki görebiliyorum.

Felsefe insana farklı görme biçimleri öğretiyor okuyup sorguladıkça. Oysa gerçek anlamda görme bozukluğu olduğundan gözlüksüz uzağı bile göremem. Ama felsefe sayesinde akıl gözüyle bakmayı öğrendim. Buna sevinmeli miyim, üzülmeli miyim bilemiyorum bu memlekette. Körlük iyi bir şey olsa gerek. Yoksa aklı başındayken insana katlanması çok zor geliyor yaşananlar.

Yaşama hakkı en temel hak olarak korunamıyorsa felsefe bunu sorgular. İnsan hakları bağlamında, insan varlığının değeri anlamında, karar mekanizmalarının hangi değerleri koruyup hangilerini çiğnedikleri konusunda sorgulamaya başlar. Çünkü aklı başında düşünen insanın işidir felsefe yapmak.

Çünkü dini ve mistik (mitolojik) açıklamalar yerine akla dayalı olmasıdır felsefeyi değerli kılan. Doğaya karşı ayakta durabilmek için ihtiyacımız olan şey aklın yaratılarıdır. Bilim gibi felsefe gibi. Antik Mısır uygarlığının başarısı, kısmen Nil Vadisi'nin koşullarına uyum sağlamakta gösterdiği beceriden gelmekteydi bundan yüzyıllar öncesinden örneğin.

İlk ateşi bulan insan elbette ki onu söndürmeyi de bulmak zorundaydı. Çünkü ayakta kalabilmenin birinci koşulu zararlardan korunarak yaşamayı öğrenmektir. Doğa bizden güçlüdür. Her bilim dalı gelişen verileriyle insanı donatır, güçlü kılar.

Deprem gerçeğinde olan bir ülke insanını kurtaracak fener, bir paket bisküvi, deprem çantası filan değildir. Ağaçları kesmeden, doğanın canına okumadan, onunla dostça yaşamanın yolunu bulabilen örnek ülkelere bakabiliriz aklımız yetmiyorsa da. Nasıl binalar yapılması gerektiğini düşünen, bunun sorgulamasını yapabilen mimarlar, oturulamayacak binalara oturum izni veren vicdan duygusu gelişmiş yetkililer, yaşamın anlamını, tüm canlılarla birlikte yaşamak gerektiği bilincine varmış belediyeler, kurumlar için felsefe gereklidir.

Felsefi donanımdan yoksun insanların yarattıkları bir  ülkede yaşıyoruz. Bilmem kaç liralık mesaj yardımı karşılığında destek olmaya çalışırken kazancını göz ardı edemeyen kuruluşlarla, şurdan burdan toplanmaya çalışılan insanın kıt olanaklarına bırakılan desteklerle olmaz bu işler.

Ölüm elbet herkes için gelecek ve eşitleyecek bütün çözülememiş denksizlikleri. Ama bilimin, düşüncenin, teknolojinin onca geliştiği bir zaman diliminde böylesi aymazlık, önlemsizlik ve akıl almaz umursamazlıkla gelen ölümleri haklı bulmuyorum. Kızıyorum hatta kendimize de. Çabucak unuttuğumuz için her şeyi. Doğu insanları duygusaldır Batı dünyası insanlarına göre. Bizler böyle zamanlarda hemen tek yürek, bir vücut yardım, canı gönülden destek verir içten içe ağlarız. Batı insanı ise öngörü işi olan bilimine yaslanır. Kişilerin iyi niyetine bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir doğayla mücadele. Doğanın teknesinde salınıp giderken korsanlık yapmanın sonu gözle ördüğümüz yaşadıklarımızdır. Hemen Elazığ hemen Gölcük hemen Van oluyoruz. İyi güzel de biz yüzyıllardır bilime katkıda bulunmayan, felsefeyi reddeden, bir tas çorba, cami avlusunda duayla doğayla başa çıkmaya çalışan Türkiye'yiz. Bunu bi unutmayalım en başta.

Deprem ya da haksızca ölüp giden, kaderine dahi ulaşamadan yitip gidenlere Oktay Rıfat dizeleri bırakıyorum usulca.

"Sayısız gitmiştiniz ne yazık/ Evvel zaman içinde gibiydiniz/ Uzandım yerden usulca aldım gökyüzünü/ Siz atmıştınız"

Her gökyüzüne baktığımda hiç tanımadığım ama insanca yaşayamadan gidenlere kalbimden bir mavi bırakıyorum onlar için. Çünkü unutulmak ölmekten daha acıdır biliyorum. Ve bu kötülükleri bile isteye yaratanlara ve güçleri yetecekken bile isteye engellemeyenlere, şu ülkedeki güzel insanları bile isteye mutsuz, onursuz ve yetersiz bırakanlara bile isteye Samuel Beckett ilenmesine kendiminkini de iliştiriyorum.

"Bu arada şunu söylememe izin verin; Hiç kimseyi bağışlamıyorum. Onların hepsine rezil bir yaşam, sonra da cehennem ateşi ve dondurucu soğuklar diliyorum."